İlim Öğrenmek

 

Efendimiz  s.a.v’in en büyük mucizesi olan Kuranı okumak, okutmak, yaşamak ve yaşatmak müslümanın en büyük görevidir. Bütün peygamberler kendi görüşlerine göre hareket etmediler bilakis hepsi Allah tarafından gönderilen ilahi bir kitaba uymakla büyük oldular ve Hakkın rızasını kazandılar. Peygamberler böyle yaparsa biz vahye mahzar olmadığımız halde nasıl olurda kendi yolumuzu kendimiz çizmeye kalkışırız. Halbuki yapılacak iş bizim dünyada geçici olduğumuzu anlayıp sonsuz ahiret yurdunun yolunu gösteren Kurana tabi olmaktan başka çıkış yolu yoktur. Bu vesileyle en büyük insan kimdir? Diye sorarsak cevap olarak peygamberler, sıddıkler, şehitler… düşünülür. Tamam doğru fakat cevabı en büyük olan Allah’ımızın en büyük kitabını yaşayan ve onun yolunda gidendir en büyük insan. Ne mutlu Kuran yolunda olanlara. Müslümanın kitabı Kurandır. Bir hıristiyana desek ki kuran oku çocuğuna öğret cevaben ben dinim gereği asla okumam ve onun aleyhine bütün misyonerlik ve gavurluğumu ortaya koyarım. Yahut bir yahudiye desek ne olur kuran bilenlerin sayısı azaldı buna sahip çıkın Yahudi, değil kuran, ben kuran taraftarını yok etmekle uğraşıp, nasıl Allahın düşmanı olduğumu ısbatlamaya çalışıyorum der. Müşriği, budisti, hindusu vs. hepsi aynı cevabı verir. Müslümanım diyene sorsak kuran bilirmisin bilmem der çocuğun bilir mi o da bilmiyor der. Bu durumda bizim Müslümanlığımızın durumu ne? Diğer durumda olan milletlerden farkımız ne? Bu hususta varid olan bazı rivayetleri zikredelim

      Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İlmi, alimlere karşı böbürlenmek, cühelâ ile münakaşa etmek veya mevki-makam elde etmek için öğrenmeyin. Kim bunu yaparsa ona ateş gerekir, ateş!"     

   Ömer b. Abdilaziz rahimehullah'dan nakledildiğine göre, (Medine valisi) Ebu Bekr b. Hazm'a şöyle yazmıştır: "Bak, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hadisinden ne varsa yaz. Zira ben, ilmin kaybolmasından ve ulemanın gitmesinden korkuyorum. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hadisinden başka bir şey kabul etme. Alimler ilmi yaysınlar, ilim için herkese açık yerlerde halkalar teşkil etsinler, ta ki bilmeyenler de böylece öğrensin. Zira ilim, gizli kalmazsa helak olmaz."

Buhari, İlm 34.

             İbn-i Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetimden bir kısım insanlar, dini ilimleri öğrenecekler. Kur'ân-ı Kerîm'i okuyacaklar ve şöyle diyecekler: "Devlet erkanına gidip, onların dünyalıklarından alırız, dinimizi de onların şerrinden uzak tutarız." Halbuki bu mümkün değildir, tıpkı katad (denen dikenli ağaçtan) dikenden başka bir şey elde edilemediği gibi. Aynen öyle de, yetkililerin yakınlığından sadece katad elde edilir."

      Ebu Sa'îdi'I-Hudrî anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim insanların dini işlerinde Allah'ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah, Kıyamet günü onu ateşten bir gem ile gemler."

            Mus'ab b. Sa'd'ın babası anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "En hayırlılarınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretenlerdir."

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm; "Şüphesiz insanlardan Allah'a yakın olanlar vardır!" buyurmuştu. Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar kimlerdir?" diye sordu. "Onlar Kur'ân ehli, Allah ehli ve Allah'ın has kullarıdır!" cevabını verdi.

             Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bana dediler ki: "Ey Ebu Zerr! Senin evden çıkıp Allah'ın kitabından bir ayet öğrenmen, senin için yüz rek'at namaz kılmandan daha hayırlıdır. Keza gidip ilimden bir mevzu öğrenmen -ki bu ilimle amel edilsin veya edilmesin- senin için bin rek'at namaz kılmandan daha hayırlıdır."

         Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah kimin hakkında hayır murad ederse, onu dinde âlim kılar."

         Hz. Muaviye radıyallahu anh, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini anlatıyor: "Hayır bir alışkanlıktır, şer de düşmanlıktır; Allah kimin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih âlim kılar."

         Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: "İlim öğrenmek her Müslümana farzdır. İlmi, ona layık olmayan kimseye öğretmek, domuzun boynuna mücevherat, inci, altın takmak gibidir."

         Zir b. Hubeyş anlatıyor: "Safvân b. Assâl el-Murâdi'ye geldim. Bana: "Ne maksatla yanıma geldin?" dedi.  "İlmi ortaya çıkarayım diye!" dedim. Bunun üzerine bana şunu söyledi: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittim. Buyurmuşlardı ki: "İlim talep etmek üzere yola çıkan hiç kimse yoktur ki, melekler, onun bu yaptığından memnun olarak, ona kanatlarını germemiş olsunlar!"

         Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Yok edilmezden önce şu (dini) ilmi öğrenmeniz gerekir. Onun yok edilmesi kaldırılmasıdır." Aleyhissalatu vesselâm, sonra orta parmağı ile şehadet parmağını şöyle birleştirerek: "Alim ve talebe sevapta ortaktırlar, diğer insanlarda (öğretici ve öğrenici olmayanlarda) hayır yoktur!" buyurdular.

    Kıyamet kopmadan önce Kuranı kerim kaldırılacak ve insanların akıllarından unutturulacak ondan sonra tövbe kapıları kapanacak. O gün gelmeden kurana sarılalım ahkamını yaşayalım.        

        Abdullah b. Amr radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bir gün, evlerinden birinden çıkıp mescide girmişti. Mescidde ise iki halka vardı. Birinde insanlar Kur'ân okuyor, Allah'a dua ediyordu. Diğerindekiler ilim öğrenip ilim öğretmekle meşguldü. Aleyhissalâtu vesselâm: "Her ikisi de hayır üzeredir: Şunlar Kur'ân okuyorlar, Allah'a dua ediyorlar, Allah (taleplerini) dilerse onlara verir, dilemezse vermez. Bunlar ise öğrenip öğretiyorlar. Ben de bir muallim olarak gönderildim!" buyurdular ve ilim halkasına oturdular."

        Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah benim sözümü işitip öğrenen, sonra da onu benden başkasına ulaştıran kimsenin yüzünü Kıyamet günü ağartsın. Zira nice ilim sahipleri vardır ki, alim değildir. Nice ilim sahipleri ilmi, kendinden daha alim olana taşırlar."

        Yine Hz. Enes anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İnsanlardan öyleleri vardır ki, onlar hayrın anahtarları, şerrin de sürgüleridir. Allah'ın, ellerine hayırın anahtarlarını koyduğu kimselere ne mutlu! Şerrin anahtarlarını Allah'ın ellerine koyduğu kimselere ne yazık!"

Muaz b. Enes'in babası anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim bir ilim öğretirse ona bu ilimle amel edenlerin sevabı vardır. Bu amel edenin ücretini eksiltmez."

        Ebu Katâde babasından naklediyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kişinin (öldükten sonra) geride bıraktıklarının en hayırlısı şu üç şeydir: "Kendisine dua eden salih bir evlad, ecri kendisine ulaşan bir sadaka-i cariye, kendinden sonra amel edilen bir ilim."

        Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mü'min kişiye, hayatta iken yaptığı amel ve iyiliklerden, öldükten sonra ulaşanlar, öğretip neşrettiği bir ilim, geride bıraktığı salih bir evlad, miras bıraktığı bir mushaf (kitap), inşa ettiği bir mescid, yolcular için yaptırdığı bir bina, akıttığı bir su, hayatta ve sağlıklı iken verdiği bir sadakadır. Ölümünden sonra kişiye işte bunlar ulaşır."

        Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sadakanın en üstünü, kişinin bir ilim öğrenip sonra da onu müslüman kardeşine öğretmesidir."

    Son zamanlarda sürekli ALLAHın ilk emri oku denilip bu şekilde bırakılıyor. Halbuki doğrusu Yaratan Rabbinin adıyla oku! Yani önce Rabbini tanı onu öğren, eğer biz sadece oku dersek bunun içine her çeşit okuma girer iyisi de kötüsü de. Bunun için önce Allah celle celalühü nün istediği şekilde önce akaid, tefsir, fıkıh, hadis vs. gibi ilimlerden başlamak lazım sonra sırasıyla diğer ilimler.

Meâl-i Şerifi

1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2- O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.

3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.

5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.

     Rabbinin adıyla oku!. Yani onun yüce adıyla, "Allah" yüce ismi ile başlayarak oku. Okumaya başla. Yukarıda geçtiği üzere bu emir inerken, başlangıçta Hira mağarasında Hz. Muhammed'in huzuruna melek gelip canına tak diyen şiddetli bir sıkıştırma ile yalnız "oku" demiş. O zamana kadar Hz. Muhammed okumak bilmediği için "ben okumuş değilim" yani okumak bilmem ki ne okuyayım? demişti. Bunun üzerine yine şiddetli bir sıkıştırma ile "oku" demiş. O da yine "ben okumuş değilim" demişti. Demek ki o ilk iki "oku" emri henüz Kur'ân değil, okuma denilen işe başlamak için heceletme cinsinden hazırlayıcı bir emir teklif idi. Kur'ân, üçüncü defaki sıkıştırmadan sonra olan iş bu "Rabb'inin adıyla oku!" emri ile başlamıştı. Şu halde bu emir, ilk inmesinde hem yaratıcı bir mahiyette Hazreti Peygamber'i okumazken okur yapmış, hem öğretici bir şekilde nazmı ile okunanı belirtmeye başlamış, hem mânâsı ile ilk vazifenin böyle yaratan, terbiye eden Allah'ı tanıtmak ve onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu yükümlü tutmak şeklinde anlatmıştır. Bu başlangıçta şöyle demek olur: Gerçi sen bu zamana kadar okumadın. "Sen Kur'ân'dan önce bir kitap okumuyordun." (Ankebut 29/48) kitabın niteliğini, imanın esasının neden oluştuğunu bilmezdin... "Sen önceleri kitap nedir iman nedir bilmezdin." (Şurâ, 42/52) Fakat işte yaratmak denilen işin sahibi olup kâinatı yaratan ve seni yaratıp yetiştiren, sana ve her işine sahip olan Rabb'in seni kudretiyle şu anda bir okur yaptı, okunacak bir Kur'ân, bir kitap indirmeğe başladı. Böyle öğretildiği gibi o Rabbi'nin ismiyle başlayarak oku!

"Kur'ân okumak istediğin zaman, Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın." (Nahl, 16/98) âyetinde de geçtiği üzere Kur'ân okumanın hakikati, sözü rasgele söylemekten daha güzel bir şekilde düzgün olarak bağlayarak birbiri ardınca ağızdan sesle çıkarmaktır ki, gerek ezberden ve gerek yüzünden, gerek gizli ve gerek açık mutlak olarak okumak demektir. Kitabın kitap olması için, gerçekten yazılmış olması şart olmadığı gibi, okumak için de mutlaka yazı şart değildir.

Gözle okumaya, zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kırâatin kemali ezbere okumaktır. Hz. Peygamber'in hadisinde söylendiği üzere yüzünden okumanın sevap ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye sebep olmasından dolayıdır. Resulullah'ın kırâati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur'ân'ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskiden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmî Peygamber'e bu emir ile bir mu'cize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlanmış ve kendisine yazmadan okuyacak okutacak, emir yoluyla yazdırtacak bir okuma imkanı ihsan buyurmuştur. Buna besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Ve bunun hikmeti, uluhiyet gereği olduğu da özellikle "senin Rabbin" izafeti ile anlatılmıştır. Hiç bir kitap okumadan ve kalem ile yazıyı öğrenmeden böyle bir okuyuş mucizesi nasıl mümkün olur? gibi bir şüpheye meydan bırakılmaması için kalem işine kadar gelinmek üzere aşağıdaki gibi yaratıcılık vasfı ve yaratılışın başlangıcı ile uluhiyet hükmü hatırlatılarak ve açıklanarak buyuruluyor ki: O Rabb'in ki yarattı, yani olmayan şeyi yaratmak kendisinin vasfı olan, yahut seni ve her şeyi yaratan Rabb'inin ismiyle oku ki

2. O insanı bir kan pıhtısından yarattı.

ALAK, "Kamus" ve şerhlerinden anlaşıldığına göre aslında lügatta alek maddesi, yapışıp ilişmek mânâsındadır. Ve mutlak şekilde ilişken ve yapışkan nesneye de denir. Bundan her türlü kana ve kırmızı kana ve özellikle uyuşuk kana alek denilmiş. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile rahimdeki tutuğa da aleka denilmiştir. Bütün bunlar maddî mânâdır. Bunlardan başka alek, ruhanî ve manevî olarak "alaka" gibi aşk ve sevgi mânâsına geldiği de lügatta açıklanmıştır.

Tefsir bilginleri, "Bir alakadan, yahut sırf bir ilişikten bir insan yaratan ve mutlak surette yaratmak kendinin şanı olan Rabb'in hiç okumamış olan kimseyi de böyle bir emir ile elbette okutur. Onun için oku!

3. Onun ismi ile "oku" tekrarı ifade eden bu ikinci emir okumak yeteneğinin tekrar ile meydana geleceğini uyarmak üzere birinci "oku’yu pekiştirmek için bir tekrar olduğu gibi, daha sonraki âyetlerden hareket ederek başkalarına tebliğ etmek veya yazdırmak için okumak üzere ikinci bir emir de olur. Ve Rabb'in sonsuz kerem sahibidir. Birinci tarz, sözün gelişine daha uygun ve peygamberlik ile lütuf ve ihsanda bulunmanın kalem ile ikramda bulunmadan daha yüksek olduğunu anlatmada daha açıktır. Yani başkası değil, o her cömertten daha cömert olan Keremine, kerametine nihayet olmayan, karşılıksız, bedelsiz, korkusuz, endişesiz lütuf ve hilmi ile, sebepli veya sebepsiz, alışılmış ve alışılmamış cömertlik ve yardım ile nimet verip, ihsanda bulunan kerametler ve mucizeler bağışlayan ve gerçek kerim (cömert) yalnız kendisi olan o yaratan ve sana ismi ile başlayarak okumayı emreden ancak Rabb'indir.

4. O kalem ile öğretendir. Kalem ile yazıyı öğreten, o vasıta ile ilim belleten de odur. Yoksa bir kan pıhtısından yaratılmış olan insanlar ne kalem bilirdi ne yazı.

5. O, insana bilmediği şeyleri öğretti. İnsanda olmayan kuvvetleri, yetenekleri, kabiliyetleri yaratarak ve deliller getirerek ve âyetler indirerek vehbî (Allah vergisi) olarak da öğretti. Çalışarak kazanma yoluyla da öğretti. İşte öyle sonsuz kerem sahibi olan Rabb'in sen hiç okumamışken, yalnız cömertliğinden sana Ledünnî (Allah tarafından ihsan edilen) bir ilim vererek böyle bir emir ile seni kaleme muhtaç etmeden de okutur, bilmediğin şeyleri bildirir ve bildirdi. Onun için sen de onun ismiyle bu Kur'ân'ı oku, oku. Beydâvî der ki: Yüce Allah insanı en özel mertebelerden en yücesine nakleden ve nimetini ortaya koymakla Allahlığını anlatmak ve cömertliğini gerçekleştirmek tarzında insanın başlangıç ve son durumunu sayarak bu şekilde önce Allah'ı tanımaya akıl yoluyla delalet edene işaret; ikinci olarak da işitme yoluyla delalet edene uyarıda bulunmuştur.

Doğrudan doğru yaratılışı incelemenin Allah'ı tanımaya delaleti akla dayanır. Okuma ve yazmada ise okuyan ve yazandan nakletme itibarıyla (Allah'ı tanımaya) işitmeye dayalı delaleti vardır. Bu şekilde Kur'ân akli delilleri de kapsamakla beraber onlar onun mânâsı olduğundan asıl kendi delaleti, sözle ve işitme yoluyla olan delalettir. Peygamber'in Allah'tan öğrenerek okuduğunu nakleder ve anlatır demek olur. Kur'ân'ın ilk inen âyetinin, böyle akıl ve işitmeye dayanan delili kapsayan, tekvinî (var etmeyle ilgili), teşriî (kanun yapmaya ait) emirlerle oku oku diyerek ve okumanın, yazmanın, ilmin öğretilmesi insana Allah'ın en büyük kereminden olduğunu hatırlatarak gelmesi elbette çok önemli ve çok dikkate değer. Burada Peygamber'in okumak için yazıya ihtiyacı olmadığı bildirilmekle beraber şüphe yok ki kalem ile öğretmenin de Allah'ın büyük bir ikramı olduğu açıklanmış ve böylece ümmet okuyup yazmaya teşvik edilmiş ve özendirilmiştir. Şu kadar ki bunu anlatırken peygamberin yazı yazmaksızın okuması, kitap sahibi olması, hakkındaki Allah'ın keremini, yani peygamberlik ve elçiliğini ispatlama görüşü açısından daha yüksek olduğu da ifade edilmiştir.

Nitekim bu mânâ, Ankebut Sûresi'nde "(Ey Muhammed!) Kur'ân'dan önce sen herhangi bir yazı okumuş değildin; onu elinle de yazmamıştın. Öyle olsaydı o iptalciler şüpheye düşerlerdi." (Ankebut, 29/48) âyetinde açıkça anlatılmıştır. Şu halde kalemin bu önemin ifade eden âyeti ilk okuma emri ile beraber kabul eden peygamberin (s.a.v) bundan sonra kalem ile yazıyı da öğrenip yazması gerekmezmiydi? sorusu sorulmaz. Gerçekten peygamberin kendi eliyle hiç yazı yazmadığı ve A'lâ Sûresi'nde "Sana Kur'ân'ı okutacağız (ve Allah dilemedikçe de) artık hiç bir şey unutmayacaksın." (A'lâ, 87/6) buyurulduğu üzere Allah tarafından okutulanı unutmayacağına dair kendisine güvence verildiğinden, ezberleme ve kavrama için de yazmaya ihtiyacı olmadığı, fakat indirilen (âyetler)i ümmetin ezberlemesi için vahy katiplerine okuyup yazdırdığı bilinmektedir. Acaba kendisi yazmamakla beraber yazılanı okumayı peygamberlikten sonra da bilmiyor muydu? Bu hususta da meşhur olanı, "hayır bilmiyordu". Çünkü Hudeybiye anlaşması belgesinde yazılan bir kelimeyi silmek için hangisi olduğunu Hz. Ali'ye sorduğu bilinmektedir. Bununla beraber "Şifa" ve "haşiyelerinde" anlatıldığı üzere sonradan katibi Hz. Muaviye'ye "Yani divite ham ipek koy, kalemi yan kes, ba'yı uzat, sin'i(n dişlerini) ayır, mim'i köreltme, Allah (kelimesini) güzel yap, er-Rahmân'ı uzat er-Rahîm'i güzel yap (süsle)." meâlinde besmeleyi güzel yazmasını emr ve tarif ettiğine dair bazı hadislere göre yazıyı bildiği de söylenmiştir. Bunu özel bir vahiy ile söylemiş olması düşünülmekle beraber bu "oku" emrinden sonra yirmi üç sene Kur'ân'ı okumak ve yazdırmak vazifesi olmuş olan Hz. Peygamber'in bu müddet içinde yazıyı da bellemiş olması akla uzak değil, uygundur. Bu onun hiç okumamış, yazmamış ümmi iken Allah'ın emri ile okur peygamber olması mucizesine aykırı olmaz, yasaklanmış da değildir. Daha önce okumuş yazmış olsaydı "O vakit iptalciler şüpheye düşerlerdi." (Ankebut, 29/48) buyurulduğu üzere iptal ediciler onun Allah tarafından indirildiğinde şüphe edebilirler idiyse de peygamberlikten sonra okur olması gibi yazıyı bilmesi de şüphe değil, vurgulama olur. Ve bu, âyetlerin teşvikine de yakışır. Fakat gerçekten fiili olarak yazmadığı ve başka kitap mütalaa etmediği kesindir.

Vesveseden kurtulmak için ne yapmak gerekir.

Soru: Vesveseden kurtulmak için ne yapmak gerekir.

Cevap: Bismillahirrahmanirrahim

İbn-i Abbâs Radıyallahu anhüma anlatıyor: Dendi ki "Ey Allah'ın Resulü,  her birimiz içinde, (bazan, öylesine çirkin) bir şeyin arız olduğunu görür ki, bunu söylemektense o şeyin bir kor parçası olup (kendisini yakması) ona daha sevimli gelmektedir!"

Resulullah aleyhissalâtu vesselam bu söze şöyle mukabelede bulundu:

"Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber! Şeytan'ın hilesini vesveseye çeviren Allah'a hamd olsun!"[1]

Ebu Zümeyl rahimehullah anlatıyor: "İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'ya (bir gün): "içimde duyduğum bu (fena) şeyler de ne?" diye sormuştum. Bana:

"Ne hissediyorsun ki?" dedi. Ben:

"Vallahi (onlar çok fena!) dilime alamam!" dedim.

"Şekk (şüpe) cinsinden bir şey mi?" dedi ve güldü. Sonra açıkladı:

"Bu (çeşit vesveselerden hiç kimse kurtulamaz. Nitekim Allah Teâla hazretleri (Resulüne) şu ayeti inzal buyurmuştur. (Mealen): "Eğer sana indirdiğimiz (kitapta anlatılan bu kıssalar) hakkında bir şüphen varsa, senden evvel indirilmiş olanları okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak (olan kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma!"[2]

İbn-i Abbas bana dedi ki: "Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: "O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem bâtındır. O her şeyi bilendir"[3]

      Açıklama

l- Son iki hadis Ebu Dâvud'da "Vesveseyi Red" adını taşıyan bir bapta kaydedilmiştir. Hadislerin muhtevasından da anlaşılacağı üzere her insana arız olan vesveseler hakkında mü'mine bir bilgi verilmek istenmektedir. Bu bilginin özü şudur: Her insan, gayrı ihtiyarî olarak bazı vesveselere düşmektedir. Bu vesveseler, iradeye tabi olmadan geldiği ve vicdanda bir tasdik bulmadığı için insana herhangi bir zararı yoktur. Bu çeşit imana, edebe muhalif vesveseler geldiği zaman telaşlanmadan imanı takviye edici, iman esaslarını hatırlatıcı ayetlerden okumalıdır.

İbn-i Abbâs'ın vesvese anında okunmasını tavsiye ettiği ayet Rabb Teâla'nın zatî vasıflarıyla ilgili: "O, evveldir, âhirdir, zahirdir, bâtındır, her şeyi bilicidir." Ayetin mânasını şöyle anlamamız münasiptir: "O, evveldir: Başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da O'nun ilim ve kudretine bağlıdır. O, ahir'dir; Sonu olmadığı gibi, bütün varlıkların neticesi O'na bakar ve dönüşü O'nadır. O, zahirdir: Varlık ve birliğinin delilleri her şeyde apaçık görünür ve bütün varlıklar dış görünüşleri ve sanatlı yapılışlarıyla O'nun kudret ve sanatına şahidlik eder, O bâtın'dır: Her şeyin hakikatine vakıftır ve her şeyin içyüzü O'nun kudret ve hikmetine şahidlik eder. O her şeyi hakkıyla bilendir."

2- Vesvese hususunda sorulunca İbnu Abbas radıyallahu anhüma, ayet okuyarak Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın da benzer vesveselere maruz kaldığını, bunun üzerine Efendimizi takviyeye matuf o âyetin indiğini ifade etmek istiyor.

Müfessirler, âyette muhatap Resûlullah mı başkaları mı ihtilaf etmiştir. Resûlullah olduğunu söyleyenlerden bazısına göre: "Zahirde Resûlullah ise de asıl murad edilen bankasıdır ve bu muhtevada başka örnekler vardır: "Ey peygamber! Allah'a muttaki ol, kâfirlere ve münafıklara itaat etme"[4] mealindeki ayetle, "... Allah sorar; "Ey Meryem oğlu Isa! insanlara beni ve annemi Allah'tan başka ilahlar edinin diyen sen misin?.."[5] ayetlerinde olduğu gibi." Meseleyi açıklayan Râzi, buna, bizim "Kızım sana söyledim gelinim sen anla!" örneği verilir.

Müfessirlerin yer verdikleri bir diğer görüşe göre, "Muhammed aleyhissalâtu vesselam bir beşerdir. Bu sebeple onun kalbine de, diğer insanlara olduğu üzere müşevveş hatıraların ve sıkıntı veren fikirlerin gelmesi caizdir, işte bu çeşit vesveseler bir kısım delillerin getirilmesi, beyyinelerin takriri ile bertaraf edilebilir. İşte Rab Teâla hazretleri bu maksatla zaman zaman ayetler inzal buyurarak Resulünün benzer vesveselerini izâle etmiştir.

Sadedinde olduğumuz hadisten İbn-i Abbâs radıyallahu anhüma'nın da bu kanaatte olduğu anlaşılmaktadır."

Bu meselede ileri sürülen farklı görüşleri, toptan büyük müfessirimiz Fahreddin-i Râzinin tefsirinde bulabiliriz.

 

Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)'in Ashabından bir kısmı ona sordular: Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kâniyim". Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam): "Gerçekten böyle bîr korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler Evet deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar etmez) dedi."[6] Diğer bir rivayette: "(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah'a hamd olsun' demiştir.

Müslim'in İbn-i Mes"ud (radıyallahu anh)'dan kaydettiği bir rivayet şöyledir: "Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki. onu (bilerek), söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercih eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)''. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam): "Hayır bu (korkunuz) gerçek imanın ifadesidir" cevabını verdi".

AÇIKLAMA

Hadîste, Ashab, iradeleri olmadan içlerinden, kendiliğinden doğan vesveselerden sormaktadır. Bu hadîste imânî meseleler üzerinde olduğu anlaşılan hu vesveselerin, bazı rivayetlerde Allah hakkında olduğu belirtilir. Bunlar normalde kabul edilemiyecek, muhal şeyler olduğu için, iradî olarak konuşmanın günah olacağı korkusu hâkimdir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) içten, kendiliğinden gelen bu seslerin kişiye zarar vermeyeceğini belirtiyor. Delil olarak da kişinin duyduğu korkuyu gösteriyor. İnsanda merak, korku gibi, irâdeyi dinlemeyen, zapt altına alınamayan bir kısım duyguların şevkiyle içten gelen bu sesi hepimiz her zaman duyarız. Vehimli mizaçlar "içim bozulmuş" diye ümitsizliğe bile düşebilir. Ancak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam), bu seslerden duyduğumuz endişeyi en büyük bir delil yapmak Mademki o sese irademizle iştirak etmiyor, aklımızla tasdik etmiyor, aksine üzülüyoruz, öyle ise bu şeytanın bir vesvesesidir. aldırmayın" mânasında ''Korkunuz gerçek imanın ifadesidir" buyuruyor.

Şeytanın bu desisesinin mahiyetine kadar asılsız olduğunu, bazı risalelerde beyan ettiğimiz gibi, burada kısaca bahsedeceğiz. Şöyle ki: Nasıl ki âynada yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yakmaz ve murdarın aksi telvis etmez (kirletmez). Öyle de: Hayal veya fikir âynada küfrün ve şirkin akisleri ve dalâletin gölgeleri ve şetimli ve çirkin sözlerin hayalleri, İtikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebî kırmaz. Çünkü meşhur kaidedir ki, hayali sövmek, sövmek olmadığı gîbi, hayal-i küfr dahi, küfür değil ve dalâleti düşünmek de dalâlet değil. İmandaki şek meselesi ise, imkân-ı zâtiden gelen ihtimaller o yakîne zıt değil ve o yakini bozmaz. ilm-i usul-i dinde yerleşmiş bir kaidedendir ki: Varlık alemi ilmî yakine zıt değildir.''



[1] Ebu Dâvud, Edeb 118, No:(5112)

[2] Yunus 94

[3] (Hadîd 3). EbuDâvud, Edebi 18,No: (5110)

[4] (Ahzâb 1)

[5] (Maide 116)

[6] Müslim,İman.209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110).

 

NAFİLE NAMAZLAR REHBERİ

Bu eserimizde emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.

 

Hediyemizdir parayla satılmaz.

RAĞBET YAYINLARI

 

 

NAFİLE NAMAZLAR REHBERİ

 

İsmail Hünerlice

Tel:0532 551 61 83

 

İstanbul, 2004

 

ISBN: 975-6373-18-0

 

YAYINEVİ EDİTÖRÜ

Hasan Lütfi Ramazanoğlu

 

YAYINA HAZIRLAYAN

Yusuf Güler

 

KAPAK TASARIM

Mustafa Saldamlı

 

BASKI

Kilim Matbası

CİLT

Fatih Mücellit

 

 

 

 

RAĞBET YAYINLARI

Molla Fenari sk. No:12 Gülbay Han Kat: 2 Cağaloğlu Eminönü/İst

 

Tel: 0212 528 85 19 Fax: 0212 528 85 20

www.ragbet.com /  ragbet@ ragbet.com

 

NAFİLE NAMAZLAR

REHBERİ

 

 

 

 

 

 

İsmail Hünerlice

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RAĞBET

 

 

TAKRİZ

Hamd, âlemlerin Rabbi Allah Teâlaya Salatu Selam Resûlüllaha Allah Teâla’nın Rızası da Mü’minlerin üzerine olsun. Âmin.

Muhterem okuyucu!

Elimizdeki bu eser, nafile olarak kılınan namazları kısaca anlatmaktadır. Yaratılış gayemiz: Allah Teâlaya kulluk, ibadet yapmaktır. Öncelikle farz ibadetler mükemmel yapılmalı, asla ihmal edilmemelidir. Sonra da emredilmediği halde sırf kendi gönlünden koparak sünnet ve nafileler yerine getirilmelidir. Neticede Allah Teâlaya yaklaşmış ve O’nun tarafından sevilen bir kul olunmuş olur. Nitekim Ebu Hureyre r.a’den rivayet edilen bir kutsi hadiste:… Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan hiçbir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana, nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet ben onu severim. [1]

Bir meyvemiz olan eserin müellifini tebrik eder, hayırlara vesile olmasını ve çalışmalarının devamını dua ve temenni ederim.

                                               Mehmet Talü

بسم الله الرحمن الرحيم

 

 

Zâtının özünü idrak konusunda akılların çaresiz kaldığı, sıfatlarını bilme konusunda ariflerin hayrete düştüğü Allah'a hamd olsun.

O Yüce Allah, bu alemi yoktan var etmiş, essiz sanatını yaratıklarında sergilemiş-tir. Varlıklar arasından insan türünü yaratmış, kainatın bütün özelliklerini ona yerleştirmiştir. O, insanoğlunu kendisine halife kılmakla şereflendirmiş, diğer yaratıklar üzerine onu üstün tutmuştur. Hilafet makamını, kurtuluşu-nun, ihtiyaçlarını karşılamasının ve dereceleri-ni yükseltmesinin yegane yolu yapmış; kurbi-yet zirvesine ve en yüce gayelere yükselişinin biricik basamağı kılmıştır.

Salavat incileri, selam cevherleri ve tahiyyat mercanları yaratılmışların en şereflisi, varlıklarının en üstünü, zuhuratının en mü-kemmel görüntüsü olan efendimiz Muhammed Mustafa S.A.V üzerine olsun, O. her iki dün-yanın yaratılış maksadı, ilahi feyiz ve bereket-lerin yayılış sebebidir.

Yine salat, selam ve tahiyyat, peygam-berimizle beraber olma nimetine erişen ve onun gölgesinde üstün meziyetlere sahip olan ailesinin ve arkadaşlarının da üzerine olsun. Peygamberimizin dinini ihya, sünnetini takip ve bütün hallerinde onun şahsiyetine benzeme-ye çalışmak için var gücünü harcayan ümme-tin bütün velilerinin de üzerine salat, selam ve tahiyyat olsun. Nitekim mezkur gayretleri ne-ticesinde Allah onlara nimet sofralarını açmış, değerli minnetlerini lütfetmiş, içlerini ve dışla-rını peygamberimizin üstün ahlakı ile süsle-miştir. Kalplerini nur haleleriyle aydınlatmış, sırlarını hikmet kaynaklarını ve sır cevherle-riyle doldurmuş, basiret gözlerine inayet ve istibsar sürmesi çekmiş, onlara marifet gülleri-ni koklatmış, kalplerin gıdasını bahşetmiş ve kendilerini gizli ilimlere mut­tali kılmıştır. Besmele, hamdele, salat ve selamdan sonra nafile namazlarla alakalı risalemizin mahiyeti-ne başlayalım.

 

GÖZÜMÜN NURU NAMAZ

(Resulüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyor-sanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı mağfiret etsin (bağışlasın). Ve Allah son derece bağışlayıcı, ziyade acıyıcıdır.[2]

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem) size ne verdiyse (neyle emrettiyse) onu alın, ve sizi neden yasakladıysa ondan sakının ve Allah’u Teala’dan korkun, çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir.[3]

Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a (ihtiyacı olanlara Allah-u Tealâ'nın rızası için faizsiz) güzel bir borç verirseniz, andolsun ki, sizin günahlarınızı örterim, ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere girdiri-rim.[4]

Ebû Hureyre (R.A) den rivayet göre Rasülullah (S.A.V) şöyle buyurdu: "Allah şöy-le buyurdu: Her kim beni tanıyan ve ihlâs ile bana ibâdet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilan ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sev­gili olan birşeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibâdetlerle de yaklaşmaya devam eder. Niha-yet ben onu severim. Ben kulumu se­vince de artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum (ve bu organ-larıyla meydana gelmesini arzu et­tiği bütün dileklerini veririm). Diliyle de her ne isterse muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak ku­lumu sığındırır, korurum. Ben yapmasını dilediğim hiçbirşey hakkın­da, mü 'minin ölümü karşısın-daki tereddüdüm gibi tereddüt etmedim, fakat bunda kulum ölümden hoşlanmıyordu, ben de kuluma acı ge­len şeyi sevmiyordum"[5]

İbn-i Ömer r.a den rivayete göre Pey-gamberimiz S.A.V şöyle buyuruyor.

"Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız. Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz"[6] bu-yurmuştur. Allah rızâsı için namaz kılmanın caiz olduğunu göstermek maksadıyla irâd etmiştir. Bununla beraber "Evlerinizi kabirler gibi namaz-dan, Kur'ân tilâvetinden hâli bırakıp da görüntü-de kendilerinden mükellefiyet kalkmış ve amel-leri kesilmiş ölülere benzemeyiniz" demektir. Evlerde kılınması emrolunan namaz ise fakihle-rin çoğuna göre nafileler­dir. Evdeki nafilenin mesciddeki nafileden efdal olması, evi ibâdetle ma'mûr etmek kasdıyla beraber, gizli olması dolayısıyla insanı riyadan koruduğu için­dir.

Enes b. Malik r.a den rivayete göre Efendimiz S.A.V şöyle buyuruyor: Kim bildi-ğiyle amel ederse Allah ona bilmediklerini de öğretir.[7] Bu vesileyle yazdığımız ibadetler risalesi hep uygulanırsa Allah bize bilmediği-miz daha nice hikmetleri ince ilimleri kalbimize doldurur. Unutmayalım ki; Allah peygamberlere vahiy, dostlarına ilham’ı nasib eder. İlham haktır. Fakat sahibi için geçerli olur herkes için delil sayılmaz. Rabbim hepimizi rızasına nail eylesin.

 

 

 

Bir Kıssa

Şeytan aleyhilla’ne bir gün birine insan şekline girip arkadaş oldu. Adam sabah kalktı-ğında besmele hamdele yok, Sabah namazını kılmaz öylece güne başlar. Öğle vakti olur yine namazını kılmaz ikindi vakti gelir adamın yine namazla alakası yok. Şeytan merak eder akşam olunca ne olacak? Akşam olur, namazı-nı kılmaz Yatsı okunup adam namaz kılmadan yatmaya hazırlandığında Şeytan dayanamayıp kendini tanıtır ve derki; ben bir defa Rabbime secde etmedim kovuldum ve lanetlik oldum. Sen ise aynı günde bu kadar Allah’ın emrini çiğnedin senin şerrin benden çoktur. Ben senin şerrinden Allah’a sığınırım. Deyip onu terk eder. Bu konuya işeret eden ayeti kerime vardır.

Tıpkı şeytanın misali gibi ki hani insana inkar et dedi de (o da) küfredince ben dedi senden beriyim (uzağım), çünkü ben âlemlerin Rabbı olan Allah’tan korkarım[8]

Farzların dışında kalan namazlar üç kısma ayrılır:

1. Sünnetler 2. Müstehablar 3. Nafileler.

Sünnetler ile, Hz. Peygamber'in devamlı olarak kıldığı rivayet edilen (namazlardan son-ra kılınan sünnetler, duha, teheccüd ve benzeri sünnetler) namazları kastediyoruz; çünkü sünnet ‘işlenilmiş yol’ demektir.

Müstehablar'dan maksat; faziletleri hak-kında hadîs vârid olan, fakat Hz. Peygamber tarafından devamlı olarak kılınmayan namaz-lardır. Haftanın belirli gün ve gecelerinde, ev-den çıkarken ve eve girerken kılınan namazlar böyledir.

Nafilelerden maksadımız da; hususiyeti hakkında herhangi bir rivayetin vârid olma-dığı ve sözünü ettiğimiz namazların dışında kalıp da kulun, Allah'ın münacaatına talip olduğu bir anda, bu münacaata fazileti hak-kında şeriatın emri vârid olan namazla koyul-sun diye kıldığı namazlardır. Kul bu namazı âdeta teberru etmektedir; çünkü her ne kadar namaz kılmaya teşvik varsa da hususî olarak bu namazın kılınması teşvik edilmemiştir. Tatavvu' ise, teberrudan ibarettir. Bütün bu kısımlara 'nafile namazlar' denir; çünkü nafile, fazla olan namazlardır. Bu bakımdan bu maksatların tarifleri için ıstılah olarak Tatav-vu, Müstehab, Sünnet ve Nafile tâbirlerini kullandık. Bu ıstılahı değiştirmekte herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü gayeler anlaşıldık-tan sonra terimlerde tartışmaya gerek yoktur. Bu kısımların her birinin fazilet dereceleri değişiktir. Haklarında vârid olan haberler ve faziletlerini bildiren eserlere göre değer kaza-nırlar. Hz. Peygamber'in uzun zaman devam ettiği ve haklarında daha sahih ve meşhur hadîslerin vârid olduğu namazların dereceleri daha üstündür. İşte bu sırra binaendir ki Ce-maatle kılınan vacipler, ferdi olarak kılınan-lardan daha efdâldir' denilmiştir. Cemaatle kılınan vaciplerin en faziletlisi bayram namazı, sünnet olan ay ve güneş tutulması nedeniyle kılınan namazlarla yağmur namazıdır. Ferdî olarak kılınan vaciplerin en faziletlisi ise, vitir namazı (Hanefîlere göre vacibdir) ile sabah namazından evvel kılınan iki rek'at sünnettir. Bunlardan sonra, diğer farzlarla birlikte kılınan râtıb -vakitli olarak kılınan- sünnetler, dere-celerine göre sıralanırlar.

Nafile namazlar, ilgili oldukları hususla-ra nisbetle iki kısma ayrılırlar:

a- Yağmur, ay ve güneş tutulması nede-niyle kılınan namazlar gibi, sebeplerle ilgili nafileler

b- Vakitlerle ilgili nafileler

Vakitlerle ilgili nafileler de gün ve gece-nin tekrarıyla tekrarlanan, haftanın tekrarıyla tekrarlanan ve senenin tekrarıyla tekrarlanan olmak üzere üç kısımdır. Dolayısıyla bu kı-sımlar dörde ulaşmış olmaktadır.

 

Sünnetler yerlerinden kaldırılıp onla-rın yerine kaza kılmak gereklidir diyenlere cevap;

Bunlara başlarken günümüzde nafile kıl-maktansa kaza kılmak daha iyidir, diye bir hatalı görüşe cevap verip nafileleri tek tek yazalım. Önce kişi namazı vaktinde kılma-makla bir suç işlemiş, sünnetleri terk etmekle ikinci bir suça teşebbüs etmesi uygun olmaz.

Kaza namazlarını bir an önce kılmak, nafile namaz kılmaktan daha önemlidir, daha iyidir. Fakat farz namazların müekkede olsun olmasın sünnetleri bundan müstesnadır. Yani bu sünnetleri terkederek bunların yerine kaza-ya niyet edilmesi iyi değildir. Bilâkis bu sün-netlere niyet edilmesi daha iyidir. Hattâ kuşluk, tesbih namazları gibi haklarında hadisi şerif bulunan nafile namazlar da böyledir. Bunlara da böyle nafile olarak niyet etmek da-ha iyidir. Çünkü bu sünnetler, farz namazlarını tamamlar, bunların telâfisi mümkün değildir, kaza namazlarının ise belirli vakitleri olmadığı için telâfileri mümkündür.

Bununla beraber namazları kazaya bı-rakmak bir günahtır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek münasip olamaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak ilâhî affa sığınması icab ederken, hakkında Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in şefaatini kazanmasına vesile olacak bir kısım mübarek sünnetleri, nafileleri terketmesi nasıl uygun olabilir? Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını ta-mamlayan, kemale erdiren sünnetlerden ayır-mak, iki kat kusur olmaz mı? Bunun aksine olan bazı nakiller muteber değildir, kendisi ile fetva verilen görüşe muhaliftir.

Hem sünnetleri, hem de kaza namazla-rını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa, bunlar insaflı bir iddi-ada bulunmuş sayılamazlar. Boş yere en kıy-metli vakitlerini zayi eden insanlar, bilmem böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler? [9]

Hz. Ali b. Ebi Talib r.a den Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, namazına gevşek davranırsa Allah-ü Teâlâ; o kimseye, on beş çeşit ceza verir. Şöyleki :

  • Altı tanesi ölümden evveldir.
  • Üç tanesi ölüm anındadır.
  • Üç tanesi kabirdedir.
  • Üç tanesi kabirden çıkarken başına gelir.

 

Ölümden evvel, başına gelecek altı şey şunlardır :

1- Adı salih zatların arasından silinir.

2- Ondan hayatının uğuru ve bereketi kalkar.

3- Rızkında bereket olmaz.

4- Namazını tamamlayıncaya kadar, yaptığı hayır İşlerden hiç biri kabul edilmez.

5- Duası, makbul olmaz.

6- Salih zatların okudukları duada bir nasibi olmaz.

 

Ölüm anında başına gelecek üç şey şunlardır:

1-Susuz ölür. Yedi denizi boğazından aşağı akıtsalar, yine suya kanmaz.

2-Aniden gelen gafil ölümü ile ölür.

3-Kendisini bir ağırlık basar. Dünyanın demiri, odunu, taşları onun omuzlarına yük-lenmiş gibi olur.

     

Kabirde onun başına şunlar gelir;

1. Kabri onu sıkar.

2. Kabri karanlık olur.

3. Kabrinde sorgu suale cevap vermesi ayıplı olur.

     

Kabirden çıkarken, başına şunlar gelir:

1.Allah-ü Teala’nın huzuruna çıktığında kendisini gazaplı bulur.

2. Çok çetin hesaba çekilir.

3. Allah-ü Teâlâ'nın huzurundan ayrılınca, doğruca cehenneme gi­der. Ancak, Allah-ü Teâlâ onu affederse kurtulur.

 

Cehennem köprüsü üzerinde sekiz durak yeri vardır. Kul, bu yerlerde durdu-rulur ve çeşitli sorgulara tabi tutulur.

Birinci durak. Bu durakta, kula imandan sorulur. Şayet imanını kurtaran mümin ise, orada tutulmaktan kurtulur, imanını kurtara-maz ise, cehenneme aşağı yuvarlanır.

İkinci durak. Birinci duraktan kurtulan, ikinci durağa gelir ki, burada abdestten ve namazdan sorguya çekilir. Bunlarda kusur-lu görülürse cehenneme düşer. Şayet abdes-ti, rükûu ve secdeleri ile namazı tamam bulunursa kurtulur.

Üçüncü durak. Bu durakta zekâttan sorulur. Şayet dünyada iken, zekâtını tam ver-miş ise, buradan kurtulur. Şayet vermemiş ise, cehenneme düşer..

Dördüncü durak. Bu durakta oruçtan sorguya çekilir. Şayet orucunu tamam tutmuş ise, buradan da kurtulur.

Beşinci durak. Bu durakta da, hacdan ve ömründen sorguya çekilir. Bunları da dünya hayatında iken yerine getirmiş ise, kurtulur.

Altıncı durak. Bu durakta da, kendisine verilen emanetlerden sorguya çekilir. Şayet emanete hıyanet etmemiş ise, kurtulur.

Yedinci durak. Burada, gıybetten, söz gezdirmekten, bühtan ve iftira atmaktan sorgu-ya çekilir. Şayet gıybet edip anlatılanları yap-mamış ise, kurtulur.

Sekizinci durak. Bu durakta da haram ye-mekten sorulur. Şayet haram yememiş ise, kur-tulur. Eğer haram yemiş ise, cehenneme düşer.

İbadetle geçirilmesi müs­tahab olan ge-celer. Sırası ile on dört gece olduğunu şöyle anlatılmıştır :

1.       Muharrem ayının ilk gecesi..

2.       Aşura gecesi.

3.       Receb ayının ilk gecesi.

4.       Receb ayının ortası.

5.       Receb ayının yirmi yedinci gecesi.

6.       Şaban ayının orta gecesi.

7.       Arefe gecesi.

8.       İki bayram geceleri.

9- 14. Ramazan ayından beş gece.

Bunlar, ramazan ayının son on günün-deki tek gecelerdir. (Yani: 21, 23, 25, 27, 29. geceler.)

 

Şu yedi günde dahi, virdler okumayı, onlarda ibadete devamlı ol­mayı müstahap saymışlardır.

O günler sırası ile şöyledir :

1.       Arefe günü.

2.       Aşura günü.

3.       Şabanın on beşinci günü.

4.       Cuma günü.

5.       İki bayram günü. (Yani: Ramazan ve kurban bayramı günü.)

6.       Zilhicce ayının onuncu günü.

7.       Teşrik günleri.. (Yani: Kurban bayra-mındaki tekbir alma gün­leri.)

Bilhassa, ramazan ayı ve cuma günleri üzerinde çok durulmuştur.

Bu manada, Enes r.a.ten gelen bir riva-yette, Resulullah S.A.V Efendi­miz’in şöyle buyurduğu anlatılmıştır:

Cuma günü, iyi bir şekilde geçerse, hafta-nın diğer günleri iyi ge­çer.

Ramazan ayı iyi geçtiği takdirde; senenin kalan günlerinin tümü iyi geçer.

Not: Bütün nafile ALLAH rızası için kılınan namazlara niyette (ALLAH’ım se-nin rızan için) demek yeterlidir. Misal: “Ya Rabbi senin rızan için namaz kılmaya” di-yerek tekbir getirilir. Fakat nafilenin ismini söyleyip niyet etmek daha iyidir.

 

Nafile namazları arabada kılma şekli.

Farz namazları, sabah namazının sünneti ve vitir namazı hariç bunların dışında nafile-leri arabada seyir halinde baş imasıyla kılmak caizdir. Mesela kuşluk vakti yolculuk yapıyo-ruz; arabada abdestimiz varsa oturduğumuz yerde tekbir alır rukuda başımızı biraz eğer, secde de ise biraz daha fazla eğip namazımızı bu şekilde kılarız. Arabanın gittiği yöne doğru namaz kılınabilir. Kıbleye dönülürse iyi olur. Mümkün değilse şart değildir. Bir diğer misal öğle namazını kılacağız. Acelemiz var o zaman öğlenin ilk sünnetini arabada kılar indiğimiz yerde farzı kılar arabaya binip son sünneti de arabada kılıp namazımızı bu şekilde tamamlar ve tesbihatımızı arabada çekeriz. Dinimizin kolaylıklarından böylece istifade ederiz.

Gün ve Gecelerin Tekrarlanmasıyla Tekrarlanan Nafileler

Bunlar sekiz tanedir. Bunların beşi, beş vakit namazla birlikte kılınan revatib sünnet-lerdir. Diğer üçü ise, kuşluk namazı, akşam ile yatsı arasında kılınan namaz ve geceleyin eda edilen teheccüd namazıdır.

1. Sabah namazının sünneti

Bu namaz, İki rek'attan ibarettir; nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sabahın farzından evvel kılınan iki rek'at sünnet, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.[10]

2. Öğle namazının sünnetleri

Altı rek'attır. İkisi sünnet-i müekkede olarak namazdan sonra, dördü de yine sünnet olarak namazdan önce kılınır. Fakat önce kılınan dört rek'atın derecesi sonra kılınan iki rek'atin dere-cesine yetişemez.

Bera b. Azib r.a Efendimiz S.A.V şöyle buyurdu. Öğleden evvel dört rekat kılan on-ları geceleyin teheccütte kılmış gibidir, yatsıdan sonra dört rekat kılan da onları kadir gecesi kılmış gibidir.[11]

Peygamber S.A.V in ailesi Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) buyurdu ki, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kim, öğlen (in farzın) dan önce dört rekât, ondan (far-zından sonra da dört rekâta devam ederse, onun cesedi) ateşe haram kılınır." buyurdu.[12]

Ebu Eyyub (Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Arada selâm vermeden, Öğleden önce kılınan dört rekât (sünnet)e gök kapıları açık bulundurulur."[13]

Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A.V Efen-dimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, öğleden sonra dört rekat namazı; Kur'anı güzel okuyarak, rükûsunu ve secdelerini güzel ederek kılarsa, kendisi ile birlikte yetmiş bin melek namaz kılar.

Bu melekler, geceye kadar o kimsenin günah-larının bağışlanmasını Yüce Allah'tan dilerler.

Resulüllah S.A.V efendimiz, öğle vaktinden sonra, dört rekât namaz kılmayı hiç bırakmazdı. Bu namazlarda, kıraati uzun okur, namazı uzatırdı. Şöyle buyurdu; Bu saatte sema kapıları açılır. Onun için bu saatte amelimin yükselmesini isterim. Aradan biri şöyle sordu: Ya Resulullah, bu dört rekat namaz arasında İki rekâtta bir selâm verilir mi?. Diye sorduğu zaman, Resulüllah S.A.V efendimiz söyle buyurdu: Bu dört rekât namaz içinde iki rekâtta bir selâm verilmez.

Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyu-rur: İkindi namazından evvel dört rekât namaz kılana Allah rahmetine nail eylesin.

3. İkindi namazının sünneti

İkindi namazından evvel dört rek'at olarak kalınır. Ebu Hüreyre r.a Hz. Peygamber S.A.V şöyle buyurur. İkindi namazından evvel dört rek'at namaz kılan kula Allah rahmet etsin.[14]

Bu bakımdan Hz. Peygamber'in bu duası-na mazhar olmak ümidiyle ikindiden evvel dört rek'at namaz kılmak kuvvetli bir şekilde müstehabdır; çünkü Hz. Peygamber'in duası şeksiz-şüphesiz kabul olunur. Hz. Peygamber ikindiden önce kılınan dört rek'at sünnete, öğ-leden evvel kıldığı iki rek'at sünnete devam ettiği gibi devam etmemiştir.

4. Akşam namazının sünneti

Bu sünnet, akşamın farzından sonra iki rek'at olarak kılınır. Bu konuda rivayet farklı-lığı yoktur.

En iyisi; akşam namazını vaktin evvelinde, ertelemeksizin kılmaktır. Ancak kırmızı şafağın kaybolmak üzere olduğu zamana kadar ertelene-rek kılınsa, mekruh olmakla birlikte yine eda edilmiş sayılır, Hz. Ömer gece akşam namazını bir yıldız çıkıncaya kadar tehir ettiğinden dolayı, ibn-i Ömer de, iki yıldız çıkıncaya kadar tehir ettiğinden dolayı iki köle âzad etmiştir.

5. Yatsı namazının sünnetleri

Farzdan sonra dört rek'at olarak kılınır. Aişe validemiz şöyle buyurmuştur: Hz. Peygamber, yatsı namazından sonra dört rekat namaz kılar öyle yatardı.[15]

Namaz, vaz'edilen şeylerin en hayırlısı-dır. İsteyen çok, isteyen de az kılabilir.[16]

İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhüma) den rivayete göre, Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu: Her kim, yatsıyı cemaatla kılarda mescitten çıkmadan dört rekât kılarsa, kadir gecesi(nin ihyası)na denk gibi olur.[17]

Bera b. Azib r.a den Efendimiz S.A.V şöyle buyurdu. Öğleden evvel dört rekat kı-lan onları geceleyin teheccütte kılmış gibi-dir, yatsıdan sonra dört rekat kılan da onla-rı kadir gecesi kılmış gibidir.[18]

 

6. Vitir namazı

Enes b. Mâlik (r.a) şöyle rivayet ediyor:

Hz. Peygamber yatsıdan sonra tek olarak, üç rek'at namaz kılar; birinci rek'atta A'lâ, (Sebbihisme Rabbikel A’la) ikincide Kâfirûn ve üçüncüdeyse İhlâs sûresini okuyordu.[19]

 

7- Halk arasında kabir namazı diye bilinen namaz

Ümme Seleme (Radıyallahu Anha) den rivayete göre: "Efendimiz Aleyhisselatu vess-selam vitirden sonra oturduğu yerde kısa iki rekât kılardı."[20]

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatağına girmek istediğinde, yatağına oturur, uyumadan önce öylece iki rekât kılardı, birinci rekâtta: Fatihadan sonra 'Zilzâl', ikinci rekâtta: Tekâsür. Elhakümüttekasur Surelerini okurdu.[21]

Hz. Peygamber, vitir namazından sonra oturarak iki rek'at namaz kılardı. Bazı rivayet-lerde 'Bağdaş kurarak kılıyordu' şeklinde vârid olmuştur.[22] Rasûlullah (s.a.v) yatağına girme-den evvel, onun üzerinde iki rek'at namaz kılıp birinci rek'atta Zilzâl ikinci rek'atta da Tekâsür Elhakümüttekasür sûrelerini okurdu.[23]

Başka bir rivayette de Tekâsür yerine Kâfirûn sûresini okuduğu bildirilmektedir.

8- Yatsıdan sonra yatmadan önce kılı-nan namaz

Uyuyacağın zaman da, iki rekât namaz kıl. Bu namazında da şun­ları oku:

Bir kere Fatiha suresi.Yedi kere İhlâs suresi (112. Sure.)

Bu namazı kıldıktan sonra, secdeye ka-pan; burada yapacağın sec­dede:

Yedi kere istiğfar eyle (Estağfirullah.)

Yedi kere şunu oku:

سُبْحَانَ الله وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ

Sübhanellahi velhamdü lillahi ve la ilahe illellahü vellahü ekber ve la havle ve la kuv-vete illa billah'il-aliyyil-azim.)

Bundan sonra, başını secdeden kaldır; düzgün otur. Daha sonra, ellerini kaldır; şu duayı oku: Ya Hayyu ya Kayyum, ya zelcelâli vel-ikram. Bundan sonra ayağa kalkarsın; ayakta dua edişin gibi dua et. Bundan sonra, yine secdeye kapan. Daha önceki secdende okudu­ğun duayı yine oku.

Ve artık başını secdeden kaldır. Bundan sonra istediğin gibi uyu. Ancak, uyurken, kıb-leye dönük ol; Resulüllah'a S.A.V salâvat okumaya da devam et. Sana uyku bastırıncaya kadar, Resulullah'a S.A.V salâvat okumayı bırakma.

9- Uyumaya hazırlanırken kılınan namaz

Bu namaz iki rekattır. Her iki reka-tında da bir Fatiha suresi, bir Amener Re-sulu ile on İhlas suresi okunur. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Kim bu namazı kılarsa şüphesiz ki ona Allahü Teala C.C. yolunda bin altın harcamaktan da-ha hayırlı olur. Aynı zamanda bin çıplağı giy-dirmekten daha sevaplıdır" buyurmuşlardır.

10- Cuma gecesi kılınacak namaz

Ebu Hureyre r.a. Resulullah S.A.V efen-dimizin şöyle buyur­duğunu anlattı:

Bir kimse, cuma gecesi, iki rekât na-maz kılarsa ve her rekatında: Bir kere Fatiha Suresini. Bir kere âyet'el-kürsîyi (Bakara suresinin 255. âyeti.) On beş kere İhlâs suresini okuması gerekir.

Bu namazın sonunda:  (Allahümme salli Muhammedin-nebîyy'il-ümmiyyi) diye okur-sa, beni rüyada görür. Hem de gelecek cumaya kal­madan beni, mutlaka görür. Beni gören kimse için cennet vardır; onun geçmiş günahı da bağışlanır.

Enes b. Malik r.a. Resulüllah S.A.V e-fendimizin şöyle buyurduğuna anlatmıştır:

Bir kimse, yatsı namazından sonra iki rekât namaz kılar ve bu namazında:

Bir kere Fatiha suresini. Yirmi kere İhlas suresini. (112. Suredir.) okursa Allah-u Teâlâ onun için cennette iki saray yapar. Cen-net ehlinin tümü bu iki sarayı görürler.

11-Gece Teheccüt namazı: Salât-ı leyl:

‎Ubâde b. Sâmit (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Peygamber ‎‎‎(Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kim, gecenin bir kısmında ‎‎dönüp uyanır da:

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْئٍ قَدِيرٌ اَلْحَمْدُ ِللهِ وَسُبْحَانَ اللهِ وَلاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ

‎"Allah’dan başka ibadete lâyık hiç bir ilâh yoktur, ancak bir Allah vardır. ‎O'nun ‎ortağı yoktur. Mülk ancak O'nundur. Hamd de yalnız ona mahsustur O, ‎her şeye gücü ‎yeten-dir. Bütün hamd Allah'a mahsustur. Allah nok-san ‎sıfatlardan münezzehtir. ‎İbadete lâyık hiç bir ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. Ve ‎Allah en büyüktür. Ve hiç bir ‎hareket ve kuvvet yoktur; ancak Allah'ın ‎yardımıyla vardır." Ve sonra; (اَللَّهُمَّ اغْفِرْلِى) ‎‎"Ey Allahım! beni mağfiret eyle." ‎sözünü söyler yahut dua ederse, icabet edilir. Eğer ‎abdest alıp namaz kılarsa namazı kabul olunur."‎[24]

Şöyle ki, yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra kılınacak nafile bir namaza "Salât-ı leyl- Gece namazı" denir ki, sevabı pek çoktur. Bir miktar uyu-duktan sonra kalkılıp kılınırsa "Teheccüt" adını alır. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, teheccüt namazına devam buyururlardı. Bu gece namazı iki re-kattan sekiz rekata kadardır. Her iki rekatta bir selâm verilmesi daha faziletlidir.

Bir hadîs-i şerifte: "Her kim geceleyin uyanır, eşini de uyandırır da iki rekat namaz kılarlarsa, ALLAH Teâlâ'yı çok zikir eden er-kekler ile kadınlardan yazılırlar.[25] buyrulmuştur.

Hak Teâlâ Hazretlerini çok zikreden er-kekler ile kadınlara ise ALLAH Teâlâ'nın büyük bir mağfiret, büyük bir mükâfat hazırlamış olduğu:

"وَالذَّاكِرِينَ اللهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا"

            "ALLAH'ı çok zikreden erkekler ve ka-dınlar var ya! İşte ALLAH, onlar için büyük bir mağfiret ve çok büyük bir mükafat hazırla-mıştır."[26] Ayet-i kerimesiyle müjdelenmektedir.

Bir kimse, daima kıldığı bir teheccüt na-mazını özürsüz yere terk etmemelidir. Çünkü bir hadis-i şerifte:

"أَحَبُّ اْلأَعْمَالِ اِلىَ اللهِ أَدْوَمُهَا وَ إِنْ قَلَّ"

"Amellerin ALLAH Tealâ'ca en sevim-lisi, en devamlısıdır, hatta az olsa bile."[27] Bu-yrulmuştur.

12- İşrak Namazı

Enes (Radıyallahu Anh) den rivayet edilen bir hadisi şerifte Resulullah Sallallahu Aleyhi ‎ve Sellem şöyle buyurdu: "Her kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra ‎güneş doğuncaya kadar oturup Allah'ı zikreder, sonra iki rekât kılarsa ona ‎bir hac ve bir umre sevabı gibi sevap vardır." Enes dediki: Peygamber ‎‎(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Noksansız, noksansız, noksansız." buyurdu. [28]

İbn-i Abbas r.a. Resulullah S.A.V efen­dimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır: Bir kimse, sabah namazını kıldıktan sonra, kendi-sini güneş do­ğuncaya kadar mescide kapatırsa güneş doğduktan sonra, peşe peşe dört rekât namaz kılarsa, bu namazların birinci rekatın-da: Bir kere Fatiha suresini. Üç kere Ayet'el - kürsiyi. (Bakara suresinin 255. âyetidir.)

İkinci rekatında: Bir kere Fatiha suresi-ni. Bir kere Şems suresini. (91. sure)

Üçüncü rekâtta: Bir kere Fatiha suresi-ni. Bir kere Tarık suresini. (86. sure)

Dördüncü rekâtta: Bir kere Fatiha su-resini. Bir kere Ayet'el-kürsîyi. Üç kere îhlâs suresini. (112. sure) okursa Allah-ü Teâlâ o kimse için, her semadan on melek olmak üzere, yetmiş melek gönderir. Bunların ellerinde, cennet tepsilerinden bir tepsi, cennet örtülerin­den bir örtü bulu-nur. O kulun, anlatılan namazını bu tepsilere bırakırlar; semaya çıka­rırlar. Bu namaza, meleklerden hangi topluluk rastlasa, sahibinin güna­hının bağışlanmasını dilerler.

13- Duha- Kuşluk namazı:

Ebu Zer(Radıyallahu Anh) den rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ‎ve Sellem şöyle buyurdu: "Adem oğlunun her doğan gün, vücudundaki her mafsal ‎için bir sadaka vermesi lazımdır. Rast geldiğine selâm vermesi sadakadır, ‎iyilikle emretmesi sadaka-dır. Kötülükten menetmesi sadakadır.. (Başka-sına) ‎zarar verecek şeyleri yollardan temizle-mesi sadakadır. Ailesiyle cima etmesi ‎sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rekât, bunun hepsine bedeldir."‎

Bunun üzerine Ashab; "Ey Allah'ın Re-sulü!: Bizden birimiz ailesiyle şeh‎vetini teskin ediyor (dindiriyor) o da mı sadaka?" dediler. Peygamberimiz ‎‎(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Helâlinden başkasıyla beraber olsa bu günah değil mi?" ‎cevabını verdi. Yani başkasıyla olan, günah olduğu gibi, helâliyle olan da ‎sa-dakadır, demektir.[29] Şöyle ki, güneş doğup bir miktar yükseldikten sonra istiva (kaba kuş-luk) vaktine kadar iki veya dört veya sekiz veya oniki rekat namaz kılınır ki, menduptur. Bu, Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz’in müba-rek fıiliyle sabittir. Bunun sekiz rekat kılınması daha faziletlidir. Bunun tercih edilen vakti, gün-düzün dörtte biri geçtikten sonradır.

Resulüllah S.A.V efendimizden gelen rivayete göre; duha (kuşluk) namazında Fatiha suresinden sonra şu iki sure okunur: Şems 91. Duha (93.) sereleri Resulullah S.A.V efendi-miz, bu manada şöyle buyurmuştur:

Duha namazı, Şems (91.) Duha (93.) sureleri ile kılınmalıdır.

Amr b. Şuayb r.a Resulullah S.A.V efen-dimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

Bir kimse, on iki rekât duha namazını kılar da, onların her rekâtında:

Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Ayet-'el-kürsî (Bakara suresinin 255. âyetidir.) Üç kere İhlâs suresi (112. suredir.) okursa Allah-ü Teâlâ o kul için, her semadan yetmiş bin melek indirir. Bunların yanında beyaz kâğıtlar ve nurdan kalemler vardır. Taa, sura üfleninceye kadar onun için iyilikler yazarlar. Kıyamet günü oldukta, o melekler, hülleler ve hediyelerle ona ge­lirler. Onun kabrinin başın-da durur söyle derler: Ey bu kabirde yatan, Allah'ın izni ile kalk. Sen güven içinde olan kimselerdensin..

14- Camiye girilince Tehiyyetü’l-mes-cid namazı: Ebu Katade es-Sülemi r.a den rivayete göre Resulullah S.A.V şöyle buyurur. Sizden bir kimse mescide girdiği vakitte oturmadan evvel iki rekat namaz kılsın.[30]

Bu, bir müstehap namazdır. Şöyle ki, bir mescidi şerife sadece ziyaret veya bir şey öğretmek ve öğrenmek gibi bir maksat için gi-ren bir müslüman, orada nafile olarak iki rekat namaz kılar. Bir günde bir kaç defa girilse bir defasında böyle bir namaz kılınması kâfidir. Bununla mescidin sahibi olan ALLAH Teâlâ hakkında lâzım gelen tahiyye, yani tazim yeri-ne getirilmiş olur.

Tahiyyetü’l-mescid, bir mescide, bir ca-mi-i şerife girilince daha oturmadan kılınmalı-dır, daha faziletli olan budur. Oturulduktan sonra da kılınabilir. Bir mescide girip de meş-guliyetinden veya mekruh vakit olması gibi bir sebepten dolayı Tahiyyetü’l-mescid’i ya-pamayacak bir müslümanın:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلَهَ اِلاَّاللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ

"Sübhanellâhi ve’l-hamdü lillahi ve la ilahe ilallâhü vellahü ekber" demesi de müs-tehap görülmüştür. Bir mescitte herhangi bir namazı kılmak veya bir mescide farzı eda ve imama uyma niyetiyle girmek de tehiyyetü’l-mescid yerine geçer.

Mubarek günlerde veya gezmek kastıyla cami cami dolaşılıp bakıp çıkılıyor. Böyle yapmak vebal olur. Namaz kılınırsa güzel olur.

15- Abdesti veya guslü müteakip namaz: Şöyle ki abdest alındıktan veya gusül yapıldıktan sonra vakit müsait ise daha yaşlık kuruyacak kadar bir müddet geçmeden iki rekat namaz kılınması mendupdur. Bu, abdest veya gusül nimetine nail olmanın bir şükran ifadesidir. Böyle bir taharete nâil olmak için manen temiz bir itikada, maddeten de temiz bir suya sahip olmak, hem de özürsüz vücut sağlığı-nı bulundurmak lâzımdır. Artık bu şartları bu-lunduran bir insanın yaratıcısına şükür için iki rekat namaz kılması pek güzel olmaz mı? Bu-nunla beraber abdesti veya guslü müteakip her-hangi bir farz veya sünnet namazın kılınması ile de bu şükran vazifesi yapılmış olur.[31]

16- Regâib gecesi namazı: Şöyle ki, Receb-i şerifin ilk Cuma gecesine "Regâib Gecesi" denir. Bazı alimlerin beyanına göre bu gecede Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, ALLAH'ü Teâlâ'nın fiillerinden bir fiilinin kalbine belirmesine nail olup, ALLAH Teâlâ-nın fiillerinin nuruna dalmakla Hak Teâlâ Hazretleri'ne şükür için on iki rekat namaz kılmıştır. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in muhterem validelerinin rahmine bu Regaip gecesinde şeref vermiş olduğuna dair olan bir rivayet mevcuttur. Receb ayından itibaren, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’in doğum ayı olan Rebîu’l-evvel ayının 9. ay olduğu düşü-nülürse, rivayetin doğru olduğu görülecektir.

Ayrıca Hz. Amine'nin Fahri Âlem Efen-dimize hamile olduğuna bu geceden itibaren haberdar olmuş olması da düşünülebilir. Bu-nunla beraber Regaip gecesi, pek mübarek bir gecedir. Zaten Regaip, nefis, rağbet edilen, bahası ağır ve çok ikram ve ihsan manasına olan "ragibe"nin çoğuludur. Bu geceyi iba-detle ihyanın sevabı pek çoktur. Fakat bu gecede kılınacak namazın sünnet, mendup olması hakkında kuvvetli bir delil mevcut görülmemektedir. Bu gecede toplanıp regaip namazını cemaatle kılmanın bir bid'at olduğu açıkça ifade edilmektedir. Zaten teravihten başka hiçbir nafile namazını birbirlerini çağı-rarak cemaatle kılmak, mekruh olmaktan uzak değildir. Ancak bir yerde bulunan iki üç kişi-nin bu gibi namazları cemaatle kılmaları câiz görülmüştür.

17- Mi'rac gecesi namazı: Şöyle ki, Receb-i şerif'in yirmi yedinci gecesine rastla-yan mübarek mi'rac gecesinde on iki rekat nafile namaz kılınması güzel görülmüştür. Her rekatında Fatiha’yı şerîf'e ile başka bir sûre okuyarak iki rekatte bir selam vermeli, sonra yüz kere:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلَهَ اِلاَّاللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ

Sübhânellahi velham-dülillahi vela ilâhe illal-lâhü vellâhü ekber" demeli, daha sonra yüz kere istiğfar ederek, yüz kere de salât-ü selâm okumalıdır. Gündüzün de oruçlu bulunmalı-dır. Bu halde isyana dair olmaksızın yapılacak her duanın kabulü, ALLAH'ın rahmetinden umulur.

18- Berat gecesi namazı: Şöyle ki, Şaba-n-ı Şerîf'in onbeşine rastlayan geceye "Berat gecesi" denir, pek mübarek bir gecedir. Berat gecesinde bütün yaratılmışların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, sağ kalacaklarına veya ölecekleri-ne, ecellerine, ve hacıların sayılarına dair ALLAH tarafından meleklere malûmat verilece-ği beyan olunmaktadır.

Kısacası Berat gecesinde ibadet ve itaat-ta ve nafile namaz kılmakta birçok sevaplar vardır. Fakat bu geceye mahsus şekli muay-yen, sünnet bir namaz yoktur. Bu husustaki rivayetler kuvvetli değildir.

Berat gecesinde kılınacak namaza "Salât'ül-hayır" denilmiştir. Bu namaz, bir çok rivayete göre yüz rekattır. Her rekatında Fatiha’yı şerife'den sonra on kere İhlas sûresi okunur.

 19- Kadir gecesi namazı: Şöyle ki Ramazan-ı şerif'in yirmi yedinci gecesine rastladığı kuvvetle tercih edilen Kadir gecesi, pek mübarek bir gecedir, Kur'an-ı Kerim, bu geceden itibaren Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz'e inmeye başlamıştır. Bu geceyi ihya etmenin sevabı pek çoktur. Bu gecenin bir anı vardır ki, ona rastlayan bir dua mutlaka kabul buyrulur. Bu şerefli gecede teravih’ten sonra bir müddet daha ibadette bulunulması, nafile namaz kılınması, bu geceyi ihya demektir.

Deniliyor ki, Kadir namazının en azı iki rekat, ortası yüz rekat, en çoğu da bin rekattır. Bu namaz iki rekat kılındığı takdirde her rekatında iki yüz âyeti celile okunmalı, yüz rekata kadar kılındığı takdirde, her rekatında Fatiha’yı şerife'den sonra "İnna enzelnahü…" süresiyle üç kere de İhlâs sûre-i celilesi oku-nup her iki rekatta bir selâm verilmelidir. "أَللَّهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ اْلعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى  ALLAH'ümme inneke afuvvün tühibbü'l-afve fa'fü anni; yani "Yarabbi! Sen affedicisin, affı, bağışlama-yı seversin, beni affet." duası da tekrar edilmelidir.

Bu namazın bu şekilde kılınacağı hak-kındaki rivayetler, pek kuvvetli değildir. Asıl maksat, bu geceyi mümkün olduğu kadar ihya etmektir. Bu kutsî gecede elden geldiği kadar diğer nafile namazlar gibi ALLAH rızası için namaz kılınabilir. Fakat mutlaka zorakilikten-bitkinlikten kaçınılması daha faziletlidir.

20- Yolculuk namazı: Şöyle ki, bir müslüman bir yola gideceği veya bir yoldan geldiği zaman iki rekat namaz kılmalıdır. Bu menduptur. Giderken evde, gelirken mescitde kılmak daha faziletlidir. Peygamber Efendi-miz (S.A.V), seferden gündüzün kuşluk vakti dönerler, Mescid-i Saadet'e gider, iki rekat namaz kılar, orada bir müddet otururlardı. (Sallâllahü tealâ aleyhi vesellem).

21- Tesbih namazı: Şöyle ki, bu her rekatında yetmiş beş defa

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلَهَ اِلاَّاللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ

Sübhânellahi velhamdülillahi vela ilâhe illallâhü vellâhü ekber" diye tekbir alınan dört rekatlı bir namazdır. ALLAH Teâlâ'nın rızası için nafile namaza niyet edilerek "ALLAH’ü ekber" diye namaza başlanır, Sübhaneke'den sonra 15 kere "Sübhanallah’i velhamdülillah…" okunur. Sonra "Euzü" ile "Besmele-i şerife" ve "Fatiha" ile bir sûre-i celile okunup tekrar (10) kere "Süb-hanallah’i.." okunur. Akabinde rükûya varılır, üç kere "Sübhane Rabbîyel azîm"den sonra 10 defa "Sübhanallah..." okunarak rükûdan "Semiallah’ü limen hamideh, Rebbena velekelhamd" denilerek kalkılır, yine 10 defa "Sübhanalla-hi…" okunur, daha sonra secdeye varılıp üç defa "Süb-hane rabbiyel â'la"dan sonra 10 kere Sübhanellah…" okunur. Secdeden tekbir ile kalkılır, celse (oturma) halinde yine 10 kere "Sübhanellahi…" okunur, ikinci secdeye tek-bir ile varılıp üç defa "Sübhane rabbiyel â'lâ"-dan sonra yine 10 kere "SübhanALLAH’i…" okunur ki, bu zait tesbihlerin toplamı 75 etmiş olur.

Daha sonra ikinci rekata kalkılır, yine evvelâ 15 kere "SübhanALLAH’i…" okunur, sonra yine birinci rekattaki şekilde hareket edilerek ka'de (oturuş)a varılır. “Tahîyyat” ve “ALLAH’ümme salli… ve barik” okunur. Zait tesbihlerin toplamı (150) etmiş olur. Daha sonra selâm vermeden veya selâmı müteakip ayağa kalkılır. Üçüncü, dördüncü rekatlar da tam bu tarif dairesinde kılınır ve böylece her rekatta yetmiş beş “Sübhan-ALLAH’i…” okunmuş olur ki, toplamı (300) eder.

Bu tesbih namazında yanılma vuku bulsa, sehiv secdelerinde artık bu tesbihler okunmaz.

Tesbih namazının da sevabı pek çoktur. Bu namaz, her vakit kılınabilir, hiç olmazsa haftada veya ayda bir defa, bu da olmazsa ömürde bir defa kılmalıdır.[32]

22- Tevbe namazı: Şöyle ki; bir müs-lüman, insanlık hali bir günah işlese, bundan pişman olup derhal tevbe etmesi lâzım gelir. İşte böyle bir kimsenin işlediği günahtan tevbe için güzelce abdest aldıktan sonra kırsal bir yere çıkıp iki rekat namaz kılması ve o günahtan dolayı ALLAH'u Teâlâ’dan af dile-mesi menduptur. Böyle günah işleyip de sonra kalbinde pişmanlık duyguları beliren, bu gü-nahı bir daha işlememeye azmedip Hak Tealâ-dan bağışlanmasını dileyen bir müminin mağ-firete nail olacağı bir hadis-i şerifte beyan buyrulmuştur.

23- Hacet namazı: Şöyle ki uhrevî veya dünyevî bir ihtiyacı olan kimse, güzelce abdest alır, yatsı namazından sonra iki veya dört rekat ve bir görüşe göre on iki rekat namaz kılar, sonra Hak Teâlâ Hazretlerine hamd’ü senada, Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz’e salât-ü selâmda bulunur. Daha sonra hacet duasını okuyup ihtiyacının yerine getirilmesi-ni ALLAH Tealâ'dan niyaz eder

Hacet namazının birinci rekatında Fatiha-i şerife'den sonra üç kere Âyet'el-kürsî, diğer üç rekatında da birer Fatiha ile birer defa ihlâs, Felak ve Nas sûrelerinin okunması hakkında bir hadîs-i şerif vardır.[33]

 Hacet duası şudur:

أَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ تَوْفِيقَ أَهَلِ الْهُدَى وَأَعَمَالَ أَهْلِ الْيَقِينِ وِمُنَاصَحَةَ أَهْلِ التَّوْبَةِ وَعَزْمَ أَهْلِ الصَّبْرِ وَ جِدَّ أَهْلِ الْخَشْيَةِ وَ طَلَبَ أَهْلِ الرَّغْبَةِ وَ تَعَبُّدَ أَهْلِ الْوَرْعِ وَ عِرْفَانَ أَهْلِ الْعِلْمِ حَتَّي أَخَافَكَ أَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مَخَافَةً تَحْجِزُنِي عَنْ مَعْصِيَّتِكَ حَتَّي أَعْمَلَ بِطَاعَتِكَ عَمَلاً أَسْتَحِقُّ بِهِ رِضَاكَ وَحَتَّي أُنَاصِحُكَ بِالتَّوْبَةِ خَوْفًا مِنْكَ وَحَتيَّ أُخْلِصَ لَكَ النَّصِيحَةَ حُبًّا لَكَ وَحَتَّي أَتَوَكَّلَ عَلَيْكَ فِي اْلأُمُورِ حُسْنَ ظَنٍّ بِكَ سُبْحَانَ خَالِقِ النُّورِ

"ALLAH’ümme innî es'elüke tevfika ehlil'hüda ve a'mâle ehli'l-yakîn ve münasaha-te ehli't-tevbeti ve azme ehli's-sabri ve cidde ehli'l-haşyeti ve talebe ehli'r-rağbeti ve taab-büde ehli'l-verei' ve irfane ehli'l-ilmi hatta ehafüke. ALLAH'ümme innî es'elüke mehafe-ten tehcizuni an ma'siyetike hatta a'mele bi taâtike a'melen estehikku bihi rızâke ve hatta ünasihake bi't-tevbeti havfen minke ve hatta uhlisa leke'n-nasihate hübben leke ve hatta etevekkele aleyke fil umuri hüsne zannin bike Sübhane halıkin-nuri."

"Ya ilâhî!. Ben senden hidayet ehlinin muvaffakiyetini, yakîn erbabının amellerini, tevbekârların ihlasını, sabırlı zatların azmini, haşyet (korku) sahiplerinin ciddiyetini, rağbet erbabının niyazını, takva ehlinin ibadete çalışmalarını ve ilim sahiplerinin irfanını dile-rim. Ta ki senden hakkıyla haşyet (korku) üzere bulunayım. Yarabbi! Ben senden öyle bir havf ve haşyet (korku) ya nail olmak isterim ki, beni sana isyanda bulunmaktan men etsin. Ta ki senin itaatine öyle bir iş işleyeyim ki onunla senin rızana lâyık olayım, ve ta ki, senden korkmaktan dolayı sana halis bir şekilde tevbe edeyim, ta ki sana muhabbet-ten dolayı senin için hayır severliğimi ihlaslı bir şekilde yapayım ve tâ ki her işte sana güzel zannımdan dolayı sadece senin zatına tevekkül edeyim, ey nuru yaratan ALLAH'ım! Seni tesbih ve takdis ederim" der. Sonra ihtiyacını zikreder.

24- İstihare namazı: Şöyle ki, hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair manevî bir işarete nail olmak isteyen kimse, yatacağı zaman iki rekat namaz kılar, ilk rekatında "Kâfirun sûresi"ni, ikinci reka-tında da "İhlâs sûresi"ni okur, sonunda da istihare duasını okur, sonra da abdestli olarak kıbleye yönelerek yatar, rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayra, siyah veya kırmızı görülmesi de şerre delâlet eder. Bu şekilde istihare namazının yedi gece yapılması ve kalbe ilk doğana bakılması da bir hadis-i şerîf ile beyan buyrulmuştur.

Resulü Ekrem, (S.A.V) Efendimiz, As-hab-ı Kiram'ına istihareyi öğretirlerdi. İstihare namazını kılma imkanı bulunmayınca yalnız duası ile yetinilir. Esasında meşru ve hayırlı olan bir şey hakkında yapılacak istihare, onun istenilen vakitte yapılıp yapılmaması için yapılabilir. Yoksa bizzat o şey hakkında ya-pılmaz. Muayyen bir senede hac yapılıp yapıl-maması veya haramda ısrarlı olan bir kişinin, bir haramdan men edilip edilmemesi gibi. İstihare duası, Resulü Ekrem (S.A.V) Efendi-miz'den şu şekilde rivayet olunmuştur:

أَللَّهُمَّ إِنِّي اَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَ أَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَ أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَ لاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَ أَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ أَللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا اْلأَمْرَ خَيْرٌ لِي فِي دِينِي وَ مَعَاشِي وَ عَاقِبَةِ أَمْرِي أَوْ قَالَ - عَاجِلِ أَمْرِي وَ آجِلِهِ فَاقْدِرْهُ لِي وَ يَسِّرْهُ لِي ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ وَ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا اْلأَمْرَ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَ مَعَاشِي وَ عَاقِبَةِ أَمْرِي أَوْ قَالَ - عَاجِلِ أَمْرِي وَ آجِلِهِ فَاصْرِفْهُ عَنِّي وَ اصْرِفْنِي عَنْهُ فَاقْدِرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنيِ بِهِ.

"ALLAH’ümme inni estehîruke bi ilmike ve estakdirüke bi kudretike ve es'elüke min fazlike'l-azim, fe inneke takdirü ve la akdirü ve ta'lemü ve la a'lemü ve ente allamü'l-guyûb. ALLAH'ümme, in künte ta'lemü enne hâze'l- emre hayrün li fi dini, ve meâşi ve akıbeti emri ve acili emri ve âcilihi fakdirhü li ve yessir hü li sümme bârik lî fihi. Ve inkünte ta'lemü enne hazel'emre şerrün li fî dîni ve meâşi ve akıbeti emri ve acili emri ve âcilihi fasrifhü anni vasrifni anhü fakdir liye'l-hayre haysü kâne sümme ardînî bihi.

"Ya İlâhi! Sen bildiğin için, senden hakkımda hayırlısını bana bildirmeni dilerim. Ve kudretin yettiği için ben senden kuvvet ve takat isterim ve hayra ermemi senin büyük, fazıl ve kereminden niyaz eylerim, çünkü sen her şeye kadirsin. Ben ise kadir değilim, ve sen her şeyi bilirsin, halbuki ben bilemem, sen gayıpları da tamamen bilirsin.

Ya Rabbi! Sen bilirsin, eğer bu iş; benim dinim, yaşayışım, işimin akibeti, dünyam ve ahiretim hakkında hayırlı ise, bunu bana nasip ve müyesser eyle. Sonra bunda benim için feyiz ve bereket meydana getir. Ve eğer bu iş; benim dinim, hayatım, işimin akibeti hakkında ve dünyevî uhrevî hususlarımda benim için bir şer ise, bunu benden çevir, beni de bundan çevir. -Bunun için gönlümde bir meyil bırakma- ve benim için hayır nerede ise nasip ve kolay kıl, sonra da beni bu mukadder hayır ile hoşnut buyur. Ey Kerim olan yaratıcım![34]

25- Katil namazı: Şöyle ki, her nasılsa kısasa, ölüme mahkûm olan bir müslüman, bu cezanın tatbikinden evvel iki rekat nafile namaz kılarak tevbe ve istiğfar etmeli, bir ta-kım hayırlı dualarda bulunmalıdır. Bu namaz, onun hakkın-da ALLAH'ü Teâlâ’nın rahmetine nail olmasına vesile olabileceği için güzel görülmüştür.

26- İstiska Yağmur namazı: Şöyle ki, yağmurlar kesildiği zaman, müslümanlar yağ-mur duasına çıkar, Kerîm olan yaratıcımızdan yağmur yağdırmasını niyaz ederler. İmam-ı A’zam’a göre istiskadan maksat yalnız duadır, istiğfardır, bunda cemaatle namaz sünnet de-ğildir, bilakis caizdir, insanlar isterlerse ayrı ayrı namaz kılabilirler. Fakat imameyne göre istiska için veliyülemrin veya vekilinin cuma namazı gibi âşikâre kıraatle iki rekat namaz kıldırması menduptur. Bu namazı müteakip bayramlarda olduğu gibi iki hutbe okunur, Hatîb, minbere çıkmaz, yerde durur; kılıç, ok, veya asâ gibi bir şeye dayanır, öylece hutbele-rini okur.[35] Üç gün birbiri peşine istiska duasına çıkılması güzel görülmüştür. Yağmur yağması gecikirse, eski elbiseler giyinilerek ve başlar öne eğilerek tevazulu bir halde yayan olarak sahraya çıkılır, evvelce tevbeler yenile-nir, fakirlere sadakalar verilir, haksız yere alınmış şeyler var ise sahiplerine geri verilir, müslümanlar için mağfiret istenilir. Ve İmam Muhammed'e göre hatip, hutbe esnasında elbisesini dört köşeli ise aşağısını yukarıya, yukarısını da aşağıya, değirmi ise sağını sol tarafına, solunu da sağ tarafına getirir ve kaba kaftan ise içini dışarıya, dışını da içeriye getirir, o şekilde giyer. Bu, sıkıntılı halin değişmesi için bir hayır bekleme nişanesidir. Fakat cemaat, elbiselerini böyle tersine giyinmezler.

Müslümanlar, yanlarına çocuklarını, ehli hayvanlar ile onların yavrularını beraber alır-lar. Çocukları yavruları bir müddet anaların-dan uzaklaştırırlar, bu hazin tarzda zayıflara, ihtiyarlara dualar ettirerek kendileri de "âmîn" derler.

Kısacası hüzünlü, tevazulu, kalp yumu-şaklığı ve ALLAH korkusuyla dolu bir vaziyet ile ALLAH Tealâ'nın rahmet ve yardımı niyaz edilir. Daha sahraya çıkmadan yağmurlar yağmaya başlarsa bunun şükranesi olmak için de yine sahraya çıkarlar ki, bu da menduptur.

Yağmurlar, lüzumundan çok yağmaya başlayınca da bunun kesilmesi, başka taraflara dönmesi için dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Yağmur yağarken "أَللَّهُمَّ صَيِّبًا نَافِعاً = ALLAH'ümme sayyiben nâfi'an" yâni Ya Rabbi! Bunu hakkımızda faydalı bir yağmur kıl! denir. Lüzumundan fazla yağınca da: "أَللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَ لاَ عَلَيْنَا = ALLAH'ümme havaleyna ve la aleyna" yani Ya Rabbi! Bunu zarar vermeyecek yerlere yağdır, bizim üzeri-mize yağdırma! diye dua edilir.

Dua eden, dilerse ellerini yukarıya kaldırır, dilerse iki şehadet parmağıyla işaret eder. Her duada ellerin iç yüzünü semaya doğru tutmak sünnettir.

İşte bu istiska da gâfil beşeriyet için bir uyanma dersi demektir. Her vakit sonsuz rah-metlerine, yardımlarına nail olup durmakta bulundu-ğumuz Kerîm, Rahîm olan ALLAH'ı-mızı hiç bir an unutmamak ve her vesile ile ona muhtaç olduğumuzu anlayarak azametli dergâhına yönelmek, niyazda bulunmak, bizim için bir kulluk borcudur.

Bir kere düşünelim, vakit vakit bulutlar-dan topraklarımıza yağan o faydalı yağmurlar kesilse, bunun neticesi olarak da ırmaklar kurusa, su kanalları bomboş kalarak yıkılıp gitse, acaba bu suları bize kim temin edebilecektir?

Kaynaklarından daima fışkırıp duran, hayatımıza hizmet eden o tatlı, berrak suları, Hak Tealâ yerlerin dibine geçirse, acaba bunları bize kim getirebilecektir. İşte:

"قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ "

"De ki: Haber veriniz bakalım, eğer suyunuz -bir sabah- çekilip yerlerin altına gitmiş bulunsa, size öyle akıp giden kolaylıkla elde edilen bu suyu -ALLAH Teâlâ'dan başka- kim getirebilecektir?"[36] âyet-i kerimesi de dikkatlerimizi bu noktaya çekip duruyor. Artık insanlık için gaflet, Cenab-ı Hakk’a ihtiyaç duymama, nankörlük asla caiz olamaz.

Resul-ü Ekrem (S.A.V)’den bize nakledi-legelen yağmur duası şudur:

أَللَّهُمَّ أَسْقِنَا غَيْثًا مُغيِثًا هَنِيئًا مَرِيئًا غَدَقًا مُجَلِّلاً سَيْحًا عَآمًّا طَبَقًا أَللَّهُمَّ أَسْقِنَا الْغَيْثَ وَلاَ تَجْعَلْنَا مِنَ الْقَانِطِينَ أَللَّهُمَّ اِنَّ بِالْبِلاَدِ وَ الْعِبَادِ وَ الْخَلْقِ مِنَ الَّلأْوَاءِ وَ الضَّنْكِ مَا لاَ نَشْكُو اِلاَّ اِلَيْكَ أَللَّهُمَّ اَنْبِتْ لَنَا الزَّرْعَ وَ اَدِرَّ لَنَا الضَرْعَ وَ أَسْقِنَا مِنْ بَرَكَاتِ السَّمَاءِ وَ اَنْبِتْ لَنَا مِنْ بَرَكَاتِ اْلاَرْضِ أَللَّهُمَّ اِنَّا نَسْتَغْفِرُكَ اِنَّكَ كُنْتَ غَفَّارًا فَاَرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْنَا مِدْرَارًا.

"ALLAH’ümme! eskına gaysen mugisen henien merien gadekan mücellilen seyhan âmmen tabeka, ALLAH'ümme! Eskına'l-gayse ve la tec'alna mine'l-kanitîn. ALLAH'ümme! inne bi'l-bilâdi ve'l-ıbâdi ve'l-halki mine'l-le'vaî ve'd-danki mâ la neşkû illâ ileyke. ALLAH'ümme! enbit lena'z-zer'a ve edirre lena'd-dar'a ve eskina min berekâti's-semai ve enbit lena min berekâti'l-arz. ALLAH'ümme! İnna nestağfirüke inneke künte gaffara, fe ersili’s-semae aleyna midrarâ."

Ya Rabbi! Bize yardım eden, içimize sinen bol, faydalı, her tarafı kaplayan, her tarafa akıp giden, her tarafı sulayan umumî bir yağmur ihsan buyur.

İlâhi! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme! Ey Rabbimiz! Kul-larda, beldelerde ve diğer yaratılmış şeylerde öyle bir güçlük, öyle bir darlık var ki, senden başkasına arzedemeyiz. Ey Yüce Yaratıcımız! Bizim için ekinleri bitir, bizim için memeleri sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula, bize yeryüzünün bereketlerinden yetiştir. Ey Kerim Ma'bud'umuz! Biz senden mağfiret di-leriz. Şüphe yok ki sen çok mağfiret edicisin. Artık bize gökten bol bol yağmurlar yağdır. Ey Gafur, Rahîm Rabbimiz!"[37]

27- Güneş tutulma Küsûf namazı: Şö-yle ki, güneş tutulduğu zaman cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz olarak en az iki rekat namaz kıldırır ve her rekatta fazla miktar ve İmam-ı A'zam'a göre gizlice, İma-meyne göre de aşikare kıraatta bulunur. Mese-lâ her rekatta Bakara sure-i celilesi kadar okur ve diğer namazlar gibi her rekatında bir kere rükû, iki defa secde eder, namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya insanlara karşı oturarak dua eder. Cemaat da "âmin" der. Böyle bir imam bulunmazsa, insanlar bu namazı kendi evlerinde tek başları-na kılarlar.

Küsûf namazını büyük bir camide kılmak, mescitlerde kılmaktan daha faziletli-dir. Sahrada da kılınabilir.

Küsûf namazlarında İmam-ı A'zam'a, İmam Malik ile İmam Ahmed'e göre hutbe okunmaz. Çünkü Resulü Ekrem (S.A.V) Efen-dimiz, küsûf hâdisesinden dolayı namaz kılın-masını, dua edilmesini, sadaka verilmesini tav-siye buyurmuş, hutbe okunmasını emretme-miştir. İmam Şafiî ile İbn-i Hacer'e ve bir kı-sım muhaddis (hadis alimlerine) göre ise, na-mazdan sonra hutbe okunması müstehaptır.

27- Ay tutulma Husuf namazı: Şöyle ki, ay tutulduğu zaman müslümanların evlerin-de teker teker bir halde ve küsuf namazı gibi aşikare veya gizli kıraatla iki veya dört rekat namaz kılmaları mendup, güzel görülmüştür. Bu namazın camide cemaatle kılınması, İmam-ı A'zam'a göre sünnet değildir, fakat caizdir.

İmam Şafiî ile İmam Ahmed ve diğer bazı ehli hadis de cemaatle kılınması görüşün-dedirler. İmam Malik'e göre ise cemaatle kılı-namaz. İnsanların geceleyin her taraftan topla-nıp bunu cemaatle kılmaları güçtür.

Şiddetli rüzgâr, fazla karanlık, geceleyin fazla ışıklık, yer sarsıntıları, umumî hastalıklar gibi korkunç hâdiseler zamanında da küsûf ve husuf namazları gibi namaz kılınması, güzel görülmüştür.

Bu gibi geçici olaylar, hadiseler, hepsi ALLAH Teâlâ'nın kudretine, hikmetine, aza-metine delâlet eden birer emsalsiz şaheserdir.

وَ مَا نُرْسِلُ بِاْلآيَاتِ اِلاَّ تَخْوِيفًا

"Oysa biz, (kudretimize delalet eden) mucizeleri, olağanüstü hadiseleri ancak (inkar-cıları) korkutmak için göndeririz."[38] Ayet-i celîlesi ifadesince bu gibi alâmetler, insanları korkutmak için, insanları isyanlardan kurtarıp itaat, tevbe ve istiğfar etmeye çekmek için va-kit vakit meydana getirilen kudret alametleri-dir. Bunları gören kabiliyetli bir kim-senin ruhunda bir korku ve heyecan meydana gelir, gözlerinin önünde Hak Tealâ'nın celâl ve aza-meti belirmeye başlar. Artık o kimse Yüce Yaratıcı'mızın bu kainatı ne kadar muntazam ve mükemmel bir şekilde yaratmış olduğunu anlar, daima o büyük yaratanın koruma ve hi-mayesine muhtaç bulunduğunu idrâk eder, bu anlayış ile O Ezeli Yaratıcı'sına döner, O'na tazim için namaz kılar, O'nun korumasına, yardımına nâil olmak için dua eder, gafletten uyanır, uyanık bir ruha sahip olmak için çalış-mış olur.

Güneş ve Ay tutulmasının ne gibi mun-tazam kanunlar dairesinde meydana geldiği malûmdur. Mütefekkir bir insan için bu ka-nunları böyle düzenli, mükemmel bir tarzda meydana getirmiş olan Yüce Yaratıcı'yı dü-şünmek en yüksek bir vazifedir.

Güneş ve Ay tutulması ile aydınlık ni-meti, karanlığa dönüşüyor, iki parlak kürenin simasını yoğun bir karanlık kaplıyor, bu hal devam edecek olsa, hayatî varlığımızda kim bilir ne fecî değişiklikler meydana gelir. Halbuki Alîm ve Hakîm olan kainatın yaratıcı-sının koymuş olduğu tabiat kanunları buna müsaade etmiyor. Bu korkunç hüzün verici hal, az sonra yok oluyor. O iki kudret meşale-si, yine olanca parlaklığı ile ışıklarını, nurları-nı etrafa saçıp durmaya başlıyor. Artık bundan dolayı Kerîm ve Rahîm olan Yaratıcımıza binlerce, yüzbinlerce şükür etsek yine kulluk vazifemizi yerine getirmiş olamayız.

Hiçbir kimsenin doğmasından veya öl-mesinden dolayı ay ile güneşin tutulmayacağı-nı Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz beyan bu-yurmuşlardır.

 Şöyle ki, Peygamber Efendimizin S.A.V muhterem oğulları İbrahim, bir buçuk yaşında iken hicretin onuncu senesinde vefat etmiş, onun vefatı gününde güneş tutulmuştu. İnsan-lar, bu masum çocuğun vefatından dolayı gü-neşin tutulmuş olduğunu konuşunca Peygam-ber Efendimiz (S.A.V), güneş tutulmasının hikmetini beyan etmek üzere:

اِنَّ الشَّمْسَ وَ الْقَمَرَ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ اَحَدٍ وَ لاَ لِحَيَاتِهِ فَإِذَا رَاَيْتُمْ فَصَلُّوا وَ ادْعُوا اللهَ عَزَّ وَ جَلَّ

"Güneş ile Ay, şüphe yok ki bir kimse-nin ne ölmesinden ve ne de doğmasından dolayı tutulmaz. Bunların tutulduğunu gördü-ğünüz zaman namaz kılınız ve ALLAH'ü Azimüşşan'a dua ediniz."[39] diye buyurmuştur.

Diğer hadis-i şerifte de: "Bunlar ALLAH Tealâ'nın âyetlerinden iki âyettir, iki kudret ve hikmet alâmetidir."[40] diye buyrulmuştur.

Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in mü-barek dilleri daima böyle hakikatlara tercüman olmuş, insanları yanlış düşüncelerden, inanış-lardan men etmiştir. İslâmiyetin tertemiz saha-sı, akla hikmete uygun olmayan inançlardan, hareketlerden her şekilde uzak bulunmuştur. Artık böyle ulvî bir peygambere, mukaddes bir dine nâil olmamızdan dolayı ne kadar şükran secdelerine kapansak yine az değil midir? (Sallallâhü Tealâ aleyhi vessellem)

Bizi Rabbimize yaklaştıran  ibadetler

Haftanın günlerinde kılınan nafile na-mazların faziletleri burada anlatılacaktır. Önce gündüzleri kılınan nafile namazları anlatalım.[41]

 

28- Pazar günü namazı.

Ebu Hüreyre r.a. Resulullah S.A.V efen-dimiz şöyle buyurur: Bir kimse, pazar günü dört rekât namaz kılarsa, Allah’u Teala onun için her rekât namaz için bin namaz sevabı yazar. Sonra Allah-ü Teâla onun için cennette pek güzel kokulu miskten bir şehir ihsan eder.

Bu namazı kılan kimse, her rekâtında Fatiha suresinden sonra bir kere amenerre-sulü (Bakara suresinin 285. ve 286. âyetleri-ni) okur.

Hazret-i Ali r.a. Resulullah S.A.V efen-dimiz şöyle buyurur: Pazar günü, çokça namaz kılmak sureti ile, Yüce Allah'ı birleyiniz. Çün-kü, Yüce Allah birdir; ortağı yoktur.

Bir kimse, pazar günü, öğlen namazın-dan sonra dört rekât namaz kılarsa, yalnız far-zını ve sünnetini kıldıktan sonra Yüce Allah-tan her ne dilerse, Yüce Allah onun bütün di-leklerini yerine getirir. hıristiyanların yaptığı şeylerden dahi Allah-u Teâlâ onu korur.

Bu namazı şöyle kılar: Birinci rekatta: Fatiha suresi ile Secde suresini okur. (32. sure) ikinci rekatta: Fatiha suresi ile Mülk suresini okur. 67. sure Bundan sonra teşehhüde oturur ve selâm verip namazdan çıkar. Bundan sonra kalkar iki rekat daha kılar. Bu iki rekatta; Fatiha suresi ile Cuma suresini okur. (62. suredir.)

29- Pazartesi günü namazı.

Cabîr b. Abdullah r.a. Resulullah S.A.V Efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, güneş yükseldikten sonra iki rekat namaz kılar Allah-u Teâlâ onun bütün günahlarını bağışlar. Bu namazın her rekatında şunları okur:

Bir kere Fatiha Suresini. Bir kere Aye-te’l-Kürsîyi (Bakara suresinin 255. ayetidir.)

Birer kere, İhlâs, Muavvezeteyn (felak-nas surelerini- (112. 113. 114. surelerdir.)

Selâm verdikten sonra, on kere Allah-u Teâlâ'dan bağışlanmasını diler. On kere de, Resüllullah S.A.V efendimize salavat okur.

Enen b. Malik r.a. Resulüllah S.A.V Efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, pazartesi günü anlatılacağı şe-kilde on iki rekât namaz kılarsa, kıyamet günü o kimse söyle çağırılır: Ey Falan oğlu falan ne-rededir?. Gelsin, Yüce Allah'tan sevabını alsın.

Bu kimseye verilecek ilk sevap bin hulle (elbise)dir. Sonra başına taç giydirilir ve ken-disine şöyle denir: Cennete gir. Bu kimse cen-nete girerken bin melek karşılar Her melekte, onun için bir hediye vardır.

O kimse için hazırlanan bin tane nurdan sarayı gezdirinceye kadar o kimse ile olurlar.

Bu namaz şöyle kılınır: Her rekâtın-da, bir kere Fatiha süresi, bir kere Ayete’l-Kürsî (Bakara suresinin 255. âyetidir.) okunur. Namaz bittikten sonra on iki kere İhlâs suresini okur. 112. sure On iki kere de, günahlarının bağışlanması için istiğfar eder.

 

30- Salı günü namazı.

Enes b. Malik r.a Resulüllah S.A.V Efendimiz şöyle buyurur:

Bîr kimse günün ortasında (veya güneş yükseldikten sonra) on rekât namaz kılarsa, yetmiş gün, onun üzerine günah yazılmaz. Yetmiş gün içinde ölürse, şehit olarak ölür. Yetmiş senelik günahı dahi bağışlanır.

Bu namazın her rekatında şunlar oku-nur: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Ayete’l Kürsî. Üç kere İhlâs suresi.

31- Çarşamba günü namazı.

Muaz b. Cebel r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz buyurur: Bir kimse, salı günü on iki rekat namaz kılarsa, arş tarafında bir melek onun için şöyle seslenir: Ey Allah'ın kulu, amelini yenile. Allah-ü Teâlâ, senin geçmişte işlediğin günahtan bağışladı. Bu arada, o kim-senin kabir azabı kaldırılır. Kabrin darlığı ve sıkıntısı kalkar. Kıyametin zorlukları ondan alınır, her gün onan için, bir peygamber ameli yazılır. Bu namazın her rekatında şunlar okunur: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Ayete’l-Kürsî. Üç kere İhlâs suresi. Üç kere Muavvezeteyn. (Felak-Nas)

32- Perşembe günü namazı.

İbn-i Abbas r.a. Resulüllah S.A.V efen-dimiz şöyle buyurur; Bir kimse, perşembe gü-nü öğlenle ikindi arasında iki rekat namaz kılarsa. Allah-u Teâlâ o kimseye recep, şaban ve ramazan ayını oruçlu geçirmiş gibi sevap verir. O kimseye : Kâbe-i Muazzama'ya gidip hac etmiş gibi sevap verir.

O kimseye: Allah-u Teâlâ'ya iman edip ona tevekkül edenlerin sayısı kadar iyilik ya-zar. Bu namazın her rekatında. şunlar okunur:

Birinci rekatında bir kere Fatiha su-resi. Yüz kere Ayet'el-Kürsî (Bakara suresi-nin 255. âyetidir.)

İkinci rekatında bir kere Fatiha sure-si. Yüz kere ihlas süresi. (112. Sure.)

Bu namaz bittikten sonra, Resulüllah S.A.V efendimize yüz kere salavat-ı şerife okunmalıdır

33- Cuma günü namazı.

Hazret-i Abbas r.a. Resulüllah S.A.V e-fendimiz şöyle buyurur: Cuma gününün tamamında namaz kılınabilir.

Cuma günü, güneş doğup da bir mızrak boyu veya daha fazla yükseldikten sonra bir kimse kalkıp güzelce abdest aldıktan sonra; sevabını Allah'tan bekleyerek iki rekat kuşluk namazı kılarsa Allah-u Teâlâ onun için iki yüz sevap yazar; iki yüz de kötülüğü ondan siler.

Bir kimse, aynı işleri yaptıktan sonra dört rekat namaz kılar ise. Allah-u Teâlâ onun için cennette dört yüz derece yükseltir.

Bir kimse, anlatıldığı gibi sekiz rekat namaz kılarsa Allah-u Teala onun cennetteki derecesini sekiz yüz derece yükseltir. Ve onun bütün günahlarını bağışlar.

Bir kimse, aynı şekilde on iki rekat namaz kılarsa Allah-ü Teala onun için bin iki yüz sevap yazar. Ve., onan bin iki yüz kötülü-ğünü siler. Cennette dahi, onun bin iki yüz de-recesini yükseltir.

Ebu Hüreyre r.a. Resulullah S.A.V efen-dimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, cuma günü sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar mescidde oturur; Yüce Allah'ı zikre-derse onun Firdevs cennetinde yetmiş dere-cesi yükselir. Her derecesinin arası, yarışa çıkan bir at hızı ile yetmiş senelik mesafedir. Bir kimse, cuma namazını cemaatle kılarsa Firdevs cennetinde onun için elli derece yük-seltilir. Her derecenin arası, hızlı giden bir at yürüyüşü ile elli senelik mesafedir.

Bir kimse, cuma günü ikindi namazını cemaatle kılarsa, hepsi köle olan İsmail pey-gamber soyundan seksen köle azad etmiş gibi sevap alır.

Bir kimse, cuma günü, akşam namazını cemaatle kılarsa, makbul bir hac ve makbul bir umre sevabı alır.

İbn-i Abbas r.a. Resulüllah S.A.V efen-dimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, cuma günü öğlenle ikindi arasında iki rekat namaz kılarsa Rabbimizi rüyada görmeden dünyadan çıkmaz.

Bu arada, cennetteki yerini görür ve orası, kendisine gösterilir. Bu namazın her re-katında aşağıda belirtilen sureler ve âyetler okunur.

Birinci rekatta: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Ayetel-Kürsî. Bakara suresinin 255. Ayetidir. Yirmi beş kere Felak suresi.

İkinci rekatta: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere ihlâs suresi. Yirmi bir kere Felak suresi.

Selamdan sonra da Elli bir kere;

 لا حول ولا قوة إلا بالله

La havle ve la kuvvete illa billah. (Güç ve kuvvet ancak Allah'ındır.)

Resullullah S.A.V efendimizin huzuruna bir bedevi gelip şöyle dedi: Ya Resulellah, biz uzak köylerdeyiz. Şehre de uzağız. Her Cuma günü şehre gelmemiz de zor. Şimdi bana öyle bir amel söyle ki; Cumayla alakalı olsun; kö-yüme döndüğüm zaman kendilerine bildireyim.

Resulellah S.A.V efendimiz şöyle bu-yurdu: Ey Arabi, cuma günü, güneş yükseldik-ten sonra İki rekat namaz kıl. Bu namazın ilk rekatında: Fatiha suresini. Felak suresini o-kursun. İkinci rekatta: Fatiha suresini. Nas suresini.okursun. Bundan sonra, teşehhüde oturursun; sonra da selam verirsin.

Daha sonra, oturduğun yerde yedi ke-re Ayetel-Kürsîyi okursa Bundan sonra, dörder dörder olmak üzere; sekiz rekat daha kılarsın. Bu namazların her rekatında şunları okursun: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Nasr (iza cae nasrullahi) suresi. Yirmi beş kere ihlâs suresi.

Namaz bittikten sonra, yetmiş kere şunu oku:

 لا حول ولا قوة إلا بالله

La havle ve 1â kuvvete illâ billah'il aliy-yilazim. Güç ve kuvvet Yüce azim Allah'ındır.

Muhammed'in nefsi elinde olan Yüce Zat hakkına yemin ederim ki Mümin erkek ve mümin kadından her kim bu namazı cuma günü anlattığım gibi kılar ise., onun cennete gireceğine kefil olurum.

O kimse, oturduğu yerden kalkmadan Allahü Teâlâ onu ve ana babasını bağışlar; şayet Müslüman iseler. Arşın alt tarafından dahi, şöyle bir nida gelir: Ey Allah'ın kulu, yeniden amel işlemeye bak. Allah-u Teâlâ senin gelmiş ve gelecek günahlarını bağışladı. Resulullah S.A.V efendimiz, bu namazın o kadar çok faziletini anlat ki izahatı yapılsa uzun olur.

Biz, daha önce bir başka namazın fazi-letlerini anlattık. O namaz cuma günü on iki rekat olarak kılınır. Onda on iki kere de ihlâs suresi okur. O namazı kılmak isteyen kılabilir.

34- Cumartesi günü namazı.

Ebu Hüreyre r.a, Resulullah S.A.V efendimiz söyle buyurur:

Her kim, anlatılacak şekilde, cumartesi günü dört rekât namaz kılarsa Allah’u Teâla, onun okuduğu her harf için bir hac ve bir umre sevabı yazar. Yine okuduğu her harf için bir sene gece namaz kılmış, gündüz oruç tutmuş gibi sevap ameli yazılır.

Okuduğu âyetlerin her harfine bir şehit sevabı verilir. Kendisi, Yüce Allah'ın arşı al-tında peygamberlerle ve şehitlerle beraber olur. Bu namazın her rekatında şunlar oku-nur: Bir kere Fatiha suresi. Üç kere Kâfi-run suresi. (109. suredir.)

Namazı bitirip de selâm verdikten sonra, Ayetel-Kürsîyi okur.

35- Pazar gecesi kılınacak namazın fazileti.

Enes b. Malik r.a. Resulullah S.A.V e-fendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, pazar gecesi yirmi rekât na-maz kılarsa Allahu Teala’dan çorak isteyenle-rin ve istemeyenlerin sayısı kadar Allah-u Teâlâ o kimseye sevap ihsan eder. Allah-u Teâlâ o kimseyi, kıyamet günü, güven altında olan kimselerle diriltir.

Ve, onu, peygamberlerle birlikte cennete koymak, Allah-u Teâlâ'ya düşer.

Bu namazın her rekâtında şunları okur:

Bir kere Fatiha suresi, Elli kere ihlâs suresi. (112. suredir.) Birer kere Muavveze-teyn sureleri.. (113. ve 114. surelerdir.)   

Yüz kere istiğfar eder. أستغفر الله (Estağfirullah..) Yüz kere kendisi için, ana babası için istiğfar eder. اللهم اغفر لى ولوالدي (AIlahummeğfir li ve li valideyye.)

Yüz kere kendi gücünden ve kuvvetinden geçip Yüce Allah'ın gücüne ve kuvvetine İltica eder

لا حول ولا قوة إلا بالله

La havle ve la kuvvete illâ billahilaliyy'ilazim.

Banlardan sonra söyle der: Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Şehadet ederim ki, Yüce Allah, Adem'i seçti; yarattı, İbrahim Aleyhisselâm Aziz Celi) Allah'ın halilidir. Musa Yüce Allah'ın kelimidir. İsa Subhan Allah'ın ruhudur. Muhammed Aziz Celil Allah'ın habibidlr. (Eşhedü en la ilâhı illallah.. Ve eşhedü enne Ademe safvetullahi ve fıtratihi ve İbrahim halilullhi Azze ve Celle ve Musa Kelimullahi Teâlâ ve İsa Ruhullah Sübhanehu ve Muhammed Habibullah Azze ve Celle..)

36- Pazartesi gecesi kılınacak namazın fazileti.

Enes b. Malik r.a. Resulüllah S.A.V e-fendimiz şöyle buyurur: Bir kimse, anlatılaca-ğı gibi, dört rekât namaz lalar da, Yüce Allah'tan bir dilekte bulunursa, Yüce Allah onun dileğini yerine getirir. Bu namazı şöyle kılar: Birinci rekâtında; bir kere Fatiha suresi. On kere İhlâs suresi (112. sure.) ikinci rekatta; bir kere Fatiha suresi. Yirmi kere İhlâs suresi. Üçüncü rekatta; Bir kere Fatiha suresi. Otuz kere ihlâs suresi. Dördüncü rekatta; bir kere Fatiha suresi. Kırk kere İhlâs suresi Bundan sonra, teşeh-hüde oturur ve selâm verir.

 Daha sonra şunları okur: Yetmiş, beş kere İhlas suresini okur. Yetmiş beş kere, ken-disinin ve ana babasının bağışlanmasını Yüce Allah'tan diler. Yetmiş beş kere Resulullah S.A.V efendimize salavat okur. Bu namazın adına da Hacet namazı denir.

Ebu Umame r.a’den Resulullah S.A.V efendimiz söyle buyurur:

Bir kimse, anlatılacağı şekilde pazartesi gecesi iki rekât namaz kılarsa Allah-u Teâlâ onun adını cennet ehli kimseler arasında yazar; isterse o cehennem ehli kimselerden olsun Açıktan işlediği günahları bağışlanır. Okuduğu her ayet sayısı kadar hac ve umre sevabı yazılır. Namaz kıldığı bu pazartesiden öbür pazartesiye kadar ölürse, şehid olarak ölür.

Bu namazın her rekatında şöyle okur: Bir kere Fatiha suresi. On beş kere ihlâs suresi. (112. sure.) iki rekattır.

Selâm verdikten sonra on beş kere Aye-te’l-Kürsiyi, (Bakara suresinin 255. âyetini) okur ve on beş kere Allah-u Teâlâ'dan bağış-lanmağını diler.

37- Salı gecesi kılınacak namazın fazileti.

Bu manada, Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, salı gecesi on iki rekat namaz kılar ise Allah-u Teâlâ onun için cennette bir köşk yapar. Enine boyuna onun genişliği, dünyanın yedi katıdır.

Bu namazın her rekatında şunlar okunur:

Bir kere Fatiha suresi. Beş kere Nasr (iza cae nasrullahi..) suresi. (110. suredir.)

38- Çarşamba gecesi kılınacak nama-zın fazileti.

Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyu-rur: Bir kimse, çarşamba gecesi iki rekat na-maz kılarsa, her semadan yetmiş bin melek iner. Kıyamet gününe kadar o kul için sevap yazarlar. Bu namazda şunlar okunur:

Birinci rekatında; Bir kere Fatiha su-resi. On kere Felak suresi. (113. sure,)

ikinci rekatında: Bir kere Fatiha sure-si. On kere Nas suresi-(114. sure.)

39- Perşembe gecesi kılınacak nama-zın fazileti.

Ebu Hüreyre r.a. Resulullah S.A.V efen-dimiz şöyle buyurur:

Bir kimse; akşamla yatsı namazı arasın-da kılacağı iki rekat namazın her rekatında:

Bir kere Fatiha suresini, Beş kere A-yete’l-Kürsî Bakara suresinin 255. ayetidir.

Beş kere İhlas suresini (112. suredir.) Beşer kere Muavvezeteyn surelerini (113. ve 114. sureleri) okumalıdır.

Namaz bittikten sonra, on beş kere Allah-ü Teâlâ'dan günahlarının bağışlanmasını dilemelidir. Bir kimse, bu şekilde kıldığı na-mazın sevabını ana babasının ruhuna bağışlar-sa onların hakkını ödemiş olur. Bu namazını kıldığı takdirde, Allah-u Teâlâ o kimseye sıd-dıklara ve şehitlere ihsan eylediği sevabı ihsan eyler.

40- Cuma gecesi kılınacak namazın fazileti

Cabir b. Abdullah r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse tarifi yapılacağı şekilde ak-samla yatsı arasında on iki rekat namaz kılar-sa, geceleri namaz kılıp gündüzleri oruç tutup da on iki sene ibadet eden kimseye verdiği sevabı verir.

Bu namazın her rekatında şunları okur: Bir kere Fatiha suresini. On kere İhlas suresini.

Enes b. Malik r.a. Resulullah S.A.V e-fendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, cuma gecesi yatsı namazını cemaatle kıldıktan sonra iki rekat sünnet, sonra dört rekat nafile kılar, her rekatında: Bir kere Fatiha, suresi, Bir kere ihlas sure-si. Birer kere Muavvezeteyn. “Felak-Nas” okursa, daha sonra vitir namazını da kıldıktan sonra sağ yanına yatar uyarsa, kadir gecesini ihya edip ibadetle geçirmiş gibi sevap alır.

Resulullah S.A.V efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: Ezher gü-nü olan cuma günü, garra (nurlu) gecesi olan cuma gecesi bana çokça salavat okuyunuz.

41- Cumartesi gecesi kılınacak nama-zın fazileti.

Enes b. Malik r.a. Resulullah S.A.V e-fendimiz şöyle buyurur: Bir kimse, cumartesi gecesi akşamla yatsı arasında on iki rekât namaz kılarsa (Bu namazda Fatiha’dan sonra dilediği zammı sureyi okuyabilir) Allah-u Teâla onun için cennette bir saray yapar. Mümin olan her erkek ve her kadına sadaka vermiş gibi sevap alır. Yahudilik belâsından dahi, emin olur. Ve., artık onu bağışlamak, Allah-u Teâlâ'ya düşer.[42]

42- Zilhicce günleri ve gecelerinde kı-lınacak namazlar.

On günlerde kılınacak namazlar vardır Hazret-i Ayşe r.a.den Resulullah S.A.V efen-dimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

Bir kimse, zilhiccenin on gecelerinden bir geceyi ihya ederse sene boyu umre edenin ve hacca gidenin sevabını alır.

Bir kimse, o gecelerin günlerinden birin-de oruç tutarsa, senenin diğer günlerini de âbid ve oruçlu geçirmiş gibi olur.

Hazret-i Ali r.a.den Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Zilhicce ayının ilk on günü geldiği zaman; ibadete daha ciddi sarılın. Zira, bugünler, Allah'ın faziletli kıldığı günlerdir. O "günlerin gecelerine gösterilen hürmet, günlerine gösterilen hürmet gibidir. Bir kimse, o gecelerden birinde namaz kılmak isterse, şöyle yapsın:

Gecenin son üçte biri geçtikten sonra kalksın; dört rekât namaz kılsın. Kılınacak bu namazların her rekâtında bir kere Fatiha suresini okumalıdır, üçer kere Muavvezeteyn (Felak ve Nas) ve İhlâs surelerini okumalıdır. Yine her rekâtta üç kere Bakara suresinin 255. âyetel-kürsîyi okumalıdır.

Yani; her rekatta 1 Fatiha, üçer kere, Ayetel kürsi, ihlas, felak, nas sırayla hepsini üçer kere okur 4 rekatı böylece kılar.

Namaz bittikten sonra, ellerini açmalı ve şöyle dua etmelidir: İzzet ve Ceberut sahibi Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Kudret ve melekût sahibi Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Ölümü olmayan diri Allah, nok-san sıfatlardan münezzehtir. Kendisinden başka ilah yoktur; öldürür ve diriltir. Kulların ve ülkelerin Rabbı noksan sıfatlardan münez-zehtir. Çokça temiz mübarek bir şekilde, her halükârda Allah'a hamd olsun. Allah büyükler büyüğüdür. Rabbimizin şanı yücedir; ilmi ve kudreti her yerde geçerlidir. Bundan sonra, ne dileği var ise, onu dilemelidir.

Böyle eden bir kimseye; Allah'ın Beyti-ni (Kabe-î Muazzama'yı) hac eden, peygambe-rinin kabrini ziyaret eden, Allah yolunda cihad eden kimsenin sevabı verilir.

Bu arada, Allah-ü Teâlâ'dan ne gibi bir dilekte bulunursa Allah-u Teâlâ onu kendisine ihsan eyler. Bir kimse, o on gecelerin her birinde bu namazı bırakmadan kılarsa Allah-ü Teâlâ. onu en yüksek firdevs cennetine koyar.

43- Arefe günü namazı

Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A.V efen-dimiz buyuruyor.

Arefe günü, öğlenle ikindi arasında dört rekât namaz kılınır. Bu namazın her rekatında; Fatiha suresinden sonra, 50-elli kere İhlas suresi okunur.

(Şöyle her rekatta bir Fatiha sonra besmele çekmeden sırayla elli adet Kulhu-vellahu ehad.. suresi okunur ve tamamı böyle kılınır.

44- Akşam ve yatsı namazlarının ara-sını ihya etmek

Bu vakitte kılınan bir namaz, sünnet-i müekkede'dir. Hz. Peygamber'in ‎akşam ve yatsı arasında altı rek'at namaz kıldığı nakle-dilmektedir. Bu ‎namazın fazileti büyüktür. Bazı âlimlere göre şu ayetle kast olunan namaz ‎budur:‎

Onlar geceleyin namaz kılmak için ya-taklarından kalkarlar. ‎‎(Secde/16) Hz. Peygam-ber şöyle buyurmuştur:‎ Kim akşam ile yatsı arasında namaz kılarsa, bu namaz, evvabînin yüzünü Allah'a döndürenlerin namazındandır.

Kim akşam ile yatsı arasında, cemaatle namaz kılınan bir camide durup (itikâfa girerek), namazdan veya Kur'an'dan başka birşeyle konuşmazsa, Allah Teâlâ onun için cennette, uzunluğu yüz senelik mesafe olan iki köşk lütfeder. Yine onun için o iki köşk ara-sında yeryüzündeki bütün insanlar oraya akın etseler bile, onları alabilecek genişlikte bir bahçe tanzim edilir. Arefe günü oruç tutmak iki yıllık günahın affına sebep olur. Bir sene geçmiş bir sene gelecek. Diğer günlerde de oruç tutmanın fazileti çoktur.

45- Evvabin Namazı

Ebu Hureyre r.a Rasulullah S.A.V şöyle buyurdu:Her kim, akşam(ın farzın)dan sonra altı rekat kılar ve arasında söz konuşmazsa, o altı rekat o kimse için on iki senenin ibadetine muadil (denk) kılınır.[43]

Hz Aişe r.anha dan Efendimiz S.A.V şöyle buyurmuştur: Her kim, akşamdan sonra yirmi rekat namaz kılarsa Allah ona cennette bir köşk bina eder.[44] buyurdu

Ayrıca iki rekatı da şöyle kılar: bir Fati-ha, yedi İhlas suresi okur.

46- Teravih namazı

Teravih namazı, Ramazan-ı şerife mah-sus, yirmi rekattan ibaret olup bir sünneti müekkededir. Bu namazı Resul-i Ekrem (S.A.V) Efendimiz ile Hülefa-i Raşidin (R.A.) devamlı kılmışlardı. Bu namazın cemaatle kılınması da bir sünneti kifayedir. Bu sebeple bütün bir mahalle halkı cemaatle kılmayı bırakıp evlerinde kılacak olsalar, sünneti terk ile günahkâr olmuş olurlar.

47- Yolculuk namazı

Nafilelerden biri de: İki rekât sefer namazıdır. Muktai'm b. Mikdâd'dan rivayet olunmuştur ki: Resûlüllah (S.A.S.) buyurmuş-tur ki: Bir kimse ailesi yanında iki rekâttan daha üstün bir şey bırakmamıştır ki, onları ehli yanında sefere gitmeyi murad ettiği zaman kılar.

 

48- Evden çıkarken kılınacak namaz

Ebu Hürryre r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur

Evinden cıktığın zaman iki rekât namaz kıl; bunlar seni kötü çıkıştan korur. Evine girdiğin zaman dahi iki rekât namaz kıl; bunlar da seni kötü girişten korur.

Enes b. Malik r.a Resulüllah S.A.V efendimiz sabah namazı üzerine şöyle buyur-muştu. Bir kimse, abdestini alıp da, mescide yönelip orada namazını kılarsa, oraya gidişinin her adımında kendisine bir iyilik yazılır; Her kötülüğü de silinir. iyilikler, on misli sevap getirir. Sabah namazını kıldıktan sonra, gü-neş doğarken, evine giderse Allah-u Tealâ, onun için bedenindeki tüylerin sayısı kadar sevap yazar. Ayrıca onun için makbul bir hac sevabı verir. Namaz vakti gelinceye kadar orada oturur ise., kendisine her oturma karşılığı iki bin sevap yazılır. Yatsı namazını cemaatle kılmaya giden için dahi aynı şekilde sevap vardır. Onun bu ibadetleri, makbul bir umre ve makbul bir hac sevabına çevrilir.

Osman b. Affan r.a. Resulüllah S.A.V. efendimiz şöyle buyurur: Bir kimse, yatsı namazını cemaatle kılarsa gecenin yarısını ibadet-le geçirmiş olur. Sabah namazını cemaatle kılan dahi, gecenin tümünü ibadetle geçirmiş olur.

Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A.V efen-dimiz şöyle buyurur: Yatsı ve sabah namazı kadar münafıklara ağır gelen bir namaz yok-tur. Şayet onda olan sevabı bilmiş olsalardı; sürünerek giderlerdi. İstiyorum ki: Ashabıma emir vereyim, odun toplayalar. Evlerinde otu-rup da bizimle namaz kılmaya gelmeyenlerin evlerini ateşe vereyim.

49- Yolculuk dönüşü namazı

Nafilelerden biri de: Sefer dönüşü iki rekât namazdır. Ka'b b. Mâlik R.A. dan rivâ-yet olunmuştur ki: Demiştir ki: Resûlüllah (S.A.S.) yolcu­luktan gelmez ancak gündüzün kuşluk zamanı gelirdi.[45]

50- Aşure günü namazı

Bir kimse, anlatılacak şekilde dört rekât namaz kılarsa Allah-u Teâlâ onun elli senelik geçmiş; elli senelik de gelecek günahını bağışlar.. Mele-i âlâda dahi, onun için nurdan bir köşk yapar:

Her rekâtında bir kere Fatiha suresi Elli bir kere (51) İhlâs Kulhuvellahu ehad suresi okunur.

Bir başka rivayette ise, bu namaz şöyle anlatılmıştır :

Dört rekât olup her iki rekâtta selâm verilir. Her rekâtta, bir kere Fatiha suresi okunur.

Her rekâtta, bir Zilzal suresi (99. Sure-dir.) bir kere Kâfirun  (109. Suredir.) bir kere İhlâs suresi okunur. (112. Suredir.)

Namaz bittikten sonra da, Resulüllah S.A.V Efendimize yetmiş kere salâvat okunur.

51- Recebi Şerif Ayındaki Nafileler

Selman-ı Farisi'ye r.a den rivayetle Resulullah S.A.V efendimizin şöyle buyurdu-ğunu anlatmıştır:

Ya Selman, iman edenlerden kadın veya erkeklerden biri; bu ayda 30 otuz rekât na-maz kılarsa., bu namazların her rekatında Fatiha suresini okuduktan sonra, üçer kere de İhlâs suresi ile, Kâfirun surelerini okursa, Allah-ü Teâlâ onun günahlarını siler. Onun için vereceği ecir, ayın tümünü oruç tutan kimsenin ecri gibidir. Gelecek seneye kadar, namaz kılan kimsenin sevabını alır.

Receb ayının 27. yedinci günü Cebrail aleyhisselâm’ın Resulüllah S.A.V efendimize elçilik vazifesini getirdiği ilk gündür.

Hibetüllah bize, Hasan-ı Basri'nin şöyle dediğini anlattı:

Receb ayının 27. gecesi olduğu zaman, Abdullah b. Abbas, sabaha itikâf niyeti ile çıkardı. Öğlen zamanına kadar da namaz kılardı. Öğlen namazını kıldıktan sonra da, bir miktar dinlenirdi.

Daha sonra dört rekât namaz kılardı. Bu namazda şu sureleri okurdu

Bir kere Fatiha suresini, Birer kere Muavvezeteyn (Felak-Nas) surelerini

Üç kere Kadr (İnna Enzelna) suresini

Elli bir kere İhlâs (112.) suresini

Bu namazdan sonra, ikindi namazına kadar dua ederdi. Şöyle buyururdu. Rasulullah S.A.V de bugün böyle yapardı.

Recebi şerifte oruç tutmak bire yüz misli sevap yazılır. İlk günlerin sevabı çoktur.

52- Cuma Günü ve Gecesi yapılacak ibadetler

Bir kimse cuma günü Kehf suresini okursa, on bin dinar sada­ka veren kimsenin sevabını kazanır. (18. suredir.)

Cuma gününde ve cuma gecesinde; dört sure ile dört rekât namaz kılmak müstehaptır.

Birinci rekâtta En'am suresi okunur. (6. suredir.)

İkinci rekâtta, Kehf suresi okunur. (18. suredir.)

Üçüncü rekâtta, Taha suresini okur. (20. suredir.)

Dördüncü rekâtta, Mülk suresi oku-nur. (67. suredir.)

Şayet, anlatılan sureleri iyi okuyacak durumda değilse, iyi okuya­bildiği kısımları okur. Böyle etmek sureti ile, kendisine bir hatim sevabı verilir.

Bir kimse, cuma günü, on rekâtta yahut yirmi rekâtta bin kere İhlas suresini okursa, onun için, Kur'an'ı hatmekten daha faziletli olur. (112. suredir.)

53- Ramazan ayındaki namazlar

1- Ramazan ayının birinci gecesi kılı-nacak namaz: Bu gecede bir kimse iki rekat namaz kılsa,her rekatta da Kadir Suresi'ni okusa, Allahü Teala (Celle Celalühü), o kişiye üç türlü kolaylıkverir:

Bu ay içinde orucu ve namazı ona kolay-laştırılır.

Bu ay içindeki orucunu ve namazını kabul eder.

Gelecek yıla kadar fakirlikten emin eder.

2-İkinci gecesi: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse, bir Fatiha suresi ile dörder kere Felak ve Nas sureleri'ni okumak suretiyle iki rekat namaz kılsa, o yıl içinde ettiği muame-leden ziyan görmez. İmansız kalmak tehlikesin-den emin olur. Ahirette de iki iyilik bulur:

Cehennemden halas olur Cennette felah bulur."

(Hazreti İbn-i Ömer (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

3- Üçüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi veSellem) buyuruyor ki: "Bu gecenin sonunda bir Fatiha suresi, beş kevser suresi ve beş İhlas suresi ile iki rekat namaz kılan kişi, Hazreti Ebubekir Sıddık (Radıyallahü Anh) elinden bir kase dolusu kevser şarabı içer ki, asla susuzluk görmez." (Hazreti Ömer (Radıyallahü Anh) ve Hz. Said (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

4-Dördüncü gece: Peygamber Efendi-miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bugece, bir Fatiha suresi ile dört kere ASRsuresi okuyarak altı rekat namaz kılan kişi altı türlü iyilik bulur: Müslüman olarak dirilir, Müslüman olarak ölür

Kabir sualine İhlas okur gibi cevap verir, Yüzü ayın on dördü gibi olur, Sırat köprüsün-den yıldırım gibi geçer Hazreti Ebubekir Sıddık (Radıyallahü Anh}, köprü başında ona cenneti müjdeler."

Hazreti Ebu Derda (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

5- Beşinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi veSellem) buyuruyor ki: "Bu gece dört rekat namaz kılıp birinci rekatta bir Fatiha suresi ile bir tekasür suresi, ikinci rekatta bir Fatiha suresi ile bir ASRsuresi, üçüncü rekatta bir Fatiha suresi ile bir Maun suresi, dördüncü rekatta da bir Fatiha suresi ile üç İhlas suresi okuyan kişi kabir azabı görmez. Allahü Teala (Celîe Celalühü), onun günah-larını defterinden kazır. Yerine büyük taatlerin sevabnı yazar."

(Hazreti İbn-i Abbas (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

6- Altıncı gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) buyuruyor ki: "Bu gece bir kişi, bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi ile 'Şehidalahü ennehü' (Al-i İmran Suresi, Ayet: 18) ayetini sayısız okuyarak iki rekat namaz kılarsa, Allahü Teala (Celle Celalühü} buyurur ki:

'Ey kulum! Bu namaz ile bütün günahlarını bağışladım. Artık bunun gibii güzel amellere başla, er gibi ol, güzel işlerden yüz çevirme." (Hazreti Ibn-i Mes'ud (Radıyal-lahü Anh) rivayet etmiştir.)

7- Yedinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gecenin yansında dört rekat na-maz kılarsa ve her rekatında bir Fatiha suresi ile onar defa İhlas, Felak ve Nas surelerini'ni okusa, Allahü Teala C.C meleklere buyurur ki:

'Görün benim kulumu ki, tatlı uykusunu terk edip benim rızamı ister. O halde siz şahid olun ki, ben de kulumun günahlarını bağışla-yıp cennete girmesini emrederim."

Hz. Ebu Hureyre (R.A) rivayet etmiştir.

8- Sekizinci gece: Peygamber Efendi-miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bugecede bir Fatiha suresi, birer defa daİhlas, Felak ve Nas surelerini'ni okuyarak iki rekat namaz kılan kimseye, yedi cehennem kapısı kapanıp sekiz cennet kapısı açılır." Hazreti Ali (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

9- Dokuzuncu gece: Peygamber Efendi-miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} buyuruyor ki: "Birkimse, bu gecede bir Fatiha suresi, on İhlas suresi ve beşer kere Felak ve Nas sureleri ile on iki rekat namaz kılsa, on türlü haceti kabul olunur ve kıyamette yüzü ayın ondördü gibi nurlanır." Hazreti İbn-i Mes'ud (R.A.) rivayet etmiştir.

10- Onuncu gece: Peygamber Efendi-miz (Sallallahü Aleyhi veSellem) buyuruyor ki: "Bir kişi, bu gecede dört rekat namaz kılsa, birinci rekatta bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi, 'Şehidalahü ennehü' (Al-i İmran Suresi, Ayet: 18) ayeti ile Duha suresi'ni, ikinci rekat-ta birer defa Fatiha, A'LA ve Ğaşiye, üçüncü rekatta birer defa Fatiha ve Duha suresi'ni, dördüncü rekatta da Fatiha ile İnşrah sure-leri'ni birer kere okusa, Allahü Teala (C.C) okulun namazını kabul edip ölüm meleğine emir verir ki:

'Ben bu kulumu, benim şiddetimden ve azabımdan emin kıldım." (Hazreti Ebu Hurey-re R.A. rivayet etmiştir.)

11- On birinci gece: Peygamber Efendi-miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kişi, bu gece dört rekat namaz kılsa, her bir rekatında da bîr Fatiha suresi, on Ayetel Kürsi, on Kevser suresi ile on İhlas suresi okusa, kıyamet gününde kendisine bütün peygamberlerin sevapları kadar sevap verilir. Aynı zamanda kıldığı bu namaz, elliyıllık geçmiş günahlarına keffaret olur." Hazreti Ebu Hureyre R.A. rivayet etmiştir.

12- On ikinci gecesi: Peygamber Efen-dimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece, Allahü Teala'nın (C.C. verdiği sure ile (herhangi bir sure ile) on rekat namaz kılan kimse, muhakkak ki, günah derdine karşı dermanı tam olarak bulmuştur." (Hazreti Süraka (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

13- On üçüncü gece: Peygamber Efen-dimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gecede bir kimse, bir Fatiha suresi ve otuzar kere de Felak ve Nas sureleri'ni okumak sureti ile altı rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimsenin bütün günahlarını bağışlar. O kimsenin günah-ları, denizlerdeki köpüklerden fazla olsa da." Hazreti Aişe (Radıyallahü Anha) rivayet etmiştir.

14- On dördüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gecede bir kimse, bir Fatiha suresi ve otuz İhlas suresi ile dört rekat namaz kılarsa rızkı ve bereketi fazla olur.Aynı zamanda o yıl içinde bütün muradları hasıl olur." Hazreti Ebu Osman (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

15- On beşinci gece: Peygamber Efen-dimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gece bir Fatiha suresi ve on İhlas suresi ile üç selam vererek altı rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü}, o kimseyi cehennemden azad ettiği gibi ona Tevrat'ı, İncili ve Hazreti İbrahim'e (Aleyhis-selam) inen sahîfeleri okumuş kadar sevap verir. Ayrıca yetmiş yıl aralıksız ve hiç dön-meden kafirlerle gaza etmiş gibi sevap verir. Aynı zamanda yüz kere de hac etmiş sevabı verir." Hazreti İbn-i Mes'ud (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

16-On altıncı gece: Peygamber Efen-dimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece seher vaktinde bir kimse, bir Fatiha suresi ile bir 'Kulillahümme' (Al-i İmran Suresi, Ayet:26) okuyarak iki rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimsenin yüz türlü hacetini verir. Bunların onu dünya ve doksanı ahiret hacetleridir."

17- On yedinci gece: Peygamber Efen-dimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gecede ilk rekatında birer defa Fatiha suresi ile Kevser suresi'ni, ikinci rekatta da bir Fatiha suresi ile on defa İhlas suresi'ni okuyarak iki rekat namaz kılarsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseyi müs-lümanlık üzerine diriltir ve müslümanlık üzeri-ne öldürür. Aynca Azrail (Aleyhisselam), son nefesinde ona kevser şarabından içirir. Kıya-mette açlık ve susuzluk görmez." Hazreti İbn-i Abbas (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

18- On sekizinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse dört rekat namaz kılarsa, her rekatta bir Fatiha suresi, üçer defa da Ayetel Kürsi, İhlas, Felak ve Nas suresi'ni okursa o kimse anasından doğduğu gün gibi günahlarından soyunup çıkar. Azrail (Aleyhisselam) ona geldiği vakit, kendisini cennetle müjdeler." (Hazreti İbn-i Ömer R.A rivayet etmiştir..)

19- On dokuzuncu gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki; "Bir kimse, bu gecede dört rekat namaz kılsa, her rekatında da bir Fatiha suresi ile yedi kere de Zilzal suresi'ni okusa, o kişi kıyamet korkularından emin olur ve bütün günahlarından arınır. Bütün kötülükleri iyiliğe dönüşür." (Hazreti Abdullah ibn-i Evfa R.A rivayet etmiştir.)

20- Yirminci gece: Peygamber Efendi-miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gecede altı rekat namaz kılsa, her rekatında da birer defa Fatiha suresi ile DUHA suresi'ni okusa, o kimsenin kabri nurlu olur ve hesabı da kolay olur." (Hazreti Abdullah îbn-i Evfa (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

21- Yirmi birinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu-yuruyor ki: "Bir kimse bu gece iki rekat namaz kılsa, her rekatında da bir Fatiha suresi ile beşer defa da Felak ve Nas sureleri'ni okusa, o kimseye gelecek yıla dek kötü nazar değmez ve rızkı bereketli olur. O yıl içinde Ölecek olursa şehid olarak ölmüş olur."

22- Yirmi ikinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki; "Bir kimse bu gece yarısında dört rekat namaz kılsa, her rekatında da bir Fatiha suresi ile dört İnşirah suresi okusa, o kimse kırk peygamber sevabını bulur."

23- Yirmi üçüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu-yuruyor ki: "Bu gece bir kimse gece yansında iki rekat namaz kılsa, her rekatta bir Fatiha su-resi ile beş kere Duha suresi'ni okusa, o kim-senin yüzü kıyamette güneşten daha fazla nur-lu olur. Onun yüzünün nuru ile sırat köprüsün-den ev halkının yetmiş kişisi rahatça geçer."

24- Yirmi dördüncü gece: Peygamber Efendimiz {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu-yuruyor ki: "Bu gece bir kimse bir Fatiha suresi ve bir el Kariatu Mel karia suresi ile iki rekat namaz kılsa, o kimseye şöyle nida olu-nur: 'Korkma! Muhakkak ki sen, emin (korku-suz) kılınanlardansın."

25- Yirmi beşinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu-yuruyor ki: "Bu gece bir kimse iki rekat namaz kılsa, her rekatta birer defa Fatiha, Fil ve Kureyş suresi'ni okusa, o kimse kıyamette kime şefaat ederse şefaati red olunmaz. Ayrıca suya kanmış ve karnını tok tutmuş olur."

26- Yirmi altıncı gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu-yuruyor ki: "Bu gece bir kimse iki rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi, üç de İhlas suresi okusa, kıya-met gününde o kimseye öyle bir taç giydirilir ki, bütün mahlukların kılları sayısınca dil olsa o tacın kıymetini tavsif edemez."

27- Yirmi yedinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu-yuruyor ki: "Bu gece bir kimse iki rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha suresi ile yedi Kadir suresi okusa, o kişinin sevabı, Kadr'e yetenlerin sevabından eksik olmaz."

28- Yirmi sekizinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse, bir Fatiha suresi ve üç İhlas suresi ile iki rekat namaz kılsa, anasından doğduğu gün gibi günahların-dan çıkar ve kıyamette hesaptan kurtulur."

29- Yirmi dokuzuncu gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu-yuruyor ki: "Bu gece bir kimse bir Fatiha suresi, yedi İhlas suresi ve birer Felak ve Nas sureleri'ni okuyarak iki rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseye nida eder ki:

'Ey kulum! Sana müjdeler olsun ki, oru-cunu ve namazını kabul ettim. Günahlarını ba-ğışlayıp cenneti sana vacîb kıldım."

30- Otuzuncu gece: Peygamber Efendi-miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse bir Fatiha suresi, onar kere de İhlas, , Felak ve Nas sureleri'ni okuya-rak iki rekat namaz kılsa, o kimsenin üç türlü büyük haceti kabul olunur: Taatleri makbul olur Dünyadan iman ile gider Kitabı sağ yanından verilir."

 

54- Hasımlara helâl ettirme namazı.

Hasımların hakkını ödemek, onların he-lâlliğini almak için kılınacak namaz dört rekâttır. Hepsi bir selâmla şöyle kılınır: Birinci rekâtta: Bir kere Fatiha suresi. On bir kere İhlâs suresi (112. sure)

İkinci rekâtta: Bir kere Fatiha suresi On kere İhlâs suresi (112. sure) Üç kere Kâfirun suresi (109. sure..)

Üçüncü rekâtta: Bir kere Fatiha suresi On kere İhlâs suresi (112. sure) Bir kere Tekâsür suresi.. (102. sure)

Dördüncü rekâtta: Bir kere Fatiha suresi On beş kere İhlâs suresi Bir kere Ayete’l-Kürsî.. (Bakara suresinin 255. âyetidir.) Bun-dan sonra kıldığı namazın sevabını hasımları-na bağışlar.. Yüce Allah dilerse, hasımlarını razı etmekte kendisine yardımcı olur.

Bu namaz, sayılacak yedi vakitte kılına-bilir: Receb ayının ilk ge­cesinde, saban ayının on besinde, ramazan ayının son cumasında, iki bayram günlerinde, arefe gününde, asura gününde.

 

55- Şevval ayında kılınacak kurtuluş namazı.

Enes'e r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurur:

Bir kimse, gece olsun, gündüz olsun; her rekâtında: Bir kere Fatiha suresi. On beş kere İhlâs suresi (112. sure)

Okumak sureti ile dört rekât namaz kılarsa namaz bittikten sonra da: Yetmiş kere tesbih (sübhanellah..) Yetmiş kere de Resulül-lah'a salâvat.. okursa beni peygamber olarak gönderen Yüce Zat hakkı için, bu namazı kılanın kalbinden hikmet kaynakları kaynama-ya başlar; o hikmetleri dili ile konuşur.

Allah-u Teâlâ o kimseye, dünyanın der-dini de devasını da gösterir.

Beni peygamber olarak gönderen Allah hakkı için; her kim bu na­mazı anlattığını şekilde kılar ise., başım secdeden kaldırmadan Allah onu bağışlar.

Bu arada ölecek olursa, bağışlanmış ve şehid olarak ölür,

Bir kimse, bu namazı yolculuk halinde kılarsa, murad ettiği yere gidişini ve dönüşünü Allah-u Teâlâ kolay eyler.

Şayet borçlu ise AIlah-u Teâlâ ona borçtan ödemeyi kolay eyler.

Şayet bir ihtiyacı varsa Allah-u Teâlâ onun bu ihtiyarını yerine getirir.

Seni peygamber olarak gönderen Yüce Allah hakkına yemin ede­rim ki: Bu namazı bir kimse kılarsa Allah-ü Teâlâ onun okuduğu her harf ve her âyet için cennette bir mahrefe ihsan eder. Bu arada sorup dediler ki: Ya Resulellah, mahrefe nedir?

Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle an-lattı: Mahrefe, cennette bahçelerdir. Onun ağaçlarından birinin göl­gesinde bir atlı yüz sene gitse, yine aşamaz.

Eba Eyyub El Ensari r.a (Eyüp Sultan) rivate göre Efendimiz S.A.V şöyle buyurur. Kim Ramazan orucunu tutar peşinden şevval-den de 6 altı gün oruç tutarsa bir yıl oruç tutmuş gibidir.[46]

56- Kabir azabından kurtulmak için kılınacak namaz

Hazret-i Ali'den r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurmuştur: Bu iş için iki rekat namaz kılınır.

Bu namazın birinci rekâtında, Fatiha suresinden sonra; Furkan suresinin 61. ayetin-den başlayıp surenin sonuna kadar okumalıdır. İkinci rekâtında ise Müminun suresinden başlayıp 14. âyetine ka­dar okumalıdır. 14. âyet dahil.

Her kim hu namazı kılar ise., cinlerin ve insanların hilelerinden emin olur. Kıyamet günü, hesap defteri sağından verilir. Kabir azabından emin olur. Kıyametin dehşetinden kurtulur. Kendisi istemese de, ona Kur'an öğretilir. Ondan fakirlik hali gider.

Allah-u Teâlâ ona hikmetler verir. Peygamberi Mubammed'e S.A.V gönderdiği kitaba karşı basiretli, yani: Anlayışlı kılar. Kı-yamet günü, kendisine kurtuluş çareleri telkin edilir. Kalbine nur konur. İnsanlar korktuğa zaman o kimsede korku olmaz; insanlar mah-zun olduğu zaman, o kimse mahzun olmaz. Kendisine basiret nuru verilir. Dünya sevgisi onun kalbinden çıkarılır. Allah katında sıddık-lardan yazılır.

 

57- Hacet namazı

Enes b. Malik r.a; Ebu Haşim Eyli Resu-lüllah S.A.V efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:

Bir kimsenin Yüce Allah'tan önemli bir dilediği olur ise gü­zelce abdest alıp iki rekât namaz kılsın. Bu namazın Birinci rekâtında; Fatiha suresinden sonra Ayete’l-Kürsî'yi okur. (Bakara: 255), ikinci rekâtında ise Fatiha sure-sinden sonra amenerrusuluyü) okur. (Bakara: 285 ve 286)

Bundan sonra, teşehhüde oturup selâm verir. Namaz bittikten sonra da dua eder.

58- Yardım dileme Kifaye namazı

Bu namaz iki rekattır, hangi vakitte istenirse kılınır. Bu namazın her rekatında şunlar okunur. Bir kere Fatiha suresi. On kere İhlas suresi, Elli kere şu ayeti okur Feseyekfike humullah ve huvessemi’ul alim.

فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ2/137

59- Kabir ziyareti namazı

Kabir ziyareti namazı iki türlüdür. Birincisi; meyyit (ölü) Öldüğü gün, henüz gece olmadan meyyitin velisi, bir miktar sadaka verip sonra kabri ziyarete gider, Kur'an-ı Kerim okur, ölüyü yalnız bırakmaz. Eğer sadaka vermeye kadir olmazsa bunun yerine iki rekat namaz kılar ve "Ey Allah'ım! Bu namazın sevabını o ölüye hibe eyledim. Kabul edip hepimize rahmet eyle" diye dua eder.

Kılacağı namazın her rekatında bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi ile on kere Tekasür suresi'ni okur. Allahü Teala (Celle Celalühü), o ölünün kabrini nurla, doldurur, kendisine nihayetsiz sevaplar ve şefaatler verir.

ikincisi ise şudur: Bir kimse bir kabri ziyaret etmeyi dilerse önce iki rekat namaz kılar. Bu namazın her rekatında bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi ile üç İhlas suresi okur. Namazı bitirince de sevabını ölülerden kime dilerse bağışlar. Sonra sükut üzere yürüyüp kabristana girer. Kabirlerin yanına vardığı zaman şöyle selam verir.

السلام على هل الديار من المؤمنين والمسلمين ويرحم الله المستقدمين منا والمستأخرين وإنا إن شاء الله بكم للاحقون[47]

60- Kabir namazı

Hazreti Ali (Radıyallahü Anh) Efendimiz, Peygamber Efendimiz'e ‎‎(Sallallahü Aleyhi ‎ve ‎‎Sellem) gelerek ‎"Ya Rasulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bir kimse kabir ‎azabından ‎‎nasıl ‎kurtulur?" diye sorduğunda Peygamber Efendimiz ‎‎(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‎‎şöyle ‎buyurmuşlardır:‎ Üç şey ile kurtulurlar:‎

1-Ayetel Kürsi'yi çok okumakla. (Bilhassa farz namazların sonunda)

2- Her Cuma gününde iki rekat namaz kılmakla. Bu namazı kılan kimse birinci rekatında Fatiha suresi ile Mülk Tebareke suresi'ni okusun. İkinci rekatında ise Fatiha suresi ile İhlas suresi'ni okusun. Her gün yüz kere İhlas okumayı adet edinmekle. İşte bunları devamlı yapan kimse kabir azabın-dan kurtulur.”

61- Fırtına ve korku namazı

Çok kuvvetli ve korkulu yeller estiğinde, yahut herhangi bir hususta şiddetli korku belirdiğinde cemaatin toplanıp herkesin kendi başına iki rekat namaz kılıp hacet dilemeleri (istekte bulunmaları), bu afetten kendilerini kurtarmasını Allahü Teala'dan (C.C) dileme-leri güzel görülmüştür.

62-Sıddıkların namazı

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aley-hi ve Sellem) buyurmuşlardır ki: "Bir kimse, Aşura günü dört rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha suresi ile on İhlas suresi okusa, bu namaz sıddıklartn namazıdır. Bu namazı kılan sıddıklar sırasında yazılır. O kimse, Ahlasul Halisin (halislerin en halisi) olur."

63- Şükür namazı

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aley-hi ve Sellem) her ne zaman bir düşkün, cüzzamlı ve gözsüz görse, kendisinin afiyette bulunduğuna şükretmek için secde ederdi. Bir hayırlı haber aldıklarında yine bir şükran ifadesi olmak üzere secde ederlerdi. İşte bundan ötürü, salih kimseler, hayırlı bir niyetleri hasıl olduğu zaman iki rekat "Şükür Namazı" kılmayı sünnet kabul etmişlerdir. Bu namaz bittikten sonra da şu duayı okurlardır:

Elhamdü lillahillezi binîmetihi tetim-messalihat "Övgü o Allah'a (C.C.) mahsustur ki, nimetiyle güzelliklerini tamamladı."

64- Musibet namazı kişinin başına herhangi bir musibet, kötü iş geldiğinde iki rekat namaz kılar. Namaz bittikten sonra şu dua okunur: (Velhamdü lillahi rabbil alemin, inna lillahi ve inna ileyhi raciun. Allahümme ecirni fi musibeti vehlukni hayran minha.) "Bütün övgüler alemlerin Rabbi olan Allah'a {Celle Celalühü) mahsustur. Muhakkak ki biz Allah'a (Celle Celalühü) aitiz ve biz yine O'na döneceğiz. Allah'ım! Bu musibet içinde beni mükafatlandır ve onun hayırlarına beni eriştir."

65- Nezir (adak) namazı

Bir kimse, hayır bir muradının hasıl olması üzerine bir miktar namaz, oruç yahut kurban nezir (adak) etse, o dilediği şey meydana geldiği vakit geri bırakmadan acele ile o adağını yerine getirmesi lazımdır. Adadığı o ibadeti (namazı, orucu, vs) kişinin yerine getirmesi vacibdir.

66- Zenginlik isteme namazı

Fakirlik ve borçlarından dolayı sıkıntıya düşen kişi Perşembe günü dört rekat namaz kılar. Fakirliği sebebiyle Peygamber Efendi-miz'e (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dert yanan bir kişiye Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlardır:

"Ey arabi! O halde her Perşembe günü iki namaz arasında dört rekat namaz kıl. Birinci rekatta bir Fatiha suresi ile on kere İnna enzelnahu fi leyletil Kadr suresi, on beş kere de İhlas suresi'ni oku. İkinci rekatta da bir Fatiha suresi ile on kere Zilzal suresi, yirmi beş kere de İhlas suresi'ni oku.

Üçüncü rekatta bir Fatiha suresi, üç kere Adiyat suresi, on kere Karia suresi, on kere de Felak ve Nas suresi'ni oku. Dördüncü rekatta bir Fatiha suresi, üç kere Karia suresi, on kere Kureyş suresi, on kere de Kafirun suresi'ni oku. Selam verdikten sonra kimseye bir şey söylemeden dua et.

67- Kayıp şeyi bulma namazı

Bir kimsenin herhangi bir şeyi kaybolsa iki rekat namaz kılar. Her rekatında bir  Fatiha suresi ile bir Yasin suresi okur. Namazdan sonra başında ve sonunda salavat okuyarak şu duayı okur:

Allahümme ya camiennasi liyevmin la raybe fîhi ve ya hadiyed dalleti dürre aleyye dalleti

68- Azraille güzel karşılaşma namazı

Miraç gecesinde Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Azrail (Aleyhisselam) ile karşılaştığında ona şöyle buyurdu:

"Kardeşim Azrail! Bugün senden umarım ki, benim ümmetimin kolayca can vermesi için bana bir şey söyleyesin de, onu ümmetime armağan götüreyim."

Bunun üzerine Azrail (Aleyhisselam) buyurdu ki:

"Ya Rasulullah! Benim de hediyem şu olsun ki, bu namazı her kim kılarsa ben onun yanma peygamberlerin yanına vardığım gibi varırım. Can boğazına geldiği vakit edeble ve selamla ona yukarı bak derim. O da yukarı bakar. Cennet kapılarının açıldığını, huri kızlarının kendisine müştak olarak bekleyip durduklarını görür. Hemen o zaman ruhunu kabzederim. Hiç duymaz bile. O namaz şudur:

İki rekatlı bir namazdır. Her rekatında üç Fatiha suresi, on Ayetel Kürsi ve yüz İhlas suresi okusun. Rükuda yirmi bir kere 'Sübhane Rabbiyel Azim' desin. Secdede de yirmi bir kere 'Sübhane Rabbiyel Ala' desin. Bu namazı her gece kılamazsa haftada bir kez kılsın. Ona da güç yetiremezse ayda bir kere, yahud yılda bir kere, hiç olmazsa ömründe bir kere kılsın."

69- Bütün afetlerden korunma namazı

Hazreti Ebu Hureyre'den (Radıyallahü Anh) rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Akşam namazı ile yatsı namazı arasında bir kimse yirmi rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseyi kendi nefsinde, ev halkı hususunda, malın-da, dünyasında ve ahiretinde kendi hıfz ve emanında kılar. Onu bütün afetlerden korur."

70- Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyada görme namazı

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aley-hi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir kimse, beni rüyasında görmek isterse, Cuma gecesin-de iki rekat namaz kılsın. Bu namazın her rekatında bir Fatiha suresi ile on beş İhlas suresi okusun. Namazı bitirince yüz kere salavat-ı şerife getirsin. Eğer o gece rüyasında beni görmezse buna her Cuma devam etsin. Ancak abdestli olarak kıbleye karşı edeble yatmak gerekir. Eğer bir kimse, bu namazla ve dua ile meşgul olsa da rüyasında beni görmese, Allahü Teala (Celle Celalühü) Haz-retleri o kimsenin bütün geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamaktan başka, on iki bin kere Kur'an-ı Kerim'i hatim etmişçesine ona sevap verir. Ayrıca kıyamet susuzluğunu ve açlığını ondan kaldırır. Ne kadar üzüntü ve kederleri varsa onları da üzerinden kaldırır. Bir yıllık günahı yazılmaz. Ölüm. sekeratı (baygınlığı) ona kolaylaşır. O yıl içinde ölse şehid olur. Ne kadar hacet dilerse hepsi kabul edilir. Ne kadar borcu varsa hepsi ödenir. Darlık ve sıkıntı görmez. Hazreti Rıdvan (Aleyhisselam) kendi eliyle ona cennet meşrubatını içirmedikçe ve beni beden gözü ile görmedikçe ölmez.

71- Fakirlik başa geldiği zaman kılı-nan namaz

Bu namaz dört rekattır. Ali bin Hüseyin (Radıyallahü Anh)'dan yapılan rivayete göre Hazreti Ali (Radıyallahü Anh) kendi oğluna şu tavsiyeyi yapmıştır: "Oğulcağızım! Sana bir bela dokunduğunda ya da bir dert geldi-ğinde abdest alıp dört rekat namaz kıl. Sonunda da şu duayı oku: 'Ey bütün şika-yetlerin arz olunacağı tek makam! Ey bütün gizli görüşmeleri ve gönülden geçenleri işiten! Ey her türlü gizli ve kapalı şeyleri bilen! Ey dilediği her şeyi meydana çıkaran! Her türlü belayı keşfedip kaldıran! Ey Musa'yı (Aleyhis-selam), Muhammed Mustafa'yı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ibrahim Halil'i (Aleyhis-selam) kurtaran! Dert ve fakirliği şiddetlenen kimsenin duasıyla sana yönelip dua ediyorum. Kuvveti zayıflayan, çaresi azalan fakirin, fakirlik içinde boğulanın, garip kalanın duasıyla sana yalvarıyorum. Bunların başına gelen dert ve fakirliği senden başkası keşfedip kaldıramaz. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Şüphesiz ki ben kendine zulmeden-lerdenim."

Hazreti Ali bin Hüseyin (Radıyallahü Anh) devamla diyor ki: "Kendisine bela ve dert dokunan kimse bu duayı okuyacak olursa, Allahü Teala (Celle Celalühü) mutlaka onun üzerindeki dert ve belayı kaldırır."

72- Anne ve babaya iyilikte bulunma namazı

Bu namaz İki rekattır. Perşembe akşamı, akşam ile yatsı arasında kılınır. Her rekatında bir Fatiha, beş Ayetel kürsi, beş İhlas süresi, beşer defa da Felak ve Nas sureleri okunur. Namazdan sonra Allahü Teala'ya (Celle Celalühü) on beş defa istiğfar edilip Peygam-ber Efendirniz'e (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) on beş defa salavatı şerife getirilir. Hasıl olan sevabı anne ve babasına bağışlar.

Hazreti Ebu Hureyre'den (R.A.) rivayet edilen bir hadis-i şerifte "Kim bu namazı kılarsa, o kimse gerçekten ana ve babasının hakkını ödemiş olur. Onlara karşı yapacağı iyiliği tamamlamış sayılır. buyurulmaktadır.

73- Çokça tevbe edenlerin namazı

Bu namaz on iki rekattır. Cuma günü öğle ile ikindi arasında kılınır. Her rekatında bir defa Fatiha suresi, bir defa Ayetel Kursi, bir defa İhlas suresi, birer defa da Felak ve Nas sureleri okunur,

 

74-Tevbe namazı

Bir müslüman bir günah işlerse, hemen pişman olup tevbe etmesi gerekir. İşte, böyle bir kimsenin işlediği günahtan tevbe için güzelce abdest alıp tenha bîr yerde iki rekat namaz kılması ve o günahından dolayı Allahü Teala'dan C.C. mağfiret dilemesi mendubdur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuru-yor ki: "Bir kul günaha girer, sonra kalkar da abdest alıp namaz kılar,

Sonra da Allahü Teala'dan (Celle Celalühü} bağışlanmasını dilerse Allahü Teala (C.C.) o kimseyi mutlaka bağışlar." [48]

75- Ölüm halinde kolaylık için kılınan namaz

Bu namaz iki rekattır. Akşam ile yatsı arasında kılınır. Her rekatında bir Fatiha suresi ile üç İhlas suresi okunur. Bu namazı kılan kimseye Allahü Teala (Celle Celalühü} ölüm sekeratını (sarhoşluğunu) kolaylaştırır.

76- İdrar dokunma keffareti namazı

Bu namaz İki rekattır. Kuşluk namazın-dan sonra kılınır. Birinci rekatında bir Fatiha suresi ile yedi Kevser İnna Aytayna ke..suresi okunur, ikinci rekatında ise bir Fatiha suresi İle yedi İhlas suresi okunur. Allahü Teala (Celle Celalühü) İdrar dokunmasına keffaret niyetiyle bu namazı kılan kimsenin bedenine ve elbisesine dokunan idrardan dolayı kazan-dığı günahlarını bağışlar.

77- Diş ağrısından kurtulmak için kılınan namaz

Bu 'namaz iki rekattır. Akşam İle yatsı arasında kılınır. Her rekatında birer defa Fatiha, Kafirun, Nas, İhlas, Felak ve Nas sureleri okunur. Bu namazı kılan kimse diş ağrısı görmez. Hazreti Ebu Zer {Radıyallahü Anh) diş ağrısından dolayı Peygamber Efendi-miz'e (S.A.V.) şikayette bulunduğunda Pey-gamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Bu namazı her gece kıldığın takdirde bir daha diş ağrısından şikayetin olmaz" buyurmuş, o da böyle yapınca bir daha diş ağrısı görmediğini söylemiştir.

78- Yağmur yağdığında kılınacak namaz

Bu namaz iki rekattır. Hazreti Ebu Ümame'den (Radıyallahü Anh) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Kim yağmur indiğini görürde o sırada iki rekat namaz kılar, bu namazın rüku ve secdelerini layıkıyla yapar, tam bir huşu içinde yerine getirirse, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseye her katra (yağmur damlası) için on sevap verir ve bu yağmurdan yeşeren her yaprak başına ona on sevap bahşeder" buyurmuşlardır.

79- Sefer namazı

Sefere çıkmanın edeblerinden birisi de yola çıkmadan evvel o yolculuk için istihare (hayır umma) namazı kılmak ve yola çıkarken de dört rekat namaz kılmaktır. Bu dört rekatın her rekatında birer Fatiha ve İhlas suresi okunur. Sonra şu şekilde dua yapılır: "Allah'ım! Bu namazla sana yaklaşmak istiyo-rum. Bu namazları benim çoluk çocuğuma ve malıma halef yap (ben dönünceye kadar çoluk çocuğum ve malım bu namazlar hürmetine korunmuş olsun). Böylece bu namaz sefere çıkan kişi geri dönünceye kadar onun çoluk çocuğuna ve malına vekil ve koruyucu olur.

80- Kaçırılanların namazların keffa-reti namazı

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, cehalet zamanında bir müddet namazı terk ettikten sonra tevbe edip terk ettiğine pişman olsa, o kimse Cuma günü iki namaz arasında on iki rekat namaz kılsın. Bu namazda bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi, bir İhlas suresi ve birer kere de Felak ve Nas sureleri'ni okusun. Allahü Teala (Celle Celalühü), kıya-met gününde o terk ettiği namazların hesabını o kimseden sormaz. Günah defterine yazılı olan seyyiatı hasenata tebdil olunur."

81- Zifaf gecesi namazı

Evlenen ciftler düğün bittikten sonra baş başa kaldıklarında Allah’a şükr ederler. Mevla tealadan hayırlı zürriyetler dileyip. Şükür niyetiyle diledikleri kadar namaz kılarlar.

82- Kazaya kalmış namazlar için kılı-nan namaz

Her kim akşam namazından sonra iki rekat nanıaz kılar ve her rekatında bir Fatiha, bir Ayetel Kürsi ve üç İhlas suresi okursa o namaz o kimse için kırk yıllık kazaya kalmış namazı yerine getirmişçesine kabul olunur. (Bu, kırk yıllık kaza namazı kılınmış sayılır şeklinde bir anlam taşımamaktadır. Çünkü kazaya kalmış namazlar ancak kaza edilmekle kılınmış sayılır. Bu rivayet, namazını kazaya bırakıp da bunun üzüntüsünü taşıyanlara bir teselli mahiyetinde­dir.)

83- Borç ödemek için kılınan namaz

Hazreti İbn-i Ömer'den (Radıyallahü Anh) rivayete göre bir adam Peygamber Efendimiz'e (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelerek "Ya Resulallah! Üzerimde bir hayli borç var" dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Dört rekat namaz kıl. Birinci rekatta bir Fatiha ile on defa Felak suresini oku. İkinci rekatta da bir Fatiha ile on defa Kafirun suresini oku.

Bu iki rekatı bitirince selam ver ve şu teşbihi yap: 'Sübhanallahil ebedilyyil ebed. El vahidil ehad. Sübhanallahil ferdis samed. Ellezi rafeas samedi biğayri amed. El müteferridi bîla sahibetîn vela veled.'

Bu duadan sonra kalk, iki rekat daha namaz kıl. Birinci rekatta bir Fatiha suresi ile üçer defa Tekasür ve Asr surelerini oku. İkinci rekatta da bir Fatiha suresi ile üçer defa Zilzal ve İhlas suresini oku. Namazı bitirince selamdan sonra secdeye var ve yedi defa şu duayı oku:

'Allah'ım! Her zor işte senden kolaylık istiyorum. Çünkü her zor işte kolaylık meyda-na getirmek senin için çok kolaydır.'

Sonra secdeden kalkıp otur ve on defa sunu oku:

'Göklerin, yerin ve bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a (Celle Celalühü) hamd olsun. Büyüklük ve yücelik göklerde de, yeryüzünde de ancak O'na mahsustur. O çok güçlü ve yegane hikmet sahibidir.'

İşte bunları yerine getirecek olursan Allahü Teala (Celle Celalühü) borcunu ödeme imkanlarını sana lütfeder."

84- Rüyada Efendimiz as görmek için kılınan namaz

Ebu Hureyre r.a. Resulullah S.A.V efen-dimizin şöyle buyur­duğunu anlattı :

Bir kimse, cuma gecesi, iki rekât namaz kılarsa ve her rekatında: Bir kere Fatiha Suresini. Bir kere âyete’l-kürsîyi (Bakara suresinin 255. âyeti.) On beş kere İhlâs suresini okuması gerekir.

Bu namazın sonundu:  (Allahümme salli Muhammedin -nebîyy'il- ümmiyyi) diye okur-sa, beni rüyada görür. Hem de gelecek cumaya kal­madan beni, mutlaka görür. Beni gören kimse için cennet vardır; onun geçmiş günahı da bağışlanır.

85- Hafızayı koruyan unutkanlığı gideren namaz

İbn-i Abbâs (R. Anhuma) dan rivayet edilmiştir; de­ki: Biz Rasûlüllah (S.A.V.) in huzurunda iken ansızın Ali bin Ebi Tâlib (Kerremellahu Vechehû) geldi ve babam ve annem senin yoluna feda olsun dedi, bu Kur'ân benîm göğsümden sıyrılıp gidiyor ve kendimi ona güç yetirecek derecede bulamıyorum. Bunun üzerine Rasûlüllah (S.A.V.) ona Yâ Ebel-Hasan buyurdu, “sana bir takım keli-meler öğreteyim mi ki Allah bu kelimelerle seni faydalandırsın, öğrettiğin kişileri de onlarla faydalandırsın ve öğrendiğin şeyi de göğsünde yerleştirsin Ali, evet, ya Rasûlellah, öğret bana dedi. Rasûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Cuma gecesi olduğu vakit, eğer gecenin geriye kalan üçte birine kalkmağa gücün yeterse, bu, meleklerin hazır bulundukları bir saattîr ve bu saatde dua makbuldür. Nitekim kardeşim Yakub oğullarına ileride sizin için Rabbime İstiğfar edeceğim! Yusuf Suresi:98 demişti ki. Cuma gecesi gelince demek istiyor. Eğer gücün yetmezse gecenin yarısında kalk. Şayet (buna da) gücün yetmezse gecenin evvelinde kalkıp dört rekât namaz kıl. Birinci rekâtta Fâtiha ile beraber Yâsîn sûresini, ikinci rekâtta Fatiha ile beraber Duhân sûresini, üçüncü rekâtta Fatiha ile beraber Secde sûresini ve dördüncü rekâtta Fatiha ile beraber Mufassal Tebâreke Mülk sûresini okursun. Teşehhüdü (Et-Tehiyyât'ı) bitirdiğin vakit Allah'a hamd eyle, en güzel şekilde Allah'a senada bulun, bana da salâvatı şerif getir ve (salâtını) güzel yap, sonra bütün peygamberlere salât et, erkek ve kadın bütün mü'minler ve senden evvel iman ile vefat eden kardeş­lerin için istiğfar et ve bütün bunların sonunda şöyle de:

     اَللَّهُمَّ ارْحَمْنِي بِتَرْكِ الْمَعَاصِي أَبَدًا مَا أَبْقَيْتَنِي وَارْحَمْنِي أَنْ أَتَكَلَّفَ مَا لاَ يَعْنِينِي وَارْزُقْنِي حُسْنَ النَّظَرِ فِيمَا يُرْضِيكَ عَنِّي اَللَّهُمَّ بَدِيعَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ ذَا الْجَلاَلِ وَاْلإِكْرَامِ وَالْعِزَّةِ الَّتِي لاَ تُرَامُ أَسْأَلُكَ يَا اَللهُ يَا رَحْمَنُ بِجَلاَلِكَ وَنُورِ وَجْهِكَ أَنْ تُلْزِمَ قَلْبِي حِفْظَ كِتَابِكَ كَمَا عَلَّمْتَنِي وَارْزُقْنِي أَنْ أَتْلُوَهُ عَلَى النَّحْوِ الَّذِي يُرْضِيكَ عَنِّي اَللَّهُمَّ بَدِيعَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ ذَا الْجَلاَلِ وَاْلإِكْرَامِ وَالْعِزَّةِ الَّتِي لاَ تُرَامُ أَسْأَلُكَ يَا اَللهُ يَا رَحْمَنُ بِجَلاَلِكَ وَنُورِ وَجْهِكَ أَنْ تُنَوِّرَ بِكِتَابِكَ بَصَرِي وَأَنْ تُطْلِقَ بِهِ لِسَانِي وَأَنْ تُفَرِّجَ بِهِ عَنْ قَلْبِي وَأَنْ تَشْرَحَ بِهِ صَدْرِي وَأَنْ تَغْسِلَ بِهِ بَدَنِي فَإِنَّهُ لاَ يُعِينُنِي عَلَى الْحَقِّ غَيْرُكَ وَلاَ يُؤْتيِهِ إِلاَّ أَنْتَ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ

 Allahım! Beni yaşattığın müddetçe ma'siyetleri ebediyyen bırakmak­la beni kayır. Beni ilgilendirmeyen şeylere özenmekten beni esir­ge. Seni benden hoşnud eden şeylere iyi bakmayı (eğilmeyi) bana ihsan et. Allahım, ey gökleri ve yeri yoktan var eden, ey celâl, ikram ve erişilmez izzet sahibi! Yâ Allah, yâ Rahman! Celâlin ve nûr-i vech'in hakkı için senden kalbimi, kitabını bana öğrettiğin şekil-de hifzet (belle) meye ilzam etmeni dilerim. Seni benden hoş­nut edecek şekilde onu okumayı bana nasib et. Allahım, ey gök­leri ve yeri yoktan var eden, ey celâl, ikram ve erişilmez izzet sa­hibi! Yâ Allah, yâ Rahman! Celâlin ve nûr-i vech'in hakkı için senden gözümü kitabınla aydınlatmanı, dilimi onunla söyletme­ni, kalbimden onunla üzüntüyü gidermeni, gönlümü onunla açma­nı ve bedeni-mi onunla yıkamanı dilerim. Nitekim hak uğrunda ba­na senden başkası yardım etmez ve hakkı yalnız sen verirsin. Kudret ve kuvvet ancak yüce ve ulu Allah iledir.» Yâ Ebel-Hasan! Bunu üç veya beş veya yedi Cuma yapacak ve Allah'ın izniyle kabul göreceksin. Beni hak ile gönderen Zat'a yemin ederim ki bu dua mü'minden hiç bir zaman şaşmamıştır. İbn-i Abbas dedi ki: Vallahi, Ali, beş veya yedi Cuma bekledikten sonra o meclisin bir benzerinde Rasûlüllah (S.A.V.) e geldi ve «yâ Rasûlellah!» dedi, eskiden ancak dört âyet ve o mikdarda alabilmekte idim ve onla­rı kendime okurken de sıyrılırlardı. Bugün ise kırk âyet ve o miktarda öğreniyorum ve bunları kendime okurken sanki Allah'ın kitabı gözlerimin önündedir! Nitekim bir hadisi işitirdim ve onu tekrarlayacağım zaman sıyrılırdı. Bugün ise hadisler dinliyorum ve onları anlattığım zaman da bir harf düşürmü-yorum. Bunun üzerine Rasûlüllah (S.A.V.), ona şöyle buyurdu: «Kâ'be'nin Rabbi hakkı için, mü'minsin, yâ Ebel-Hasan!.»[49]

86- İhram namazı

Hac yolunda ihram giyilecek yerler vardır. Bu yerlerde İhram giyen kimseye önce iki rekat namaz kılması sünnettir. Bu namazlarda istediği sureleri okuyabilir. Namaz bittikten sonra o kişi İhram'a girip telbiye (Lebbeyk allahümme lebbeyk,...) söylemelidir. Bu namazı kılmakla kişi mahrem olur. Bundan sonra o kimsenin Arafat'tan Mina'ya gelinceye kadar mahremiyeti devam eder. O kimse ihramda olduğu sürece diline, eline ve diğer uzuvlarına sahip olmalıdır.

87- Tavaf namazı

Bu namaz, hac ziyaretinde bulunup da tavaf edenlerin kılacağı bîr nafile namazdır. Bu namaz, hem tavaf devletini kendisine nasip etmesinden dolayı Allahü Teala'ya (Celle Celalühü) bir şükür manasını ifade eder, hem de dileklerin kabul edilmesine sebep olur.

Kabeyi tavaf eden kişi, tavafı ister farz tavaf olsun, ister nafile tavaf olsun tavaf bittikten sonra iki rekat namaz kılar. Bu namazda dilediği sureleri okur. (Şayet tavafı bitirdikten sonra kerahat vakti girmiş ise namazı uygun bir vakte tehir eder.) Namazdan sonra da Allahü Teala'dan dilek ve istekte bulunulur.[50]

88- Medinede 40 vakit namaz kılmak

Enes b. Malik Radıyallahu Anh’den rvayete göre Efendimiz S.A.V şöyle buyurur. Kim benim mescidimde kaçırmaksızın peş-peşe 40 kırk vakit namaz kılarsa: Cehennem-den kurtuluş, azaptan kurtuluş ve nifak (münafıklıktan) arınma yazılır.[51]

89- Kuba mescidindeki namaz

Bir kimse evinden çıkarak şu mescide yâni Mescid-i Küba'ya gelir ‎de orada namaz kılarsa ona bir umre kadar sevap verilir. [52] buyrulmuş‎tur.‎

Sad b. Ebî Vakkâs Radıyallahu anhin dahi; Küba mes‎cidinde iki rekât namaz kılmam benim indimde B e y t-i Mak‎dis'e iki defa gitmemden daha iyidir. dediği riva-yet olunur. Mamafih ‎geçen babda görülen üç mescid hakkındaki sevap katlaması Küba mes‎-cidi hakkında sabit olmamıştır. Küba mescidi-nin fazileti hakkında ‎birçok hadisler vardır. Taberâni’nin binti Nûman'dan ‎rivayet ettiği bir hadisde şöyle denilmektedir: Resûlüllah (Sal-lallahü ‎Aleyhi ve Sellem) Kubâ’ya gelerek şu mescidi yâni Mescidi Kubâ’yı ‎bina ettiği za-man kendisini gördüm. Taşı yahut kayayı alı-yor; taş ken‎disini çökertiyordu. Karnının veya göbeğinin üzerinde beyaz toprak izi ‎görüyor-dum. Ashabından biri gele-rek, annem, babam hakkı için Yâ Ra‎sûlallah! Onu bana ver. Senin için ben taşıyayım, derdi. Fakat Resûlüllah ‎‎(Sallallahu Aleyhi ve Sellem):‎ ‎Hayır! Sen de bunun gibi başka bir taş al mukabelesinde bulu‎nurdu. Mescidi böyle bina etti.‎

Küba, Medine'nin kuzeyinde takribi 3 km mesafede bulu‎nan bir yerdir.

90- Secde Ayetleri: Herkim secde ayetlerinin hepsini bir mecliste okur da, her biri için ayrı ayrı secde ederse, Allah’u Teala onun mühim olan işine kafi gelir (yeter).[53]

إِنَّ الَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ

A’raf Suresi:7/206

وَ ِللهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَاْلآصَالِ

Er Ra’d Suresi:13/15

 وَ ِللهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِنْ دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

En Nahl Suresi:16/49

قُلْ آمِنُوا بِهِ أَوْ لاَ تُؤْمِنُوا إِنَّ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ مِن قَبْلِهِ إِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ سُجَّدًا

İsra Suresi:17/107

أُولَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ مِنْ ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

Meryem Suresi: 19/58

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي اْلأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُّكْرِمٍ إِنَّ اللهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ

Hac Suresi:22/18

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمَنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمَنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا

Furkan Suresi:25/60

أَلاَّ يَسْجُدُوا ِللهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

Neml Suresi:27/25

إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ

Secde Suresi:32/15

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَى نِعَاجِهِ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ

Sâd Suresi: 38/24

 وَمِنْ آيَاتِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لاَ تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلاَ لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا ِللهِ الَّذِي خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

Fussilet Suresi:41/37

فَاسْجُدُوا ِللهِ وَاعْبُدُوا

Necm Suresi:53/62

وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لاَ يَسْجُدُونَ

İnşikak Suresi:84/21

كَلاَّ لاَ تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

Alak Suresi:96/19

Yaptığımız ibadetler bize nasıl fayda sağlayacak

Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam sa-bah namazını kıldırdıktan sonra cemaate döner ve ashabına halini sorar. Sorusu olanı cevap-landırır, rüya görenin rüyasını tevil eder, sıkın-tısı olana yardımcı olmaya çalışırdı. Yine bir sabah sordu ashaptan kimse bir şey söylemedi. Ashab biri bir şey sorsun da bizde bir şeyler dinlemiş oluruz diye birbirine bakıyorken Efendimiz ben bir rüya gördüm (Peygamberle-rin gördüğü rüya vahiydir) buyurdu. Ve riva-yet ettiğimiz hadisi bize duyurdu.

Bu hadisin özelliği yaptığımız ibadetle-rin bize nasıl faydaları olacak, ölürken dirilir-ken, mahşerde, hangi ibadet nasıl bizim kur-tulmamıza vesile olacak anlatılmaktadır.

Abdurrahman İbn-i Semüre (Radıyalla-hu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu:

"Ben dün gece acaip bir şey gördüm; Ümmetimden bir adam gördüm, (azap) melek-leri onu kuşatmıştı, abdesti geldi onu, onların elinden kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm, kabir azabı ona döşendi, namazı geldi, onu, o azap-tan kurtardı.

Yine ümmetimden bir adam gördüm, şeytanlar onu (ölüm anında imanını almak için) yakalamıştı. ALLAH’ı zikretmesi gele-rek onu, onlardan kurtardı. (Şeytanlar ha-yatta yapamadıklarını fırsat kaçıyor diye son nefeste nerde şeytan varsa o müslüma-na yaklaşıp imanını almaya çalışırlar. Kur’an bir nur olarak gelip etrafını çevirir şeytanlar ona yaklaşamaz. Zikir Kur’an demektir, Kur’an okumayan onun yolunda olmayan son nefeste onun imanını ne kurtaracak.

Ve yine ümmetimden bir adam gördüm ki, susuzluktan dilini dışarı çıkarmıştı (ve her ne zaman bir su havuzunun yanına gelse, oradan kovuluyordu), birde Ramazan orucu geldi, onu içirdi (ve suya kandırdı).

Ümmetimden bir adam gördüm,önünde (arkasında, sağında, solunda,üstünde) altında karanlıklar vardı (ve o, karanlıklar içinde hay-rette kalmıştı) Haccı ve Umre'si geldi, onu o karanlıklardan çıkardılar (ve onu nur'a soktular).

Ümmetimden diğer bir adam gördüm, Azrail (Aleyhisselâm) onun ruhunu almaya geldi, o adamın anne-babasına yaptığı iyilikler gelerek ölüm meleğini ondan geri çevirdi.

Yine ümmetimden bir adam gördüm, o, müminlerle konuşuyor onlar ise ona cevap vermiyorlardı. Sıla-i Rahim (akrabasına yaptı-ğı iyilikler ve ziyaretler) geldi onlara: "(Ey müminler!) Muhakkak bu sıla-ı rahim yapardı, dedi. Bunun üzerine o onlarla konuştu. Onlar da onunla konuştular. O da, onlarla beraber oldu.

Yine ümmetimden bir adam gördüm, Peygamberler halka halka oturmuşlardı, o, hangi halkaya yaklaşsa reddolunuyor (kovulu-yor) du cünüplükten yıkanması geldi, elinden tuttu. Onu benim yanıma oturttu.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, eliyle yüzünü ateşin hararetinden ve kıvılcımlarından korumaya çalışıyordu, o anda sadakası geldi, yüzüne perde ve başına gölge oldu.

Yine ümmetimden birini gördüm, onu azap Zebanileri yakaladı, iyiliği emredip kötülükten menetmesi geldi, ve onu onların ellerinden kurtardı, (onu rahmet meleklerinin arasına kattı).

Yine ümmetimden birini gördüm ki, ateşe düşmüştü, dünyada ALLAH’u Tealâ Hazretlerinin korkusundan döktüğü göz yaşla-rı gelerek onu cehennemden çıkardı.

Yine bir adam gördüm amel defteri sol tarafına düştü, (sol tarafından verildi) Mevlâ Tealâ Hazretlerinden korkusu geldi, defterini alarak sağ tarafına koydu.

Ümmetimden birini de gördüm mizanı hafif geldi, kendisinden evvel ölen çocukları gelerek mizanını ağırlaştırdılar.

Yine ümmetimden birini gördüm, cehennemin kenarında (ayakta) duruyordu, Mevlâ'dan korkup titremesi gelerek onu ora-dan kurtardı.

Ümmetimden bir adam da gördüm ki, (Sırat köprüsü üzerinde) hurma dalı gibi sallanıyor (titriyor)du. O anda Mevla'ya karşı olan Hüsn-ü zannı (güzel ümidi) gelerek onun titremesini teskin etti (dindirdi).

Ve yine ümmetimden bir adam gördüm, Sırat üzerinde bazen karnı üzerine bazen de elleri ve ayakları üzerine sürünüyordu bana yaptığı salât ve selâmlar (salavatı şerifeler) gelerek, onun elinden tutup ayağa dikti böyle-ce Sırat'ı geçti.

Ve yine ümmetimden bir adam gördüm cennetin kapısına vardı, kapılar üstüne kapan-dı , لا إله إلا اللهşehadeti, (bu kelimeyi inanarak okuması) gelerek (kapıları açtı) ve onu elinden tutarak cennete soktu." [54]

Kelime’i Şehadet getiren cennete girer doğru. Fakat cennetin kapısına gelip kapıyı açan anahtar mesabesindedir. Kapısına gelene kadar anlatılan ibadetlerin tamamını yapmak lazım ki kapı açılsın. Rabbim cümlemize cennetini cemalini nasib eylesin.

Bir adam Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e gelerek "Şüphesiz ben sana dünya ve ahirette olan her şeyden soracağım" dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: "Aklına geleni sor." buyurdu. Adam: "Ey ALLAH’ın nebisi insanların en âlimi olmak istiyorum" dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); "ALLAH’'tan kork, insanların en âlimi olursun." buyurdu.

O kişi: "İnsanların en zengini olmayı istiyorum" dedi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kanaatkar ol, insanların en zen-gini olursun." buyurdu. O zat: "İnsanların en hayırlısı olmayı istiyorum" deyince, Resulul-lah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır, öyleyse sen de onlara faydalı ol." buyurdu.

O zat: "İnsanların en adaletlisi olmayı istiyorum" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Kendin için sevdiğini in-sanlar için de iste ki insanların en adaletlisi olasın" buyurdu.

O sahabi: "İnsanlar içinde ALLAH’ın en hususi kulu olmayı istiyorum" dedi, Resulul-lah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH’ı çok zikret ki, ALLAH’ın en hususi kulu olasın." buyurdu. O kişi "Ben muhsinlerden olmayı istiyorum" deyince, Resulullah Sallal-lahu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH’a, sanki sen onu görüyorsun gibi ibadet et, sen onu göre-miyorsan da o seni görmektedir." buyurdu.

O zat: "İmanımın kemal bulmasını isti-yorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ahlâkını güzelleştir, imanın kâ-mil olsun." buyurdu. O adam: "İtaat edenler-den olmayı istiyorum" deyince, Resulullah S.A.V: "ALLAH’ın farzlarını eda et, itaat edi-ci olursun." buyurdu. O kişi: "ALLAH’a gü-nahlardan arınmış olarak kavuşmak istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):"Cünüplükten tertemiz yıkan, kıyamet günü ALLAH’'a günahsız olarak kavuşursun." buyurdu.

O zat: "Kıyamet günü nur içinde haşr olmak istiyorum" deyince, Resulullah (Sallal-lahu Aleyhi ve Sellem) : "Kimseye zulmetme ki, kıyamet günü nurda haşrolursun" buyurdu. O kişi: "Rabbimin bana acımasını istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kendine acı, ALLAH’ın mahlûkatı-na da acı ki ALLAH’ da sana acısın" buyurdu. O sahabi: "Günahlarımın azalmasını istiyo-rum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "ALLAH’tan af iste ki günahların azalsın." buyurdu.

O adam: "İnsanların en keremli (iyi) si olmayı istiyorum" deyince, Resulullah (Sallal-lahu Aleyhi ve Sellem); "ALLAH’ı kullarına şikayet etme ki, insanların en kerîmi olasın." buyurdu. O kişi: "Rızkımın genişlemesini isti-yorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Temizliğe (Abdeste) devam etki, rızkın genişlendirilsin." buyurdu. O zat: "ALLAH’ ve resulünün dostlarından olmak istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH’ ve Resulünün sevdiğini sev, ALLAH’ ve resulünün buğz ettiğine buğz et sevmediğini sevme. buyurdu.

O kişi: "ALLAH’ın gazabından emin olmak istiyorum" deyince, Resulullah Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem: "Kimseye kızma ki, ALLAH’ın gazabından emin olasın" buyurdu. O kişi: "Duamın kabul olunmasını istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Haramdan sakın ki duan kabul olunsun." buyurdu. O kişi: "ALLAH’ın beni, şahitlerin huzurunda rezil etmemesini istiyo-rum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); "Tenasül uzvunu koru ki şahitlerin huzurunda rüsvay olmayasın." buyurdu.

O adam: "ALLAH’ın, benim ayıplarımı örtmesini istiyorum." deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kardeşlerinin ayıplarını ört ki, ALLAH’ da senin ayıplarını örtsün." buyurdu. O kişi: "Benim günahlarımı sildirecek şey nedir?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Göz yaşları, yalvarmak ve hastalıklar." buyurdu. O zat: "ALLAH’ indinde hangi hasene (İbadet) daha üstündür? diye sorunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); "Güzel ahlâk, tevazu alçak gönüllülük, belâya sabır, kazaya (ALLAH’'ın takdirine) rıza." buyurdu.

O zat: "ALLAH’ indinde en büyük gü-nah hangisidir?" diye sorduğunda, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :"Kötü huyluluk ve itaat olunan (emrine girilen) cimrilik." buyurdu. O kişi: "Allahın gazabını kızgınlığını dindirecek şey nedir?" diye sorunca, Resulul-lah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Sadakayı gizli vermek, sıla-ı rahim yapmak (akrabayı arayıp sormak)." buyurdu. O kişi: son olarak: "Cehennem ateşini söndüren nedir?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Oruçtur" diye cevap verdi.[55]

Bu hadis-i şeriften anlaşıldığına göre gusül günahlardan temizlenmeye, abdest ise rızkın artmasına sebep olur.

Ebû Hüreyre radıyallahu  anhden rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kı-yamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

Adil devlet başkanı,

Rabbına kulluk ederek temiz bir ha-yat içinde serpilip büyüyen genç,

Kalbi mescidlere bağlı müslüman,

Birbirlerini Allah için sevip buluşmala-rı da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.

Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan kor-karım" diye yaklaşmayan yiğit,

Sağ elinin verdiğini sol elinin bileme-yeceği kadar gizli sadaka veren kimse.

Tenhâda Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi."[56]

Yedi mutlu kişiyi ya da yedi güzel ada-mı tanıtan hadîs-i şerifte öncelikle üzerinde durulması gerekli bir iki ifâde bulunmaktadır. Bunlardan birisi "zıllullah= Allah'ın gölgesi" ifadesidir. Allah Teâlâ'nın gölgesi olamayaca-ğına göre, bundan maksat, ya Kabe'ye "Beytu'llah = Allah'ın evi" denilmesi gibi bir şereflendirme veya arşının gölgesi yahut Allah Teâlâ'nın sağlayacağı bir güvenliktir. Nitekim hadîs-i şerifin bazı rivayetlerinde açıkça "Allah, onları arşının gölgesinde barındıracak-tır" buyurulmuştur. Bütün bu ifâdelerle Allah Teâlâ'nın o kullarını, âhiretteki sıkıntılardan rahmetiyle koruyacağı anlatılmaktadır.

Öte yandan Allah'ın gölgesinde barına-cak insanlar sadece bu yedi sınıftan ibaret değildir. Zira başka hadislerde önemli nitelik-lere sahip bazı kişiler daha sayılmıştır (Meselâ bk. Müslim. Zühd 74, Birr-38; Tirmizî, Büyü' 67; Ibn Mâce, Sadakat 14). Bu hadiste yedi kimsenin zikredilmiş olması, diğer rivayetler-de zikredilen bahtiyarları bu mutluluktan asla mahrum bırakmaz.

Âhirette, Allah'ın himayesine kavuşa-cakları bildirilen insanların vasıflarına şöyle bir göz atılınca, her birinin, büyük güçlükleri göğüslemiş, hemen hemen aynı seviyede "zor"u başarmış kimseler oldukları, hepsinin bir çok dahilî ve haricî mânilere rağmen, soylu bir mücâdele vermiş oldukları anlaşılmaktadır. Yani hepsinin ortak özelliği, kullukta sevgiye dayalı kahramanlıklarıdır. Ödülleri de ona göredir: Kıyametin o dehşetli ortamında ilâhî koruma altında olmak.

Şimdi hadisimizin haber verdiği yedi güzel insanı tek tek kısaca tanıyalım:

Âdil devlet başkanı. Müslümanların yönetimini üstlenmiş kişi demektir. Müslü-manlar dünyada onun himayesinde, bir başka ifâdeyle gölgesinde bulunmuşlardır. Bu sebep-le böyle bir yöneticinin âhirette göreceği karşı-lık da yaptığına uygun olarak ilâhî koruma altında olmaktır. Âdil devlet başkanı, diğerle-rinden üstün olduğu için birinci sırada zikre-dilmiştir. Çünkü devlet başkanının himâyesi onların hepsini içine alır.

Allah'a kulluk içinde serpilip büyüyen genç. Gençlik yıllarını namazlı-niyazlı dindar bir çizgide geçiren genç, nefsini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumuş, hevâ ve heveslerin, şehevî duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup kulluğa sarıl-mıştır. Bu, ondaki derin Allah saygısının deli-lidir. Zira Allah'ın emirlerine sarılıp günah-lardan kaçınmak büyük bir fazilettir. Hele bu, gençlik yıllarında gerçekleştirilmişse, her türlü takdirin üstündedir.

Kalbi mescidlere sevgi ile bağlı müslüman. Kalbi sanki mescide asılmış kandil gibi, sürekli mescidle ilgili olan, mescidlere devamda kusur etmeyen, Allah'ın evi demek olan mescidleri ve oralarda bulunmayı seven kişi, mescidlerle ilgilenmek suretiyle Rabbine olan sevgisinde devamlılığı-nı göstermiş demektir. Bunun karşılığı olarak da âhirette arşın gölgesinde barındırılacaktır.

Birbirlerini Allah için sevip buluş-maları ve ayrılmaları. Allah için olan iki insan. Hadisimizin konu ile doğrudan ilgili olan kısmı burasıdır. Allah rızâsı için birbirle-rini seven, başka hiçbir maksat taşımayan, bir araya gelmeleri Allah için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhafaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini Allah'ın emirlerine muha-lefetten korumaktadır. Zira mü'min mü'minin aynasıdır. Onların bu birbirlerini Allah için sevmeleri ve dostluklarını bu çizgide birbirle-rine yardımcı olarak geçirmeleri, âhirette her ikisinin birden ilâhî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir. O halde sevgimize ve sevdiklerimize bu açıdan iyice dikkat etmeliyiz.

Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine "Ben Allah'tan kor-karım" diye yaklaşmayan yiğit. Böylesine bir davete içinden veya açıkça "Ben Allah'ın emrine muhalefet etmekten, veya O'nun azabından ve gazabından korkarım" diyerek yaklaşmayan, nefsini koruyan kişi gerçekten büyük bir yiğitlik göstermiştir. "Allah'tan korkan kurtulmuştur" müjdesi gereği onun da ödülü âhiretteki sıkıntılardan kurtulmaktır. Bu husus, her türlü gayr-i meşru kadın-erkek iliş-kilerinin kitle iletişim ve haberleşme vasıtala-rıyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde çok daha büyük önem arzetmektedir.

Sağ elinin verdiğini sol elinin bileme-yeceği kadar gizli sadaka veren kimse.

Allah için verdiği sadaka ve yaptığı iyilikleri mümkün olduğunca gizli yapan, gösteriş ve riyadan uzak kalmaya çalışan kim-se, Allah'ın rızâsını her şeyin üstünde tutmuş demektir. Bunun karşılığı da, âhirette ilâhî korumaya mazhar kılınmak suretiyle o kişinin faziletinin açığa çıkarılmasıdır. Bu, gıbta edilecek bir durumdur.

Tenhâda Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi insanlardan ve gözlerden uzak, kimsenin bulunmadığı ortamlarda Allah'ı anarak gözle-rinden sevgi yaşlan dökülen kimse, çoğu insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini yaka-lamış demektir. Onun bu samimi ve gizli kul-luğunun karşılığı da mahşer yerinde ilâhî koruma altına alınmak suretiyle, herkesin gözü önünde ödüllendirilmesidir. Böyle bir ödüllen-dirmeyi kim istemez. Yüce Rabbimiz cüm-lemize nasip eylesin.[57]

Marifet öğrenmek ve bilmekten ziyade uygulamaktır. Bu vesileyle Allah cümlemize ilim, amel, ihlas nasib eylesin sevdiği ve razı olduğu işlere bizleri ve bütün din kardeşlemizi muvaffak eylesin. Rabbim analarımızı, babalarımızı bütün büyüklemizi ve ahirete göç etmiş olanları af eylesin. Rabbim evladı ıyalimizi ve çoluk çocuğumuzu hayırlı eylesin. Amin!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 ALFABETİK İNDEKS

Abdesti veya guslü müteakip namaz……….41

Âdil devlet başkanı …………………….... 147

Akşam namazının sünneti ……………...… 28

Akşam, yatsı namazlarının arasını ihya....... 85

Allah'a kulluk içinde büyüyen genç ……...147

Ana, babaya iyilikte bulunma namazı ……117

Arefe günü namazı ……………….............. 84

Arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf ..145

Aşure günü namazı …………………........  89

Ay tutulma Husuf namazı ..………………. 61

Azraille güzel karşılaşma namazı... ………113

Berat gecesi namazı …………………..……43

Bir Kıssa……………………....................... 14

Birbirlerini Allah için sevip buluşanlar…...148

Bizi Rabbimize yaklaştıran ibadetler…....... 66

Borç ödemek için kılınan namaz……….... 122

Bütün afetlerden korunma namazı. ………114

Camiye girilince Tahiyyat namazı ……...…39

Cehennem köprüsü üzerindeki sorular……..21

Cuma gecesi kılınacak namaz ……………..32

Cuma gecesi kılınacak namazın fazileti....... 80

Cuma günü namazı ……………………..…70

Cuma Günü ve Gecesi yapılacak ibadetler...91

Cumartesi gecesi kılınacak namazın fazileti.81

Cumartesi günü namazı ……….………...…75

Çarşamba gecesi kılınacak namazın…..……79

Çarşamba günü namazı …………………....69

Çokça tevbe edenlerin namazı…………... 118

Diş ağrısından kurtulma için kılınan namaz119

Duha-Kuşluk namazı ……………………....37

Efendimizin mümini kamili tarif etmesi….140

Evden çıkarken kılınacak namaz…………. 87

Evvabin Namazı…………………………... 86

Fakirlik başa geldiği zaman kılınan namaz.116

Farzların dışında ki namazlar üç kısmdır…. 15

Fırtına ve korku namazı…………………. 110

Gece Teheccüt namazı: Salât-ı leyl………..33

Gözümün nuru namaz…………………...…11

Gün ve  Gecelerin tekrarındaki nafileler …..25

Güneş tutulma Küsûf namazı……………... 60

Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit………………………... 149

Hacet namazı ………………………………48

Hacet namazı…………………………….. 107

Hafızayı koruyan hıfz namazı…………….124

Haftanın yedi gününde, virdler okumak ve kılınacak namazlar…....................................23

Kabir namazı diye bilinen namaz………… 30

Hasımlara helâl ettirme namazı………….. 103

İbadetle geçirilmesi müs­tahab olan geceler..22

İdrar dokunma keffareti namazı…………. 119

İhram namazı…………………….. ………129

İkindi namazının sünneti …………………..27

İstihare namazı ………………………….…51

İstiska Yağmur namazı …………………….55

İşrak Namazı ……………………………....36

Kabir azabından kurtulmak için kılınacak namaz …………………………………….106

Kabir namazı……………………………...109

Kabir ziyareti namazı………………….….108

Kaçırılanların namazların keffareti namazı.121

Kadir gecesi namazı ……………………….44

Kalbi mescidlere sevgi ile bağlı müslüman148

Katil namazı ……………………………….54

Kayıp şeyi bulma namazı…………………113

Kazaya kalmış namazlar………………… 122

Kuba mescidindeki namaz………………..130

Medinede 40 vakit namaz kılmak……….. 130

Mi'rac gecesi namazı ……………………....43

Musibet namazı………………………..… 111

Nafile namazları arabada kılma şekli………24

Namazına gevsek davranana on beş çeşit ceza verilir…………………. …………………...19

Nezir (adak) namazı……………… ……...111

Öğle namazının sünnetleri ………………...25

Ölüm anında başına gelecek üç şey………. 20

Ölüm halinde kolaylık için kılınan namazı.118

Pazar gecesi kılınacak namazın fazileti…… 75

Pazar günü namazı ……………………...…66

Pazartesi gecesi kılınacak namazın fazileti.. 77

Pazartesi günü namazı ……………………..67

Perşembe gecesi kılınacak namazın fazileti..79

Perşembe günü namazı …………………….70

Peygamberimizi rüyada görme namazı….. 115

Ramazan ayındaki namazlar……………… 92

Recebi Şerif Ayındaki Nafileler…………... 97

Regâib gecesi namazı ……………………...41

Rüyada Efendimiz S.A.V. görmek namazı.124

Sabah namazının sünneti ………………..…25

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse………….. 150

Salı gecesi kılınacak namazın fazileti……...79

Salı günü namazı ………………………..…69

Secde Ayetleri………………………….... 132

Sefer namazı……………………………... 120

Sıddıkların namazı…………………….… 110

Sünnetler yerlerinden kaldırılıp onların yerine kaza kılmak gereklidir diyenlere cevap…….17

Şevval ayında kılınacak kurtuluş namazı…104

Şükür namazı……………………………. 110

Tavaf namazı…………………………….. 129

Tenhâda Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi... 150

Teravih namazı………………………….… 86

Tesbih namazı ……………..........................46

Tevbe namazı ……………...........................48

Tevbe namazı………………………….… 118

Uyumaya hazırlanırken kılınan namaz…… 32

Vitir namazı ……………….........................29

Yağmur yağdığında kılınacak namaz……. 120

Yaptığımız ibadetler bize nasıl fayda sağlayacak……………………………….. 136

Yardım dileme Kifaye namazı………...… 107

Yatsı namazının sünnetleri ...........................28

Yatsıdan sonra yatmadan önce kılınan namaz............................................................31

Yolculuk dönüşü namazı………………….. 88

Yolculuk namazı …………………………..46

Yolculuk namazı………………….............. 87

Zenginlik isteme namazı………………… 112

Zifaf gecesi namazı…………………….... 121

Zilhicce günleri ve gecelerinde kılınacak namazlar………………………………….. 82

 

 

 

Ebû Hureyre (R.A) den rivayet göre Rasülullah (S.A.V) şöyle buyurdu: "Allah şöy-le buyurdu: Her kim beni tanıyan ve ihlâs ile bana ibâdet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilan ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sev­gili olan birşeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibâdetlerle de yaklaşmaya devam eder. Niha-yet ben onu severim. Ben kulumu se­vince de artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum (ve bu organ-larıyla meydana gelmesini arzu et­tiği bütün dileklerini veririm). Diliyle de her ne isterse muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak ku­lumu sığındırır, korurum. Ben yapmasını dilediğim hiçbirşey hakkın­da, mü 'minin ölümü karşısın-daki tereddüdüm gibi tereddüt etmedim, fakat bunda kulum ölümden hoşlanmıyordu, ben de kuluma acı ge­len şeyi sevmiyordum

Buhari; Rikak, 6137



[1] Buhari; Rikak: 38

[2] Ali İmran  Suresi: 31

[3] Haşr suresi 7

[4] Maîde suresi: 12

[5] Buhari; Rikak, 6137

[6] Buhari; Salat: 1131, 1/398, Müslim; Salat: 777; 1/538,  Ebu Davud; Salat: 1043, Nesai; Kıyamulleyl: 1598, Tirmizi; Salat:451

[7] Hilyetül Evliya ;10/15

[8] Haşr suresi ayet:16 Sure:59

[9] El fetaval Hindiye;1/125, İbn-i Abidin;1/688, Tahavi, Haşiye ala merakı’l felah;363, Abdurrahman el-Cezeri Mezahibil Erbaa;1/491-492, Ebu Davud; Salat;144; Ö.N Bilmen B.İslam İlmihali; Namaz; 299’madde

[10] Müslim, Salatul Müsafirin; 996, Tirmizi; Salat:190

[11] Taberani, Tergibu Terhib; 2/7;  No: 821

[12] Ebu Davud, Tatavvu': 7,2/23; No: 1270, İbn-i Mace, İkame:105

[13] Ebu Davud, Tatavvu:7, 2/23, No:1270, İbn-i Mace, İkame:105

[14] EbuDâvud, Tatavvu:8; 2/23, No:1271, Tirmizî, Mevaki-tussalat:201, İbn-i Mace; İkame:109. A.b. Hanbel; 2/118, İbn-i Hibban, ibn-i Ömer'den

[15]Ebu Davud, Tatavvu':7,2/23; No:1270, İbn-i Mace, İkame:105

[16] Buhâri ve Müslim, Abdullah b. Mugaffel

[17] Taberani, Terğibü Terhib:2/11

[18] Taberani Tergibu Terhib;2/7; No:821

[19] Tirmizi; Vitir:8; No:463; 2/327 A. b. Hanbel; No: 2720; 1/300 Darekutni; Cuma: No:1; 2/31 Beyhaki, Süneni Kübra; Salat: No:4960; 4/139 Daremi; Salat;210; No:1586;1/449

[20] İbn-i Mace; İkametüs Salât bab:125;No:1195,  Darimi, Salât.215

[21] İhya; 1/l76

[22] Müslim, (Hz. Âişe'den)

[23] Beyhakî, (Ebu Ümâme'den)

[24] Buharî, Teheccüd:21, 2/49, Ebu Davud, Edeb:108, Tirmizî, Deavât:26, İbn-i ‎‎Mace,   Dua:16, Ahmed İbn-i Hanbel:5/313

[25] İbn-i Hibban; Salat:33; No: 2568; 6/308. Ebu Davud; Salat:308; No:1309; 1/418. İbn-i Mace; İkameti's-salat:175; No:1335; 1/423. Hakim el-Müstedrek; Salat-ı tatavvu'; 1/316

[26] Ahzab suresi: 35

[27] Buhari; Rikak:18; No:6099; 5/2373. Müslim; Salatü’l-Müsafirin:30; No:216; 1/541

[28] Tirmizî ‎Bab;412 No:586, 2/481

[29] Ebu Davud,No: 1285; 2/26-27‎

[30] Buhari, Salat:60;1/114, :Müslim, Müsafirun:68-70, Tirmizi; Salat:117,118; Nesai; Mesacid:13

[31] Buhari; Teheccüd:17; Fezailussahabe:23

[32] Ebu Davud,Tatavvu:14; 2/29;No:1297, Tirmizi; Vitir: 19,  İbn-i Mace; İkame:190

[33] Tirmizi; Salat: 348; 2/344; No:479, İbn-i Mace; İkame:189

[34] Buhari; Tatavvu:1; No:1109; 1/391, Ebu Davud; Salat:366; No:1538; 1/481

[35] İbn-i Mace; İkametus Salat:153; No:1266

[36] Mülk suresi: 30

[37] Kitabü’l-Ümm; İstiska; 1/417

[38] İsra suresi: 59

[39] Buhari; Küsuf:2; No:997; 1/354. Müslim; Küsuf:5; No:911; 2/628. Nesâi; Küsuf:1; No:1459; 3/124. A.b. Hanbel; No:17753; 4/253.

[40] Buhari; Küsuf:13; No:1008; 1/359. Müslim; Küsuf:5; No:991; 2/628. Nesâi; Küsuf:21; No:1497; 3/150.

[41] Gunyetu’t-talibin 870

[42] Gunyetut Talibin;Sağlam kitabevi:Sayfa: 997

[43] Tirmizi; Mevakitus Salat:321; No:435;2/299

[44] Tirmizi; Faziletuttetavvu:321;No:435;2/299

[45] Halebi Sağir:249

[46] Müslim; Sıyam:1164;2/822, Tirmizi; Sıyam:759;3/132, A.b. Hanbel; No: 23580,5/417

[47] Müslim; Cenaiz:35;No:974; 2/669,Nesai; Cenaiz:103; No:2037; 4/91,İbn-i Mace; Cenaiz:36; No:1547; 1/494

[48] Tirmizi, Ebu Davud, Nesei, İbn-i Mace

[49] Tirmizi; Da’avat:3570

[50] Müslim; Hac: 39; No:231; 2/920, Ebu Davud; Menasik: 52; No:1893; 1/582,  Nesai; Menasik: 151; No:2941; 5/229

[51] A.b. Hanbel; No: 12173;3/155

[52] Buhari; Cuma:16; No:1135; 1/399, Müslim; Hac:97; No:1399; 2/1017, Tirmizi; Hac,324, Nesai; Hac, 699

[53] Haskefi Durul Muhtar;1/730, Damad:1/159

[54] (Suyutt, Fethu'l-Kebir.1/452 - 454)  Ruhul Furkan; 1/652

 

[55]Alâuddin el-Muttaki, Kenzul Ummal: 44154, 16/127)  Ruhul Furkan;6/323

[56] Buhâri, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizi, Zühd 53; Nesâı, Kudât 2

[57] Riyazussalihin; No:377

 

YUKARI