VASL

VASL

 

Vasi; “Geçmek, ulaştırmak ve bitiştirmek” manasına olup, vakfın zıddıdır. Tecvid ilminde ise: “Sesi ve nefesi kesmeksizin bir kelimeyi kendisinden sonra gelen kelimeye bağlamak suretiyle okumaya vasi” denir. Vasi da esas olan harekedir. Vasim hükümleri şunlardır:

l- Vasi yapılan İki kelimenin harflerinden her ikisi veya birisi harekeli ise, normal harekeleriyle vasledilirler: إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ

2- Bir kelimenin diğer bir kelimeye vaslı halinde iki sakin içtima ederse:

a- Birinci harf, harf-i med ise ıskat edilir. Iskat: Bir harfin yazıda mevcud olup, telaffuz ve okunuşta olmamasıdır: (إِذَا السَّمَاء) gibi. Fakat mütekellim zamiri olan ye, vasıl halinde meftuh okunur. Iskat edilmez. (رَبِّيَ الَّذِي), (لَمَّا جَائَنِيَ الْبَيِّنَاتُ) gibi.

b- Eğer sakin plan birinci harf harf-i med değilse^o harf esre ile harekelenir. (قَالَتِِ اْلاَعْرَابُ), (لَمْ يَكُنِ الَّذِي) gibi. Tenvinler sakin nun hükmünde oldukları için bu kaideye tabidirler.(اَحَدٌ اللهُ) Ancak harf-i cer olan (مِنْ) in nunu vasi halinde fetha ile, cemi zamirlerinin mimleri ve makabli meftuh olan cemi vavları vasi halinde ötre ile harekelenirler. (وَلاَ تَخْشَوُا النَّاسَ), (مِنَ النَّاسِ) (هُمُ الَّذَينَ) gibi.

SORULAR:

l - Vakf ne demektir? Sekte ile olan farkını izah ediniz.

2- İbtida ne demektir?

3- Vakf ve ihtidanın Önemini belirtiniz.

4- Sonunda yuvarlak te bulunan kelimelerde vakf nasıl olur?

5- Alimlerin ekseriyetine göre kaç türlü vakf vardır?

6- Secavend vakf işaretlerini belininiz.

7- Vasi ne demektir. Hükümlerini teker tekrar izah ediniz.

 

İSTİAZE ve BESMELE

 

İstiâze: Koğulmuş olan, şeytanın şerrinden ALLAH’a sığınmaktır.  Peygemberimiz (S.A.V): اَعُوذُ بِِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِمِ şeklinde Euzu çekerlerdi ve en meşhuru da budur. Sabah namazından sonra okunan aşr hakkında şu hadisi şerif rivayet edilir. “Kim sabahleyin üç defa : “اَعُوذُ بِِالله السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِمِ” dedikten sonra haşır suresinin sonundaki üç ayeti okursa Allah ona akşama kadar istiğfar edecek yetmiş bin melek tevkil eder. O kimse o gün ölürse, şehid olarak ölür. Akşama çıktığı zaman okursa, yine böyle olur.”  Burada sabah ve akşamlan okunması tavsiye edilen Haşr süresinin üç ayeti, sürenin sonunda yer alan ve (هُوَ اللهُ الَّذِي) diye başlayan üç ayettir. Umumiyetle sabah ve akşam namazlarından sonra camilerimizde aşır olarak okunması memleketimizde adet olmuştur.

Cenab-ı Hak, “Kur’an-ı Kerim’i okuyacağın zaman, o kovulmuş olan şeytandan hemen ALLAH’ü Teala’ya sığın.”  buyurarak, kıraattan evvel istiazeyi emretmiştir. Bu istiazenin de cehren okunması lazımdır, müstehabtır. Bir sürenin başından okumaya başlayan kimsenin Besmele’yi de okuması gerekir. Sünnet-i müekkededir. Fakat sürenin ortasından başlayan kimse, Besmele’yi okuyup-okumamakta muhayyerdir. Fakat okuması daha faziletlidir. Bir de Tevbe süresinin başından okumaya başlayan kimse kafi

surette besmele okuyamaz. Sadece Euzu’yu okur. Ortalarından başladığı zaman besmeleyi de okuyabilir.

Kıraata, besmele olmadan yalnız euzu ile başlandığı zaman vasi ve kat’-dan başka bîr şekil yoktur. Her ikisi de caizdir.

Eğer euzu-besmele ile surenin evvelinden kıraata başlanırsa, bütün kur-raya göre -4- vecih caizdir. Bu dört vecihten birini veya bir kaçını tatbik etmek muhayyerdir.

l- Kat’ul-küll: İstiaze ve besmelede vakf yapmak.

أَعُوذُ .... قَطْعٌ .......بِسْمِ اللهِ...... قَطْعٌ...... اَلْحَمْدُ

2- Kat-ı evvel vasl-ı sani: îstiazede vakfedip besmeleyi sürenin ilk ayetine vasi etmek:           

أَعُوذُ .... قَطْعٌ .......بِسْمِ اللهِ...... وَصْلٌ...... اَلْحَمْدُ

3- Vasl-j evvel kat-ı sani: istiazeyi besmeleye vasledip, besmelede vakf etmek:           

أَعُوذُ .... وَصْلٌ .......بِسْمِ اللهِ...... قَطْعٌ...... اَلْحَمْدُ

4-Vaslu’l-küll: İstiazeyi besmeleye, besmeleyi de surenin ilk ayetine vasletmek.

أَعُوذُ .... وَصْلٌ .......بِسْمِ اللهِ...... .... وَصْلٌ ...... اَلْحَمْدُ

İKİ SÜRE ARASINDA BESMELE

Kıraat-ı İmam-ı Asım ve Hafs rivayetine göre, iki sure arasında -euzu okunmadan- Üç vecih caizdir:

1-Kal-ı küll: وَلاَ الضَّالِّينَ .... قَطْعٌ .......بِسْمِ اللهِ...... قَطْعٌ.....الم

2-Vasl-ı sani: وَلاَ الضَّالِّينَ .... قَطْعٌ .......بِسْمِ اللهِ...... وَصْلٌ.....الم

3- Vasl-ı küll: وَلاَ الضَّالِّينَ .... وَصْلٌ.......بِسْمِ اللهِ...... وَصْلٌ.....الم

Görüldüğü üzere, vasl-ı evvel yani, sürenin son ayetini besmeleye vasledip durmak caiz olmamaktadır. Bu vecih, hiçbir kurranın kıraatında yoktur. Bunu yapmamaya dikkat etmek lazımdır.

Kıraat İmamları Enfal süresi ile Berae (Tevbe) süresi arasını üç vecihle okumuşlardır. Bu vecihlerin hepsinde besmele terk edilir.

.

l- Vakf: Enfal süresinin sonunda vakf yaparak, Berae süresine devam etmek:(اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيمٌ ..... وَقْفٌ......بَرَائَةٌ)   gibi

2-  Sekte: enfal süresinin sonunda sekte1 yapıp, Berae süresine devam etmek: (اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيمٌ اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيمٌ ..... سَكْتَهْ......بَرَائَةٌ)   gibi.

3- Vasi: Enfal süresinin sonunu Bakare suresine vasi (اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيمٌ ......بَرَائَةٌ)   gibi.

Önemli Not: Fatiha süresinin sonunda vakf edip, âmin lafzını besmeleye vasi etmek, yani âmine diyerek besmeleye başlamak ve Bakara süresini okumaya devam etmek caiz değildir. Çünkü âmin lâfzı ittifakla Kur’an-ı Kerim’den değildir. Amin lâfzını açıktan okuyarak yani “Amine bismîllahirrahmanirrahim” diyerek onu Kur’an-ı Kerim’e katmak büyük bir hatadır. Hanefi mezhebine göre bu âmin lafzı hem okuyan ve hemde dinleyen tarafından gizli olarak söylenir.

 

TEKBİR

 

Lügatta: “Büyültmek ve büyük görmek” manalarına gelen “Tekbir”, tecvid ilminde: (اللهُ اَكْبَرُ) demeye denir ki, Vedduha süresinden başlamak suretiyle., Kur’an-ı Kerim’in sonuna kadar devam eden kısa sürelerin sonunda getirilir. Hikmete mebni, bir müddet kesilen vahye tekrar kavuşan Peygamberimiz (S.A.V.), sevincini ve ferah halini izhar etmek kasdıyla, Vedduha süresi nazil olunca tekbir getirmiştir. Binaenaeyh, bu tekbiri getirmenin sünnet veya müstehab olduğu rivayet edilmiştir. Tekbirin sığası: (اللهُ اَكْبَرُ) dir. İhlas süresinden itibaren, tekbirle beraber tehlil ve tahmid de getirilir.

Tekbir: (اللهُ اَكْبَرُ)

Tehlil: (لاَاِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَ اللهُ اَكْبَرُ)

Tahmid: (وَ للهِ الْحَمْدُ اللهُ اَكْبَرُ)

Tehlil ve tahmid getirmek, kıraat imamlarından “ İbn-i Kesir” hazretlerinin kıraatidir.

Tekbirin başlama yeri, ekseri kurraya göre : Vedduha süresinin sonu, inşirah süresinin de evvelidir. Tekbirin okunması esnasında, hepsinde vakfetmek veya vasi etmek caiz olduğu gibi, sure sonunda veya tekbirde veya besmelede vakf yapmak da caizdir. Tatbikatı:

1-حَدِّثْ..... وَقْفٌ .....اللهُ اَكْبَرُ..... وَقْفٌ..... بِسْمِ اللهِ..... وَقْفٌ.....اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ

2-فَحَدِّثْ.....وَصْلٌ ....اللهُ اَكْبَرُ..... وَصْلٌ..... بِسْمِ اللهِ..... وَصْلٌ.....اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ

SORULAR:

1- istiaze ne demektir.

2- İki süre arasında kaç vecih caizdir

3- Tekbir ne demektir, nereden itibaren ve nasıl getirilir.

 

LAHN

(Okuyuş hatası)

 

Lügatta: “Hata etmek ve doğrudan sapmak” manalarına gelen “lahn”, Tecvid ilminde : “Tecvid kaidelerine uymamaktan meydana gelen hata” demektir. İki kısma ayrılır:

l- Lahn-ı celi: Ağır ve açık hata demektir ki, Kur’an-ı Kerim okuyabilen herkesin kolaylıkla farkedip anlayabileceği derecede bulunan hatalı okuyuşlardır. Şu hallerde meydana gelir.

a- Harflerin mahreçlerini veya sıfat-ı lazimelerini bozmak. Ti harfini, dal veya te; hı harfini ha veya he olarak okumak gibi.

b- Harekelerde yapılan hatalar. Ayetin manası ister bozulsun, ister bozulmasın. (أَنعَمتَ عَلَيهِمْ) ayet-i kelimesindeki te’yi ötre veya esre okumak.

c- Kelimede bir harfi ziyadeleştirmek veya eksiltmek. (لَمْ يَلِدْ) lafz-ı şerifini ( لَمْ يَلِيدْ) diye okumak gibi.

d- Medd-i tabileri terketmek. (قَالَ) gibi. (قَلَ) okumak gibi.

e- Harekeyi sükûna ve.ya sükûnu harekeye çevirmek. (اَلْحَمْدُ) lafz-ı şerifini. (اَلِحَمْدُ) seklinde okumak gibi.

Bu hataların vukuunda, ibarede mana değişebileceğinden fahiş bir hata ve haram işlenmiş olur. Çoğu zaman namaz bozulur. Binaenaleyh Kur’an-ı Kerim okuyanların, lahnın bu çeşidinden kesinlikle kaçınmaları gerekir.

2- Lahn-ı hafi: Küçük ve gizli hatadır ki ancak tecvidi iyi bilen, Kur’an ve kıraat ilmi konusunda ehil olan kimselerin fark edebileceği hatalardır. Harflerin sıfat-ı arızası terk edildiği zaman, lahn-ı hafi meydana gelir. İhfayı, idgamı, iklabı, terkik ve tefhimi yerine getirmemek gibi. Lahn-ı hafi, manayı bozmaz.

Lahnın hükmü: Lahn-ı celiden kaçınmak farz-ı ayındır. Çünkü Lahn-ı celi çoğu zaman namazı bozar. Lahn-ı hafiden sakınmak farz-ı ayın olmamakla beraber, lahn-ı hafi de: Kur’an tilavetini ve tecvid ahkâmını zedelediği için tenzihen mekruhtur, sevabı eksiktir. Kur’an okuyan herkes gücü yettiği Ölçüde lahn-ı hafiden kaçınmalıdır. Lahn-ı hafi, namazı bozmaz.

 

KUR’AN-l KERİM’İN OKUNUŞ ŞEKİLLERİ

 

Kıraat imamları, Kur’an-ı Kerim’in üç tarzda okunabileceğini söylemişlerdir:

1- TAHKİK: Diğer bir adı: Tertildir. En ağır okuyuştur. Bu tarzda tilavet olunurken, her bir harfin hakkı tam olarak .verilir. Medd-i tabiiler  birer, diğer fer’İ meddler dörder elif rniktan uzatılır. Şedde ve gunneler, izah edilen miktarınca yapılır. Fakat bu hususta ifrata kaçarak harekeleri uzatmak, tahrik (sakin harfe hareke vermek), iskan {harekeli harfi sakın kılmak) ve harflerin arasında sekte yapmak gibi bir takım hatalar yapılmamalıdır.

2-  HADR ;Tecvid kaidelerine uymak şartıyla, Kur’an-ı Kerim’in en süratli okunuş tarzıdır. Bu durumda sadece sür’at artar. Fakat hiçbir şekilde tecvid kaideleri ihmal edilemez. Medler asgariye indirilir. Medd-i tabii ve medd-i munfasıllar birer elif; medd-i muttasıllar ikişer elif ve medd-i lazımlar dörder elif-bir rivayette iki buçuk elif- miktarı çekilir. Meddleri bu ölçülerden aşağı düşürmek caiz değildir. Tahrimen mekruhtur. Kelimeler birbirine karıştırılmaz, harflerin mahreç ve sıfatlan terk edilmez. Çünkü bu şekilde, yani harfleri birbirine karıştırarak tecvid kaidelerini ihlal ederek okumak hezreme=tahlit olur ki kesinlikle caiz değildir, haramdır. Memleketimizde hatim indirilirken ve teravih namazı kıldırılırken hadr usulü tercih edilmektedir. Fakat bir çok tecvid kaideleri ihmal edilmekte ve manevi mesuliyet altına girilmektedir. Vakf edilen yerde az da olsa nefes almak lazımdır. Çünkü, vakf edilen yerde nefes almadan durup tekrar devam edilirse, sekte meydana^gelmiş olur. Bundan kaçınmak lâzımdır Kur’an-ı Kerim’de ne kadar. (هَؤُلاَءِ) varsa, Hadr kıraaatında bunların ha’sı bir elif, la’sı iki elif miktarı medd edilir, görünüşte her ne kadar ikisi de medd-i muttasıl ise de aslında (هَا) sı medd-i muttasıl değildir. Çünkü (هَا) ayrı (اُولاَءِ) ayn bir kelimedir. Dolayısıyla bu kısım meddi munfasıl olur. Nedense bir kelime (هَؤُلاَء) şeklinde yazılmıştır. Binaenaleyh imam-ı Asım ve medleri bir elif çeken imamlar bu şekilde medd ederler.

3- TEDVİR: Tahkik ile hadr arasında orta bir okuyuşun adıdır. Bu tarzda ki okuyuşta tecvid hükümleri orta tempolu bir nispette icra olunur. Mesela: Muttasıl ve munfasıl meddler iki buçuk - üç elif, medd-i lâzım dört elif miktarı uzatılır. Mahreçler ve harflerin sıfatlan katiyyen ihlal edilemez.

Bu kıraat tarzlarından Hadr: Teravih namazlarında ve üstad huzurunda hafızlar ders okurken, tedvir: Diğer namazlarda ve mukabele okunurken, tahkik ise: Aşrı şerif okurken, öğretim ve alıştırmada tercih edilir. Fakat bu üç türlü okuyuşu birbirine karıştırmam alı d ir. Kıraata, hangi okuyuşla başlanılmış ise onunla da bitirilmelidir.

 

SORULAR:

 l- Lahn ne demektir?

2- Hangi durumlarda hangi lahn meydana gelir?

3- Lahn’ın hükmünü İzah ediniz.

4- Kur’an-ı Kerim kaç tarzda okunabilir? İzah ediniz.

 

DUDAK TA’LİMİ

 

Kıraat esasında dudakların icablara göre, usul ve kaidelerine uygun olarak hareket etmelerine “Dudak talimi “denir. Bunu fem-i münşinden almak lazımdır. Satırlarda tarif edilebilecek belli-başlı usul ve kaideler şunlardır:

1- Üstün: Çene biraz düşük, dudaklar ise normal açıktır. Kalın üstünde ağız biraz daha çok açık olur.

2- Esre: Ağız normal açıklıkta olup, dudaklar tamamiyle normaldir.

3- Ötre: Dudaklar ileriye doğru yumularak uzatılır. Vav harfini okur-kende dudaklar ileriye doğrudur. İşmamlarda da durum böyledir.

4- Sakin harfte: Dudaklar makablinin harekesine tabidir.

5- Şeddeli ve İdgamlı kelimelerde:

a- Üstünden üstüne: Dudaklar normaldir: (وَدَّ), (اَذَّنَ) gibi.

b- Üstünden esreye: Dudaklar normaldir. (اَذِّنْ) gibi.

c- Üstünden ötreye: Üstün hareke verilir verilmez, dudaklar yay halinde yumulur ve öne uzatılır: (وَدُّوا), (وَ الطُّورِ) gibi.

d- Esreden esreye: Dudaklar tam normaldir. (مِنْ مِثْلِهِ), gibi.

e- Esreden üstüne: Dudaklar tam normaldir. (مِنْ بَيْنِهِ), (مِنْ بَعْدِ) gibi.

f- Esreden ötreye : Esre hareke verilir verilmez, dudaklar ötreye gider. Şedde veya idgam, dudaklar ötrede iken icra edilir, (فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ) gibi.

g- Ötreden ötreye: Dudaklar yumuk ve uzanıktır. Şedde veya idgam bu halde icra edilir. (عَدُوٌّ مُبِينٌ), (اَدُلُّكُمْ) gibi.

k- Ötreden üstüne: Ötre harekesi verilir verjlmez, dudaklar üstüne gelir. Şedde veya İdgam üstünde icra edilir. (اَللَّهُمَّ), (ثُمَّ) gibi. Ancak idgamlı harf vav ise, üstünlü dahi olsa idgam zaruri olarak ötrede yapılır. (شِفَاءٌ وَ رَحْمَةٌ)gibi.

t- Ötreden esreye: Ötre harekesi verilir verilmez, dudaklar ani olarak normale gelir. Şedde veya idgam normalde icra edilir. (وَيْلٌ لِكُلِّ) gibi.

6- İklablarda dudaklar:

a- Üstünden üstüne: Dudaklar normaldir. Ancak, “be” harfi telaffuz olunurken dudaklara biraz bastırılır. (اَنْبَأَهُمْ) gibi.

b- Üstünden esreye: Dudaklar aynıdır. (اَنْبِئْهُمْ) gibi.

c- Esreden esreye: Dudaklar aynıdır. (يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ)gibi.

d- Esreden üstüne: Aynıdır. (مِنْ بَعْدِ) gibi.

e- Esreden ötreye: Esreden ötreye yay gibi yumulur. (مِنْ بُطُونِ) gibi.

f- Ölreden ötreye: Dudaklar ötrededir: (فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍٍ) gibi.

g- Ötreden üstüne: Maklûb mimin sükûnu zammed’e lüzumu kadar verildikten sonra, dudaklar birdenbire normale gelir ve gelir gelmez hafif bir kıpırdama ile “be” harfi telaffuz edilir. (سَمِيعٌ عَلِيمٌ), (لَيُنْبَذَنَّ) gibi.

h- Ötreden esreye: Yukarıda olduğu gibidir. (وَاللهُ رَؤُفٌ بِالْعِبَادِ) gibi.

7- Dudak ihfasında dudaklar, tıpkı iklab gibidir. (اَمْ بِهِ) gibi.

 

TEMSİLİ OKUMA

 

Mânâ -harflerini rollerine, kelimeleri medlul ve manalarına, cümle ve ayetleri mantûk ve müeddalarına yakışır tarzda okumaya “Temsil” diyoruz ki, tecvid müessesesini meydana getiren unsurlardan biridir. Temsili okumanın kısımları şunlardır:

1- Vakf ve İbtidaya riayet etmek. Yani -daha önce izah edildiği gibi durulacak ve başlanacak yer ve şekilleri iyi bilmek ve tatbik etmek.

2- Refu savt: Kur’an-ı Kerim okunurken bazı harflerde, kelimelerde veya ayet-i kerimelerde sesi münasib bir şekilde yükseltmek, belirtili ve farklı bir şekilde sese perde veya ton vererek daha canlı bir şekilde okumaktır. Bu da harflerde, kelimelerde, cümle veya ayetlerde olur.

a- Harfler üzerinde :

1- Kelimelerin baş harflerinde vurgu yapılır. (اَلْحَدُ للهِ) ve ( اِيَّاكَ نَعْبُدُ) gibi. Maalesef bu hususa dikkat edilmediğinden çok yanlış okumalar olmaktadır. ( اِيَّاكَنَعْبُدُ) gibi. Bu okuyuşta nün harfine yapılması lazım gelen vurgu kef harfine yapılmış olup, hatadır. Kelimenin orta veya son harflerine vurgu yapılmaz.

2- Nida harflerine vurgu yapılır. (يَا اَيُّهَا النَّاسُ) gibi-

3- Nefi için olan (مَا) ve (لاَ) ya vurgu yapılır, (مَا اَنَا..), ( وَ لاَ اَناَ عَابِدٌ) gibi. Mevsule olan ma’lara vurgu yapılmaz. Çünkü o zaman nafiye olmuş olur ve mana bozulur. Binaenaleyh (لاَ اَعْبُ مَا تَعْبُدُونَ) daki ma’ya vurgu yapılmaz.

4- Nef-i cins için olan (لاَ) ya vurgu yapılır. (لاَ رَيْبَ) (لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ)

5- Te’kid lamlarına vurgu yapılır. (لَيُنْبَذَنَّ) , (لَقَدْ) gibi.

6- Harf-i çerlere vurgu yapılır. (اَعُوذُ بِِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِمِ)gibi.

7- İstisna için olan (اِلاَّ) nın hemzesîne vurgu yapılır.

8- İstifham edatlarınada vurgu yapılır.

(مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ) , (اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ) gibi.

9- Bir cinsten iki müteharrik harf yanyana gelince, ikincisine mutlaka vurgu yapılır. Bu suretle birincisinden ayrılmış olur.  (رَبَّكَ كَثِيرًا)

( أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ) , (فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَ انْحَرْ) gibi.

10- Talıkik edatlarına vurgu yapılır. (اِنَ اللهَ....)

b- Kelimeler üzerinde:

c- Ayetler üzerinde:

Tahsis, hasr ifade eden kelime ve ayetler, HAKK’a ait sözler, emir sığaları, medh, müjde ve rahmet ifade eden kelime ve ayetlerinde, İslam ve HAKK’ın üstünlüğünü tebliğ eden ayetlerde oldukça sesi yükseltmek, üstün bir eda ve yüksek bir seda ile okumak lazımdır. Müşriklere, kafirlere verilen cevabları muhtevi ayetler de böyledir.

3- Hafd-u Savt: Sesi alçaltarak, sesin perde ve tonunu indirerek, edayı ve tavn değiştirerek ve sedayı hüzünlü bir şekle sokarak okumaktan ibarettir.

Müşriklerin, kafirlerin, münafıkların ve islam düşmanlarının batıla mensub sözlerin, ALLAH kelamı içinde nakl ve hikaye olunan yerlerinde sesi alçaltarak, peygamberler dahil bütün mü’min kulların ALLAH’a dua ve niyaz ifade eden kelime ve ayetleri tam bir yalvarış ve tevazu içinde sesi hafifleterek, tehdid ve ibret ifade eden ayetlere gelince korku ve saygıdan dolayı az hafif bir sesle okumak lazımdır. Bütün bu hallere aykırı hareket etmek, Kur’an Kerim’in belagatına ters düşer. Bu temsili okumanın adabını bir fem’i münşinden iyice ta’lim etmek gerekir. Bu hususun tam başarılabilmesi için arapçayı iyi bilmenin gerekli olduğunu bir defa daha hatırlatmak isteriz.

 

 

RAMAZAN AYININ FAZİLETİ

336


Dinî M ese içlerimiz Sorular ve Cevaplf,n


Or_ı_ıc_-


337

 

 

 

G-Oruç tutmamayı veya tuttuktan sonra bozmayı mubah ki. lan dini Özürler:

1-Hastalık. Oruç tutulduğu takdirde hastalığın artması, uzaması veya Ölüme sebep olması Müslüman ve mütehassıs bir doktor tarafın­dan teşhis edildiği zaman, böyle bir kimse orucunu devam etmez, iyi. leşjnce gününe gün kaza eder. Hastalık Ömür boyu devam edebilecek türde ise her gün için bir fitre verir. Hastaya bakan da hasta gibidir.

2-Yolculuk. Ramazan ayında yolcuların oruç tutmayıp sonra tut­maları caizdir. Fakat güçlük bulunmazsa, oruç tutmaları efdaldir.

3-Gebelik ve emziklik. Hamile veya çocuk emziren bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa, oruç tutmayabilir, sonra kaza eder.

4-Düşkünlük ve ihtiyarlık. Vücutça günden güne zayıflayan ve oruç tutmaya gücü olmayan düşkünler, ihtiyarlar ilende de kaza ede-miyecekleri için her gün için bir Titre verirler.

5-Bir başkasının zor kullanması. Dediğini yaptırma gücüne sa­hip bir kimse tarafından orucu bozması, bozmadığı takdirde kendisini öldüreceği veya vücuduna bir zarar vereceği söylenirse, orucunu boza­bilir.

6-Şiddetli açlık ve susuzluk. Oruç tutarken kendisinde şiddetli aç­lık ve susuzluk hissederek oruca dayanamayan ve devam ettiği takdir­de ölmekten veya akli dengesinin bozulmasından korkan bir kimse de orucunu bozabilir, sonradan kaza eder.

Not: Düğün veya ziyafete davet edilmek, sadece nafile oruç tutan­lar için bir özürdür. Nafile oruç tutanlar bu durumda oruçlarını bozar­lar ve kaza ederler.

Yukarıda sayılı bir Özür yokken orucu bozmak büyük bir günahtır. Hem de cezası vardır.(69)

69-Alemgir, el-Fctava'l-Hindiyye. 1/194-216


 

106. Soru: Ranıazaıı-ı şerif ayının faziletini- belirtil- misiniz? Cevab: BismiHâlthralımaniıraiıim. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

Ramazand şerif) ayı öyle bir aydır ki, insanlara hidayet (doğru volu gösteren) ve yine hidayet ve f'urkan (doğru yolu gösterici ve hakla batılı bir birinden ayrıcı ayetlerjden beyyinat (nice açık de­liller) olan Kur'an onda (ki Kadir gecesinde levhi mahfuzdan bi­rinci kat semaya) indirilmiştir. Öyleyse içinizden kim o ayda hazır olur (misafir olmayarak bulunur)sa, onu (orucunu) tulsün. Kim de hasta olur yahut bir sefer (yolculuk) üzere ise, o halde başka günlerden (oruç tutmadığı günlere karşılık) sayılı (günler orucunu kaza etsin). Allah si/c kolaylık diler, size zorluk dilemez, (Allah-ü Teâlâ bütün bunları size meşru etti) taki (dininin hükümlerini öğ-rencsini/.) sayıyı (Ramazan günlerinin saysmı da) tamamlayasınız ve sizi, (tutamadığınız günleri nasıl kaza edeceğinizi bilmeye, böy­lece mesuliyetten kurtulmanın yoluna) hidayet ettiğinden dolayı Allah'ı tekbir edesiniz (büyük futasınız) ve (bütün bunlara karşı­lık) şükredesiniz, no)

Allah-u Teâlâ Hazretleri, bu ayeti celilesinde oruç ayı oian Rama­zanı şerifi diğer aylar arasından özellikle medhetmektedir. Şöyle ki: Mevla Teâlâ , Ramazan-ı şerifi diğer aylardan, Kur'an-ı Kerim'i o ayda indirmekle seçtiğini beyan etmiştir. Diğer peygamberlere indirilen ila­hi kitapların da bu ayda indirildiği hususunda hadisi şedf gelmiştir.

Vasile Ibn-i Eska (R.A.)dan rivayet edildiğine göre Resulullah -A.V) şöyle buyurdu: "İbrahim (Aleyhisselaııı)in sayfaları Rama-şerifin ilk gecesi indirildi. Tevrat altıncı gecesi İncil onüçüncü ı, Kur'an-ı Kerim'de yırmidördüncü gecesi indirildi." ^

'O-Bakanı Suresi: 185 ''-Ahmedb. Hatibe], 4/107

 

338

 

Dinî Meselelerimiz Sorular, ve

İmamı Rabbani (Kuddise Sırruhu) Hazretleri, mektubatında şöyle bu­yuruyor: "Bilinmelidir ki, Ramazanı şerif ayı çok büyük bir aydır Bu ayda, namaz, zikir, sadaka gibi, yapılan her nafile ibadet Ramazanın dışında yapıian bir farzı edaya denktir. Bu ayda bir farz eda eden ise diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibidir.

Efendimiz (S.A.V.) buyurmuştur ki: "Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettiririse, günahları affolur, boynu cehennemden azat olur ve iftar ettirdiği kişinin ecrinden bir şey eksilmeden, bir mislini de iftar ettiren alır." "2)

Bu ayda, kölesinin ve işçisinin işini hafi ileteni Allah-u Teâlâ affe­der ve cehennemden azat eder. Ramazan ayı -girdiğinde Efendimiz (S.A.V.) bütün esirleri salar ve isteyene izin verirdi. Bu ayda hayırlara muvaffak olan kişiye, senenin tamamında Allah-u Teâlâ'nın muvaffak kılması refik (yoldaş) olur. Bu ay, huzuru kalp olmaksızın (dağınıklık üzere) geçerse bütün sene dağınıklık üzere geçer. O halde bu ayı gani­met bilerek bunda huzuru kalbi kazanmaya çok ç;üışmak lazımdır.

Allah-u Teâlâ, Ramazan ayının gecelerinden herbirinde cehenne­me girmeğe layık olmuş kişilerden binlercesini mağfiret eder ve bu ayda cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur, rahmet ka­pılan açılır, iftarı acele yapıp sahuru geç yapmak sünnetlerdendir.

Efendimiz (S.A.V.) bu hususta çok mübalağa göstermiştir çünkü bu hal, ihtiyacı ortaya koymaktan ibarettir ki kulluk makamına da bu yaraşır. Hurma ile iftar etmek de sünnettir.

Teravih namazını eda etmek ve bu ayda Kur'an-ı Kerim'İ hatmet­mek, sünneti müekkede (kuvvetli sünnetlerdendir ve çok büyük bere­ketler kazandırır. Allah-u Teâlâ, bizi Habîbi hürmetine muvaffak eyle­sin. Amin!" (73>

İmamı Rabbani (Kuddise Sırruhu) Hazretleri diğer bir mektubun­da, Ramazanı şerif ayının faziletini ve Kur'an-ı Mecîd İle olan alakası-

72-A1İ el-Muttaki, Kenzu'-Ummal, S/477 No: 2.1714 73-Mektubat-ı Rabbani, 1/61,45. Meklub


339

Qruç_

nı bey

nı beyan hususunda şöyle buyuruyor:

"Allah-u Teâlâ'nın ismiyle başlarım, bilkİ: Şuımatı Zatiyeden (Al­lah-u Teâlâ'nın zatının şartlarından, sıfatlarından) olan kelam sıfatı. Allah-u Teâlâ Hazretlerinin zatı ve sıfatları ile alakalı bütün kemalatı içine almıştır.

Mübarek Ramazanı şerif ayı da, bütün hayırları ve bereketleri, kendinde toplamıştır. Bütün hayır ve bereketler, Allah-u Teâlâ Haz­retleri tarafından akıtılmıştır. Ve onun şanları (sıfatları) nın neticesidir.

Varlık sahasında meydana gelen bütün serlerin ve noksanlıkların kaynağı ise, sonradan yaratılan varlıklar ve onların sıfatlarıdır.

"Sana iyilikten her ne isabet ederse o, Allah'tandır. Sana kötü­lükten her ne isebet ederse, o da nefsindendir." ayeti celilesi(741 bu hususta kati bîr delildir.

Bu ayın bütün hayırları ve bereketleri, kelam sıfatında toplanmış olan kemalatı Zatİyesinin (kendine ait kemallerin) neticesidir. Kur'an-ı Mecid ise, bu her şeyi içine almış olan kelam sıfatının hakikatinin ta­mamının özüdür.

İşte Kur'an-ı Mecid, bütün kemalatı topladığından Ramazanı şerif ayı da bu kemallerin neticeleri ve meyvaları olan bütün hayırları içine aldığından, bu mübarek ayın, Kur'an-ı Kerimle büyük bir alakası var­dır. Ve bu alaka, Kur'an-ı Kerim'in bu ayda inmesine sebep olmuştur. Allah-u Teâlâ buyurdu ki:

"Ramazanı şerif ayı, Kur'an'ın kendisinde indirildiği ay­dır."'")

Bu ayda bulunan Kadir gecesi, bu ayın özü ve kaynağıdır. O (Ka-

^ gecesi), öz mesabesinde, bu ay ise onun kabuğu menzilesinde (ye-

ınde)dir. Her kim bu ayı huzuru kalple geçirir ve bu ayın hayır ve be-

ketlerinden nasibini alırsa, senenin tamamını huzuru kalple geçirme-

74-Nisa Suresi: 79 75-Bakara Suresi: 185

 

340


nj,jf Meselelerimiz Sorular ve CevapUtn


341

 

 

 

ğe muvaffak ulur ve bu ayda bulunan bütiin hayır bereketlere   nail olur.

Allah-u Teâlû, bizi böyle bir aydaki hayır ve bereketlere muvaffak kılsın ve bizi en büyük bir nasiple merzuk eylesin. Amin!..."

Ramazan ayı aylamı efendisidir. Kuran'ın inişi bu ayda başlamış­tır. Ramazan ayı Allah'a itaat ve ibadet, İyilik ve ihsan, mağfiret, rah­met ve ndvan ayıdır. Ramazan ayı içinde bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi bulunmaktadır. Ramazan ayı mü'min kulun din ve dünya işleri­nin düzeltilmesine yardımcıdır. Ramazan ayı duaların çokça kabul edildiği bir aydır. Ramazan'ın ve Ramazan ayında oruç tutmanın fazi­leti ile ilgili bu' çok hadîs-i şerif vardır. Bunlardan bazıları şunlardır;

Ebu Hureyre (R.A)den rivayete göre Paygamber (S.A.V.): "Her kim inanarak ve sevabını Allah'tan umarak Kadir gecesinde kal­kar ibadet ederse, onun için geçmiş günahları mağfiret olunur. Her kim de Ramazan orucunu inanarak ve mükafatını ancak Al­lah'tan umarak tutarsa, onun geçmiş günahları mağfiret olunur." buyurmuştur.(76)

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resullah (Sallalalıu Aleyhi ve Selleın) buyurdu ki: "Ramazan ayının birinci gecesi olunca, şey­tanlar ve cinlerin şirretleri zincire vurulur; cehennemin kapıları kapatılır ve hiç bir kapısı açılmaz; cennetin kapılan açılır ve hiç bir kapısı kapatılmaz ve bir münadi (çağırıcı) "Ey hayır dileyen! (hakka ibadete ) gel! Ey şer dileyen ! (günah işlemekten) vazgeç (artık)!"diye çağırır. Allah'ın (bu ayda, iftar saatlerinde) cehen­nemden azat ettiği nice kimseler vardır ve bu, her gecedir."f

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre, Nebi (Saüalahu Aleyhi ve Sellem), zorlamaksızın, Müslümanları, Ramazan ayını hakkıyla ifa et­meye teşvik eder ve şöyle buyururdu: "Ramazan ayı girdiğinde cen­net kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar o ayda zincire vurulur." (78)

76-Buhari, Savm: 6

77-Tirmizi, Savm: l, Nesei: Siyam; 3, fbn-i Maco, Siyam: 2

78-Nesei, Siyam: 5


Halid el-Cüheni (R.A.) den rivayete göre: dedi ki: Resulü Ekrem (Saliallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim, bir oruçluya iftar yemeği yedir irse, kendisine onun sevabı kadar sevap vardır, Su kadar var ki, (Allah-u Teâlâ) oruçlunun ecrinden hiç bir şey eksiltmez."'™

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayet edildiğine göre Resulullah (Salial­lahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetime, Ramazanı şerif avında beş haslet(özdlik) verilmiştir ki, onlar kendilerinden evvel hiç bir ümmete verilmemiştir. Oruçlunun ağız kokusu Allah in­dinde misk kokusundan daha hoştur. İftar edinceye kadar melek­ler onlar için istiğfar eder. Allah-u Teâlâ her gün cennetini süsler sonra (ona hitaben) yakında salih kullarım kendilerinden sıkıntı ve eziyetleri atıp sana varacaklar, buyurur, O ayda azgın şeytan­lar zincire vurulur, binaenaleyh başka ayda yaptıklarına o ayda ulaşamazlar. Ramazanı şerifin son gecesinde (oruç tutan kullar) affolunurlar. O zaman ya Resulellah! O gece Kadir gecesi midir? diye sorulunca Efendimi/ {Saliallahu Aleyhi ve Sellem) : Hayır! Lakin çalışan kişiye ücreti, işini bitirdiği zaman verilir, buyurdu."

(80)

Ka'b İbn-i Ucre (R.A.) den rivayet edildiğine göre bir kere Efendi­miz (Saliallahu Aieyhi ve Sellem): "Minberi hazır edin!" buyurdu. (Ka'b Hazretleri şöyle anlatıyor) Biz de hazırladık. Bir basamak çıkın­ca: "Amin" dedi. İkinci basamağa çıkınca tekrar: "Amin" dedi. Üçüncü basamağa çıkınca yine: "Amîn" dedi. Minberden inince biz : "Ey Allah'ın Resulü bugün senden (evvelce) duymadığımız bir Şey duyduk" dedik.

O zaman Resulullah (Salallahu Aleyhi ve Sellem) şüphesiz Cibril (Aleyhİselam) bana görünerek: "Ramazana yetişipte affonulmayan (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun!" dedi. Bende: "Amin" dedim. 'kinci basamağa çıktığımda, sen yanında anılıp ta sana salat ü

79-Tirmizi, Savm: 82. tbn-i Mate. Siyam: 45, Darimi, Savm: 13. Ahmed b. Hanbel, 4/114, 116,5/192

80-Ahmed b. Hanbel, 2/292

 

 

 

342


Dinî ]\\ifwM?rimiz Sorular ve Ceva&lan


Ornç_


343

 

 

 

selâm okumayan Allah'ın rahmetinden uzak olsun, dedi, Ben de "Amin" dedim Üçüncü basamağa çıktığımda da: "Bir kişinin ana babasının ikisi veya biri, yanında yaşlanır da onu cennete soka-mazlarsa o kişide (Allah'ın lütfundan) uzak olsun" dile beddua et­ti. Ben de: "AmiıVdedim, buyurdu.

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sal-İallahu Aleyhi ve Sellem) :"Bes. vakit namaz, bir cuma diğer cuma­ya kadar, Ramazan da diğer Rama/ana kadar büyük günahlar­dan sakınıldığı takdirde aralarındaki (gühah) lan silerler" buyur­du. (82>

Hazreti Enes (R.A.)den rivayet edilmiştir ki, bir kere Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e: "Hangi sadaka daha üstündür?" diye soruldu. Efendimiz (Salhıllahu Aleyhi ve Sellem) : "Ramazan­daki sadakadır." buyurdu.|S3)

Bera İbn-i Azib (R.A.)'den rivayete göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Ramazandaki cumanın üstünlüğü, Rama-zan'ın diğer aylara üstünlüğü gibidir" buyurdu.(S4)

Hazretİ Ömer (R.A.) den rivayete göre, Efenidİmiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Rama/anı şerifte Allah-u Teâlâ'yı zikreden affedilmiştir. Ve onda (Ramazanı şerifte) bir şey isteyen mahrum olmaz" buyurdu,|85)

Hazreti Aişe (R.A.) den rivayet edildiğine göre, Efendimiz (Sallal­lahu Aleyhive Sellem): "Cuma, salim olursa (mümkün mertebe gü­nahsız, huzuru, kalple geçerse) bütün günahlar salim olur. Rama­zan salim olursa bütün sene salim olur" buyurdu.(86)

Ebu Mesud el-Gıfari (R.A.) den rivayet edildiğine göre Efendimiz

81 -Hakim, Müstedrek, 4/153.

82-Mlislim, Taharet: 16, Ahmed b. Hanbel 2/400

83-Suyuti, Dürrii'l-Mensör, 1/449

84-Deylemi, Firdevs, 4352

85-AH cl-Mııttaki, Kermı'l-Ummal 8/464 No: 23676

86-Ali el-Mııltaki. a.g.e. 7/710 No: 21049


Aleyhi ve Sellem): "Eğer kullar, Ramazan'da neler ol­duğunu buseydiler, elbette ümmetim bütün senenin Ramazan ol­masını isterdi" buyurdu. <87>

Ebu Said (R.AJ den rivayet edilen bir lıadıs-i şerifte Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ramazan-ı şerifin ilk gecesi olduğunda gök kapıları açılır, Ramazan'm son gecesine ka­dar hiçbir kapısı kapanmaz. Onun her hangi bir gecesinde (na­maz) kılan mümin bir kula mutlaka Allah-u Teâlâ Hazretleri, her secdesine karşılık bin besyüz sevap yazar ve ona cennette kırmızı yakuttan bir köşk bina eder ki, onun altmışbin kapısı vardır. O köşklerden biri de kırmızı yakutla donanmış altındandır. Kul, Ra­mazanı serilin ilk günü oruç tuttuğunda, o günden, önceki senenin Rama/an ayininin o gününe kadar geçmiş günahları affedilir. Ve her gün, sabah namazından, o gün perdeyle ortülünceye ( batinca-ya) kadar yetmiş bin melek onun için istiğfar ederler. Ve Ramaza­nı şerif ayında gece gündüz yapmış olduğu her secdeye karşılık kendisi için (cennette) öyle bir ağaç olur ki, süvari, onun gölgesin­de beşyüz sene gider."<KK]

İbn-i Abbas (Radyallahu Anhiima) dan rivayete göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Şüphesiz cennet, seneden seneye Ramazan ayı için süslenir ve muhakkak huriler, seneden seneye Ramazan orucu (ulanlar için süslenirler. Ramazanı şerif girince cennet: Ey Allah'ım! Bu ayda kullarından bana nasip ayır der. Huriler de: Ey Allah'ımız! Bu ayda bizim için kullarından kocalar kıl derler. Her kim o ayda, bir Müslümana iftira atmaz ve sarhoş edici bir şey içmezse, Allah-u Teâlâ onun günahlarını siler; ama her kim onda bir Müslümana iftira atar veya sarhoş edici bir şey

se, Allah Teâlâ onun bir senelik amelini mahveder... Allah-u size, kendilerinde yiyip, içip, lezzetleneceğiniz on bir ay ta-fn etti; kendisi için de bir ay ayırdı. O halde Ramazanı şerif aym-a (günah işlemekte)n sakının. Çünkü o, Allah'ın ayıdır." buyur-

'7-Ali el-Muttaki. a.g.e. 8/478, No: 23715 88-Ali el-Muttaki, a.g.e. 8/470. No: 23706

 

344


riinîMeselelerimiz Santiar ve


Oruç.


345

 

 

 

(89)

 

du.

Selmani Farisi (R.A.) den rivayet edildiğine göre. Efendimiz (Sal-lalkıhu Aleyhi ve Sellem), Şabanı şerifin son günü hutbe okuyan^ şöyle buyurdu: "Ey insanlar! çok büyük ve mübarek bir ay sizi göl. geledi (çok yaklaştı), o, kendisinde bin aydan daha hayırlı bir gece (Kadir gecesi) bulunan bir aydır. Allah-u Teâlâ onun orucunu farz, gecesinin kıyamını (Teravih namazını) da nafile kıldı. Her kim, onda bir hayırla Allah'a yaklaşırsa, diğer aylarda bir far/ eda etmiş gibi olur, onda bir farz işleyen ise, diğerlerinde yetmiş farz eda eden gibidir. O, sabır ayıdır; sabrın karşılığı ise cennet­tir.O, iyilik ayıdır; o, kendisinde müminin rızkı artan bîr aydır. Her kim, onda bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına mağfiret ve boynunun cehennemden kurtulmasına vesile olur ve oruçlunun mükafatından bir şey eksiltilmeksizin, iftar ettirene de onun bir misli verilir. Allah-u Teâlâ, bir yudum süt veya su ile oruçluyu İf­tar ettirene de bu sevabı verir. Bir oruçluyu doyurana Allah-u Teâlâ, benim havuzumdan öyle bir şerbet içirir ki, cennete girin­ceye kadar bir daha susama/ O, bir aydır kî, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden beraattır.

O halde, onda dürt hasleti çoğaltın, bunların ikisiyle Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisine de mutlaka muhtaçsınız. Rabbinizi, kendisiyle razı edeceğiniz iki haslet: La ilahe illallah şahadeti ve İstiğfardır. Mutlaka onlarsız duramayacağınız diğer ikisi ise; Al­lah'tan cennet isteyip cehennemden ona sığınmanızdır.(90)

Hazreti.Enes (R.A.) den rivayet edilen bîr hadisi şerifte Resulul-lah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah-u Tebareke ve Teâlâ eğer göklere ve yerlere konuşma izni verseydi, elbette Ramazan orucu tutanları cennetle müjdelerdi." <91)

"Ayların seyyidi Ramazan ayıdır, günlerin seyyîdi Cuma günü dür." Eğer kullar Ramazan ayındaki üstünlükleri bilselerdi, bütün se-

89-Ali el-Muttaki, a.g.e. 8/476. No: 23712 90-Ali el-Muttaki, a.g.e. S/477, No: 23714 91-Ali el-Muttaki, a.g.e. 8/482, No: 23738-23739


nenin Ramazan olmasını isterlerdi. Taberani'nin Ubade b. Samit (r,a.) den rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (A,S.) bir Ramazan ayında söyle buyurdu. "Ramazan ayı size bir bereket ayı olarak gelmiştir. Allah Teâlâ bu ayda rahmetiyle sizi kuşatır, bu ayda rahmet indi­rir, hataları siler, duaları kabul eder. Allah Teâlâ bu ayda hayır hususundaki yarışlarınıza bakar ve meleklerine karşı sizinle ifti­har eder. Allah'a karşı hayır ortaya koyunuz. Çünkü bedbaht kişi, bu ayda Allah'ın rahmetinden mahrum olan kisidir."ra)

Rama/an-ı Şerif Ayı Hakkında Büyüklerin Sözleri

İbn-i Abbas (R.A.) şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), hayırda insanların en cömertiydi. En cömert olduğu zaman da, Ramazanda Cibril'in kendisine çokça kavuştuğu zamandır Cibril (Aleyhisselam), Ramazanın her gecesinde O'nunla buluşur, gündüz geceden sıyrılıp çıkıncaya kadar veya Ramazan ayı çıkıncaya kadar Peygamber (Sailaliahu Aleyhi ve Sellem) Kur'an'ı ona arzederdi. Cib­ril (Aleyhisselam), Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e kavuş­tuğu zamanda, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayır bakı­mından eserken maniaya (engele) uğramayan rüzgardan daha cömert olurdu. w>

Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha) buyurdu ki: "Ramazan-ı şerif gir­diğinde Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Seilem) her esiri salar ve her dilenciye verirdi. Ve Ramazan çıkıncaya kadar yatağa (ailelerine) yak-laşrnazdı. Ramazanı şerifte rengi değişir, namazı çoğaltır ve çok dua ederdi. <*)

imam Zühri (Rahimehullah) buyurdu ki: "Ramazanı şerifteki bir teşbih, Ramazanı şerifin dışındaki bin teşbihten daha üstündür."

Mualla İbn-i FazI (Rahimehullah) buyurdu ki; "Allah'ın dostları, Ramazanı şeriften önceki altı ayda Ramazanı şerife kavuşmak için dua ^^^^mazamşeriften sonraki altı ayda ise, Ramazanı şerifin ka-

92-Heysemi, Mecmeu'z-Zevaid, 3/140-14]

93-Buhari, Savm: 7, Bedu'1-Vahy: 5-6, Menakıb: 23. Bedu'l-Halk: 6, FezaUu'l-Kur'an: 7,

39. Müslim. Fezail: 48-50. Tirmizi, Cihad: 9, Darimi, Mukaddime: 10 94-Ali el-Muttaki. 7/81-82 No: 18060-18062

 

346


Dinî Meselelerimiz Sorular ve


Uları

 

 

 

bul olması için dua ederlerdi.

İbrahim Nehai (Rahmetullah) buyurdu ki: "Ramazanı şerifteki bir oruç bin oruçtan, bir teşbih diğer aylardaki bin teşbihten, bir rekat diğer aylardaki bin rekattan üstündür." I<I5)

Mevzuyu şu hadis-i şerif ile bitirelim:

"Ramazan ayı, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem ateşinden azad olma ayıdır. Bu ayda her kim kölesine kolaylık gösterirse Allah Teâlâ da onu mağfiret ve cehennem ateşinden azad eder." (%>

Her kim Ramazan gecelerinde, Allah'a inanarak ve ecrini Al­lah'tan bekleyerek ibadet için kalkarsa, daha önceki günahları af-folur/97) Yani her kim Ramazan gecelerini teravih namazı kılmak su­retiyle yahut bunun dışında zikir, istiğfar ve Kuran okumak gibi iba­detlerle ihya ederse, bunu da Allah Teâlâ'nın vaad ettiği mükafata ina­narak, ecrini. Allah'tan bekleyerek yaparsa, başkasından bir şey bekle­mezse ve bu ibadetleri halisane yapıp Allah'ı başkalarına bu ibadette ortak kılmazsa kul haklan dışındaki günahları mağfiret olunur. Kul haklan ise ancak Ödenerek veya hak sahibinin müsamahası ile affolu­nur.

Bu vesileyle Ramazanı şerif ayında vuku bulan önemli , bir kısım tarihî olayları arzedelim:

Ramazan ayında önemli tarihi olaylar vuku bulmuştur. Bu olaylar İslâm'ın olaylara hakim olduğunu, orucun şiarının kuvvet, cihat v amel olduğunu, zaaf, kaçmak, tembellik ve fütur olmadığım göster­mektedir. Müslüman, hayatın gerçeklerinin farkındadır, şartlara inti­bak eder. Dinî bir görev, Müslümam hayatla .e geçimle ilgili bir go revden alıkoymaz. Müslüman azimet ve himmetini dünya ile ilgıu zular, İştah açıcı yiyecekler engellemez. Hiç bir Müslüman, orucı

95-Suyuti,Dürt1i'l-Mensûr, 1/454

96-Taberani,                                                                                                         , p^

97-Buhari, iman: 25-27, Savın: 6. LeylelıTl-Kadir:!, Müslim, Müsafirin: 173-Davud, Ramazan: l.Tirmizi, Savnı: 83


İşlerini tatil ettiğini, toplumları geri bıraktığını söyleyemez. İslâm'ın yolu bilinmektedir. O da cihattır. Allah'ın dini zor değil ko­laydır. Allah Teâlâ seferde ve savaşta orucu açmayı mubah kılmıştır. Bu durumda oruçlu bulunanların ve cihatta kuvvet bulmak maksadıyla iftar edenlerin bütün mükafatlan alacaklarına hükmetmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (S.A.V.) Mekke'nin fethinde bu hükmü açıklamış ve kendisi ilk orucunu bozanlardan olmuştu. Söylediklerimizin delili: Ra-mazan'da vuku bulan şu büyük olaylardır ki, biz bu olayların en meş­hur olanlarını zikretmekle yetiniyoruz:

1-Büyük Bedir Savaşı:

Bedir günü, Allah'ın hak ile batılı birbirinden ayırdığı furkan gü­nüdür.

Bedir'de tevhid, düşünce, düzenli bir hayat ve sağlam bir ahlâkın sembolü olan İslâm galip gelmiş; geriliğin, alçaklığın, problemlerin ve insanın değerleri heder etmenin sembolü olan şirk ve putçuluk mağlup olmuştur.

Bedir savaşı, Hicretin ikinci yılının Ramazan ayının yirmi yedinci Cuma günü vuku bulmuştur. Allah Teâlâ Bedir savaşı ile İlgili olarak şöyle buyuruyor. "Zayıf olduğunuz halde Allah size Bedir'de yar­dım etmiştir. Allah'tan korkun ki, şükredesiniz." m) İbn-i Abbas'a göre Bedir savaşı Ramazan'ın on yedisinde cuma günü vuku bulmuş­tur. Bu ümmetin firavunu ve İslâm'ın en büyük düşmanı olan Ebu Ce­hil bu savaşta öldürülmüştür.

2-Mekke'nin Fethi:

Mekke'nin fethi, fetihlerin en büyüğüdür. Allah Teâlâ bununla il-gjlî olarak şöyle buyuruyor: "Biz sana açık bîr şekilde fetih ver-dik."(99> Mekke'nin fethi, Hicretin sekizinci yılı Ramazan ayının onun­cu günü vuku bulmuştur. Mekke'nin fethi ile pulculuk imha edilmiş ve   . Kabe'nin etrafındaki putların yıkılması tamamlanmıştır.

3-Tebük savaşı ile ilgili bazı olaylar da Hicrî 9. yılın Ramazan

98-Al-i Imran   Çllr»ei.   111

 

 

 

348


Sorular


349

 

 

 

ayında vuku bulmuştur.

4-İslâm'ın Yemen'de yayılması 10. yılı Ramazın ayında vuku bul muştur.

5-Nahle'de tapınılan Uzza adlı putun bulunduğu ev Halİd b. Velid tarafından yine Hicrî 8. yıl Ramazan ayında yıkılmıştır. Bu putu bu­lunduğu ev ile birlikte yıktıktan sonra Halid şöyle demiştir. "O Uzza putuna ebedi olarak bir daha ibadet edilmeyecektir."

6-Hİcrî 9. yıl Ramazan ayında Taif ten Sakifoğullarma ait bir elçi grubu Resulullah (a.s.) gelerek Müslüman olmak istediklerini bildir­mişlerdir. O sene Sakif oğullarının ibadet etmekle oldukları Lât putu yıkılmıştı!-.{100)

7-Hicrî 25 Ramazan 479 yılında cuma günü sabahı Zelleka (Bu­günkü Portekiz yakınında bir vadi) olayı vuku bulmuştur. Buna Arûbe ve İslâm günü olayı da denmektedir. Endülüs'te Yusuf b. Tasfin ku­mandasındaki Müslüman Murabıtlar ordusu, Alfoııs kumandasında 80.000 kişilik bîr küffar ordusuna karşı zafer elde etmiş tir.

8-Ayn-İ Câlut olayı: 3 Eylül 1260 yılına rastlayan 15 Ramazım 658 Hicrî yılı cuma günü sabahı Mısır sultanı Sultan Kutuz komuta­sında vuku bulmuştur. Sultan Kutuz "Va İslaman" diye haykırdıktan sonra hücum etti ve Moğollara karşı büyük bir zafer kazandı. Bu sa­vaştan sonra Mısu' ile şam'ın birleştirilmesi tamamlandı,

9-Endülüs'ün fethr.Hicrî 28 Ramazan 92 (19 Temmuz 711) sene­sinde, Endülüs, Tarık b. Ziyad kumandasında bir ordu ile fethedilmiş­tir. Tank b. Ziyad bu savaşta Kot komutanı Rozrik'i Mevkaatü'1-Ba-hayra'da kesin bir şekilde mağlup etmiştir. Tank b. Ziyad önce Cebel-Tarık boğazını almış ve gemilerini yakmış bu esnada meşhur sözünü söylemiştir: "Deniz arkanı/da, düşman Önünüzde." Bundan sonr; Kurtuba, Gırnata ve Endülüs'ün başkenti olan Tulaytula şehri fethedil di.

Bütün Müslüman kardeşlerimin mübarek Rama/an-ı Şet ayını tebrik eder, mağfıret-i İlahiyeye nailiyete vesile olmasını <-nab-ı Hakk'um temenni ve niyaz ederim.

100- tbn-t Kesir. cl-Bidaye ven-Nihaye. 4/316

 

ÜÇ AYLARDA ORUÇ

107. Soru: Önümüzdeki Ramazan ayı gelmeden üç aylarda niye! edip oruç tutmak isliyorum. Naşı! niyet edeyim. Öyle niyet edeyim ki ı-i silip süpürsün.

Cevab: Bismillâhirrahmanirralıim.

Bilindiği gibi "Receb, Şaban ve Ramazan" aylarına "üç aylar" denilmektedir. Bu aylarda Peygamberimiz (S.A.V.) diğer aylara naza­ran daha çok oruç tutmuşlar ve oruç tutmayı tavsiye buyurmuşlardır. non Bahsettiğinize göre, keffaret gerektirecek şekilde oruç bozmuş olabilirsiniz. Bu bakımdan keffaret orucuna niyetlenerek Receb ve Şa­ban aylarını oruçla geçirebilir ve keffaret borcunuzu ödemiş olursu­nuz. Ancak tutmadığınız oruç varsa, bun lan günü gününe kaza etme­niz gerekir. Bunun için üç ayları gözetlemek gerekmez.

İLK FARZ OLDUĞU SIRALARDA ORUÇ

108. Soru: Oruca, ilk farz olduğu sıralarda yatsı namazını kıldık­tan sonra başlandığı söyleniyor. Bu durum nasıl idi.

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahitn.

Oruç ilk farz olduğu sırada yatsı namazını kıldıktan ve uyuduktan sonra yemek, içmek ve kadınlara yaklaşmak caiz değildi. Bilahare Al­lah Teâlâ'dan bir rahmet eseri bu durum hafifletildi ve imsak vaktine kadar yemek, içmek ve kadınlara yaklaşmak izni verildi.

Bu husustaki sahih rivayetler şöyledir: Abdullah b. Abbas (R.A.) gyor ki: Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gi-11 size de farz kılındı. "02) Hz. Peygamber (S.A.V.) zamanında (oru-n dk farz kılındığı sıralarda), insanlar yatsı namazının kıldıkları za-^!£^"fyemek' i?"1611 ve kadınlara yaklaşmak haram kılın-

.m 102-Bakara Suresi: 183

 

t0!:Buhiıri- sav"n: 52. 53; Müslim, Siyam: 175. 179, Ebu Davud. Savm: 55-59. Tirmizi, ".Nesei.Savm^

RECEB AYINDA ORUÇ TUTMAK

 

  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

وقال النبي صلى الله عليه وسلم (اللهم رجب شهر الله  تعالى وشعبان شهري ورمضان شهر أمتي)فيما قال او كما قال

Receb, bilindiği gibi üç ayların ilkidir. Enes b. Malik (r.a)'den rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v): Receb, Allah Teâlâ'nın ayı; Şaban benim ayım; Ramazan da ümmetimin ayıdır, buyurmuşlardır.

Yine Peygamberimiz (s.a.v): "Receb Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır. Receb ayının diğer aylar üzerine üstünlüğü, Kur'an-ı Kerim'în eski dinlerin kitaplarına üstünlüğü gibidir. Şaban ayının diğer aylar üzerindeki üstünlüğü, benîm öteki Peygamberler üzerine üstünlüğüm gibidir. Ramazan ayının öteki aylar üzerindeki üstünlüğü, Allah Teâlâ'nın yarattığı şeyler üzerindeki üstünlüğü gibidir" buyurmuştur. Resûlullah (s.a.v), Receb'e Şehrullah dediği zaman, dinleyenlerden birisi;

"Ya Resûlellah! Receb ayına neden Şehru'llah dedin?" diye sordu. Resûlullah (s.a.v): "Receb, Hak Teâlâ'nın sevdiği aydır ve Receb, Allah-u Teâlâ'nın günahları bağışlayacağı aydır. Receb ayında kavga etmek, kan dökmek yoktun Hak Teâlâ bu ayda enbiyâsının tevbelerini kabul etmiş, evliyasını ise düşmanlarının ellerinden kurtarmıştır" buyurdu.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a), Receb ayında Peygamberimiz (s.a.v)in; "Bu artık orucu bırakmaz" deyinceye kadar çok oruç tuttuğunu, bazen de "bu artık oruç tutmaz" deyinceye kadar orucu terkettiğini, haber vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki Peygamberimiz (s.a.v), receb ayında diğer aylara nazaran daha çok oruç tutmuştur. Ayrıca, Mucibe el-Bahilİyye'nin babası veya amcasından rivayete göre, Peygamberimiz (s;a.v) mübarek üç parmağını yumup açarak işaret edip:

Haram aylardan (bu kadar yani üç gün) oruç tut ve terket, buyurmuşlardır. Görülüyor ki Peygamberimiz (s.a.v) haram aylarda oruç tutmayı teşvik etmişlerdir. Receb ayı da, o haram aylardan birisidir. Diğer haram aylar: Zülkade, Zülhicce ve Muharrem aylandır.

Gerçekten Recep ayı gerek Hz. Peygamber (s.a.v)'den önceki cahiliye devrinde gerek asr-ı saadette ve gerekse ondan sonraki asırlarda çok mukaddes tanınan bir aydır.

İslâm dini gelince Recep ayına olan hürmet ve tazim ilâhî takdir ve hikmet gereğince Regaib ve Mi'raç gibi tecelliler İle şereflendirilerek muhafaza edilmiş ve devam ettirilmiştir.

Seîd b. Ebî Raşid (r.a)'den rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v): Receb, büyük bir aydır. O ayda yapılan ibadet, taat ve iyiliklerin mükâfatını Allah Teâlâ kat kat yapar. Receb ayından kim bir gün oruç tutarsa, bir sene oruç tutmuş gibi sevab alır. Yedi gün oruç tutarsa, cehennemin yedi kapısı ona kapatılır. Sekiz gün oruç tutarsa, cennetin sekiz kapısı ona açılır. Ongun oruç tutana, Allah'tan her istediğini, Allah ona verir. Onbeş gün oruç tutana, semadan bir münadî, "geçmiş günahların bağışlandı, amelini yenile yani güzel amele devam et" diye seslenir. Receb ayında, kim oruç tutmayı artırırsa, Allah Teâlâ da sevab ve mükâfatlarını artırır.

Enes b. Malik (r.a)'den rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v): Cennette bir nehir vardır ki ona Receb denilir. (Suyu) sütten daha beyaz, (tadı) baldan daha tatlıdır. Kim Receb ayından birgün oruç tutarsa, Allah Teâlâ onu bu nehirden sular, buyurdu. "Bir kimse Receb ayını oruçlu olarak geçirirse Allah-u Teâlâ o kimseye şunları ikram eder: Geçmiş günahlarını bağışlar. Kalan ömründe günah işlemekten korur. Kıyamet günü susuzluğundan emin eder."

Bu esnada yaşlı zayıf bir zat, ayağa kalkarak;

"Ya Resûlellah! Ben Receb'in hepsini oruç tutmaktan acizim, ne yapayım? Bu İkramlardan bana nasib yok mu?" dedi. Resûlullah (s.a.v):

"Sen de Receb'in ilk, orta ve son gününü oruç tutarsan bütün ayı oruç tutmuş gibi sevaba kavuşursun. Çünkü, bir basene on katı ile muamele görür." buyurdu.   Selman-ı Farisî (r.a)den rivayet edilen bir hadis;-i şerifte Receb ayında; on rekât ayın başında, on rekât ayın ortasında ve on rekât da ayın sonunda olmak üzere toplam otuz rekât nafile namaz kılmanın faziletinden bahsedilmektedir.  

YUKARI