Kıyamet Alametlerine İnanmak

 

Avf b. Malik el-Eşcaî'den dedi ki: Tebuk Gazvesi'nde, Peygamber -sav-

huzuruna -o deriden bir çadır içerisinde iken- vardım. Şöyle buyurdu: "Kıyametten önce gerçekleşecek altı şeyi sayıyorum: Ölümüm, sonra Beytu'l-makdis'in fethedilmesi, sonra aranızda koyunlar arasında salgın ölümleri andıran çokça ölümlerin olması, sonra malın oldukça artması öyle ki bir kişiye yüz dinar dahi verilecek olsa yine razı olmaz. Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayacak olan bir fitne, sonra sizler ile Sarı oğullan arasındaki bir ateşkes antlaşması, onlar bu antlaşmayı bozacaklar, size herbirisi altında onıkı-bin asker olmak üzere seksen sancak altında saldıracaklar."1Buhâri 3176; Ebû Dâvûcf 4293: İbn Mace 4042, Bu hadisi BuharI, Ebu Davud, İbn Mace ve Taberani de rivayet etmiş bulunmaktadır.2Taberânî, et-Mu'cemu'l-Kebîr,XIII 40.     

            Huzeyfe b. Esid'den dedi ki: Biz Kıyamet hakkında konuşurken Peygamber -sav- yanımıza çıkageldi "Neden söz ediyorsunuz?" diye sordu. Kıyametten söz ediyoruz, dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "On tane alamet görülmedikçe Kıyamet asla kopmayacaktır: Duman, Deccal, Dabbe, güneşin batı'sından doğması, Meryem oğlu isa'nın inmesi, Ye'cuc ile Me'cuc(un çıkması), birisi doğu'da birisi batı'da ve birisi Arap yarımadasında olmak üzere üç kara parçasının yerin dibine geçmesi. Bunların sonuncusu ise Yemen'den çıkıp insanları mahşerlerine doğru önüne katıp sürükleyecek olan bir ateştir." Bunu da Müslim rivayet etmiştir.1Müslim 2901

Lafız Buharî'nin olmak üzere, Buharî ile Müslim'de, İbn Ömer -ra-dan şöyle dediği kaydedilmektedir: Peygamber –sav -in huzurunda Deccal'in sözü geçti. Şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Allah size gizli kalmaz (onu tanırsınız.) Muhakkak Allah'ın bir gözü kör değildir -deyip eliyle gözüne işaret etti.- Şüphesiz Mesih Deccal'in ise sağ gözü kördür, onun gözü adeta kurumuş bir üzüm tanesini andırır."2Buhârî3439

Enes b. Malik –ra-dan dedi ki: Rasûlullah -sav- buyurdu ki: "Kavmini bir gözü kör deccal ile uyarıp korkutmamış hiçbir peygamber yoktur. Şunu bilin ki onun bir gözü kördür ve elbetteki Rabbıniz kör değildir. Deccai'in gözlerinin arasında "kâfir" yazılıdır."3Buharı 7131, 7408: Müslim 2933

Buharî ve başkalarının rivayetine göre Ebu Hureyre -ra- dedi ki: Rasûlullah -sav- buyurdu ki: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki fazla zaman geçmeyecek, aranızda Meryem oğlu (Isa) adil bir hakem olarak inecek. Haç'ı kıracak, domuzu öldürecek, cizye'yi kaldıracak. Mal o kadar çoğalacak ki hiç kimse onu kabul etmeyecek, öyle ki bir tek secde dahi dünyadan ve dünyadaki herşeyden hayırlı olacak." Daha sonra Ebu Hureyre der ki: Dilerseniz Yüce Allah'ın: "Kitab ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyh/erinde bir şahid olacaktır." (en-Nisa. 4/159) buyruğunu okuyunuz.4Buharı 2222

Deccal ile Meryem oğlu isa –as- sema'dan inip onu öldüreceğine dair hadisler ile Ye'cuc ile Me'cuc'ün Deccal'i (İsa'nın) öldürmesinden sonra onun döneminde çıkacağını ve Yüce Allah'ın onların hepsini, onlara beddua etmesinin bereketiyle tek bir gecede helak edeceğini belirten hadisler bu kısa kitaba sığmayacak kadar çoktur.

            Dâbbe'nin çıkışı, güneşin batı'dan doğuşu ile ilgili olarak da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "O söz aleyhlerine gerçekleşince, Biz onlara yerden bir Dâbbe çıkartırız. Onlara: 'insanlar âyetlerimize inanmıyor/ardı' diye söyler." (en-

Neml. 27/82)

"Onlar kendilerine meleklerin gelmesinden yahut Habbinin gelmesinden

yahut Rabbinin âyetlerinden birisinin gelmesinden başkasını mı bekliyorlar? Rabbinin âyetlerinden biri geldiği gün daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye imanı fayda vermez. De ki: 'Bekleyin, biz

de beklemekteyiz.'" (ei-En'âm, 6/158)

Buharî bu âyetin tefsiri ile ilgili olarak Ebu Hureyre'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah -sav- buyurdu ki: "Güneş batı'sın-dan doğmadıkça kıyamet kopmaz. İnsanlar onu göreceklerinde yeryüzünde bulunanların hepsi iman edecektir. Jşte daha önceden iman etmiş olması hali müstesna hiçbir nefse iman etmenin fayda vermeyeceği zaman o zamandır."1 Buhârî 4635.

Müslim'in rivayetine göre de Abdullah b. Amr şöyle demiştir: Rasûlullah -sav-den ezberlemiş olduğum bir hadis var ki onu henüz unutmadım. Rasûlullah -sav- şöyle buyururken dinledim: "ilk çıkacak olan alamet güneşin batısından doğmasıdır. (Sonra) kuşluk vaktinde Dâb-be'nin insanların üzerine çıkmasıdır. Bunların hangisi diğerinden önce olursa, ötekinin de hemen arkasından çıkması pek yakın dernektir."2Müslim 2941

Alışılmadık alametlerin ilkini kastetmektedir. Deccal ve İsa –as- sema'dan inmesi her ne kadar bunlardan önce olacaksa da aynı şekilde Ye'cuc ile Me'cuc'ün çıkışı da böyle ise de; bütün bunlar bir çeşit alışılmışlık özelliğine sahiptir, çünkü bunlar beşer'dirler. Bunların benzerlerini görmek alışılmış bir şeydir. Fakat alışılmadık bir şekilde Dâbbe'nin çıkması, sonra bunun insanlarla konuşması sonra da onları mü'min ve kâfir diye damgalaması olağanüstü bir iştir, işte bu da yeryüzündeki bu tür alametlerin ilkidir. Nitekim güneşin batısından alışılmış adetine muhalif olarak doğması da semada görülecek alâmetlerin ilki olacaktır.

ilim adamları kıyametin alametleri ile ilgili hadislere dair özel ve meşhur eserler tasnif etmişlerdir. Bu kısa şerh bunların hepsini burada kaydetmeye elverişli değildir.

            "Hiçbir kâhin'i, hiçbir arrâf'ı; Kitab'a, sünnete ve ümmetin ic-mâ'ına muhalif herhangi bir iddiada bulunanı da tasdik etmeyiz."

KABUL OLUNMUŞ HACCIN KARŞILIĞI ANCAK CENNETTİR

Hac, bilinen aylardadır. Her kim o aylarda hacca başlayıp kendisine farz ederse; artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir. Kendinize azık edinin. Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun!

Rabbinizin lutfunu istemenizde size bir günah yoktur. Arafat'tan indiğiniz zaman Meş'ar-i Haram yanında (Müzdelife'de) Allah'ı zikredin. O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapmışlardandınız.

Sonra insanların akıp geldiği yerden siz de akıp gelin. Allah'tan bağışlan-manızı isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.

Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır.

İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür.[1]

Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevap kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir.[2] Bu âyet de kendisinden önceki kısım gibi kaza umresi yılı denilen, hicretin yedinci yılında nazil olmuştur.

HACC: Sözlükte kastetmek demektir. Fakat mutlak kasıt değil, büyük ve önemli bir şeyi kastetmektir. Dînen: Tahsis edilen bir zamanda, tahsis edilen bir yeri özel bir şekilde ziyarettir ki hac niyetiyle, tahsis edilen yer ve zamanda ihrama girip, Arafat'ta vakfe, sonra Kabe'yi ziyaret tavafından ibaret olan mahsus (özel) fiillerdir. İhram, vakfe, tavaf, bu üç fiil, gerek farz ve gerek nafile haccın farzlarıdır. İhram şart, vakfe ve tavaf da rükündür. Tahsis edilen yer ve zaman da şartın şartı olan şartlar kısmındandır. Buna göre haccın şartları, rükünleri ve bunlardan başka vacipleri, sünnetleri, müstehabları, yasakları vardır. Şöyle ki:

A) Rükünleri: Vakfe ve tavaftır.

B) Şartları: Sahih olmasının şartı ve vücûbunun şartı olmak üzere iki çeşittir:

1- Sahih olmasının şartı: Müslüman olmak, niyet ile ihram, tahsis edilen yer ve zamandır. Hac aylarından önce hiç biri sahih olmaz.

2- Vacib olmasının şartı: Bu da ikidir:

a- Vacib olmasının kendi şartıdır ki İslâm, hürriyet, akıl, buluğ, hacca gitme gücü, vakit, İslâm yurdunda bulunmak veya düşman yurdunda ise haccın farz oluşunu bilmiş olmaktır.

b- Edasının vacib oluşunun şartıdır ki, vücut sağlığı, hissî engeller bulun-maması, yol güvenliği, kadın hakkında iddet bekleme durumu olmaması, kocası veya bir mahreminin, yanında beraber bulunmasıdır.

C) Vâcibleri:

1- İhramı mîkattan veya bir sakıncası yoksa daha önceden giymek,

2- Arafat'ta vakfeyi, güneşin batışına kadar uzatmak,

3- Müzdelife'de de vakfe yapmak,

4- Safa ile Merve arasında yedi şavt sa'y etmek,

5- Sa'yi, ona hazırlık olan bir tavaftan sonra yapmak.

6- Tahsis edilmiş olan yerde taş atmak,

7- Halk veya taksîr, yani başını kazıtmak veya saçlarını kısaltmak,

8- Mekke'ye dışardan gelenler için "tavaf-ı sader" denilen veda tavafı yapmak,

9- Tavafa Hacer'ül-Esved'den başlamak,

10- Tavafı sağdan yapmak,

11- Özrü yoksa tavafta yürümek,

12- Tavafta, cünüplükten ve abdestsizlikten temizlenmiş olarak bulunmak,

13- Avret yerlerini örtmek,

14- Tavafın yedi şavtından son üçünü yapmak (ilk dördü farzdır).

15- Sa'ye Safâ'dan başlamak,

16- Kıran ve temettü' haccı yapanlar için kurban kesmek,

17- Her yedi tavaftan sonra iki rekat namaz kılmak.

18- Şeytan taşlama ile tıraş olma arasındaki tertibe riayet etmek.

19- Kurban kesme günlerinde kurban kesmek.

20- Tıraşı yerinde ve zamanında olmak.

21- Ziyaret tavafını, kurban bayramının ilk üç gününde yapmak.

Bu vâciblerden biri terk edilirse kurban kesmek gerekir.

D) Sünnetleri:

1- Kudüm tavafı yapmak, yani Mekke'ye girince Kabe'yi tavaf etmek.

2- Kudüm tavafında veya farz tavafta "remel" yapmak, yani tavafın üç şavtında -devrinde- harp meydanında savaşa çıkmış pehlivan gibi omuzlarını titreterek yürümek.

3- Safa ile Merve arasındaki iki yeşil direk arasında koşmak.

4- Tahsis edilen günlerde geceleyin Mina'da yatmak.

5-  Mina'dan Arafat'a güneş doğduktan sonra, Müzdelife'den Mina'ya da güneş doğmadan önce hareket etmek.

Bunlardan başka daha birtakım hususlar ki müstehabları ve edepleri ile beraber tafsilatı fıkıh kitaplarındadır.

E) Haccın Yasakları: Bu da iki çeşittir:

1- Şahsın kendinde yapmaktan men edildiği şeylerdir ki cinsi münasebet,

saç ve kıl kesmek, tırnak kesmek, koku sürünmek, başını ve yüzünü örtmek, dikişli bir şey giymektir.

2- Başkasına yapmaktan men edildiği şeylerdir ki birisini tıraş etmek; gerek Harem ve gerekse Hıll bölgesinde av yapmaktır.

İhramdan çıkıncaya kadar bunların hiç biri yapılamaz, yapılırsa ceza lazım gelir. Gerçi Haremin ağacını kesmek dahi yasak ise de bu yasaklık, hacca ve ihrama mahsus değildir. Şafiî mezhebinde Safa ile Merve arasında sa'y ve bir görüşe göre tıraş veya saçları kısaltmak da haccın farzlarından ve hatta rükünlerindendir.

Haccın şer'î sebebi Beytullah'tır. Çünkü hac, ona muzaf olur da "Beytin haccı" denir. Beyt ise bir olup tekrar edilmediğinden hac, müslümana ömründe bir kere fevren, yani ilk imkan senesinde farz olur. Sonraya bırakma yoluyla farz olup acele edilmesinin daha faziletli olduğu da rivayet edilmiştir. Bu âyetlerin nazil olduğu kaza umresi yılında Peygamber efendimiz, Zilkadede umre suretiyle Kabe'yi ziyaret etmiş ve bir yıl önce müşriklerin engellemeleriyle tamamlayamadığı umreyi bu şekilde kaza ettikten sonra antlaşmaya göre üç günden fazla Mekke'de kalamayacaklarından hacdan önce geri dönmüştü.

Ertesi yıl, hicretin sekizinci yılında Hudeybiye antlaşmasının müşrik-ler tarafından bozulmasından dolayı, Ramazan-ı Şerifte hareket edilmiş ve Ramazanın son on gününde Mekke fethedilmiş; Şevval içinde Huneyn savaşı, Taif kuşatması yapılmış, Resulullah, yine bir umre yaparak hac vaktinden önce Medine'ye dönmüştür. O sene Mekke'de vali bırakılan Attab b. Üseyd, Arab geleneğine göre insanlara hac yaptırmıştı. Daha ertesi hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir es-Sıddîk (r.a.) Hz. Peygamber tarafından hac emiri tayin buyurulmuş, ilk olarak bu yıl İslâmi hac yerine getirilmişti. Bundan sonra Beyt-i Şerifin (Kabe'nin) çıplak olarak tavaf edilmemesi ve müşriklere hac yaptırılmaması ilan olunmuş ve nihayet hicretin onuncu yılında bizzat Resulullah, ilk ve son olarak haccı eda etmiş ve hac ibadetini tamamen öğretmişti. Bu seneye "Haccetü'1-vedâ" denilmiş ve ertesi yıl Peygamberimiz vefat etmiştir. Bundan dolayı Resulullah'ın yaptığı bu son haccın, farzı eda için olduğunda şüphe yok ise de öncekilerin farz olduğu sabit değildir. Bu, "Hac ve umreyi Allah için tamam yapın."[3] emri, haccın aslının farz olduğunu kesin olarak ifade etmeyip, başlanmış olan herhangi bir hac ve umrenin tamamlanmasının vacib olduğunu ifade ettiğine göre hac, daha sonra: "Yoluna gücü yeten her kimsenin, o beyti haccetmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır."[4] delili ile farz kılınmış ve Peygamber tarafından da ilk imkân senesinde ertelenmeden yerine getirilmiştir.

Bu şuna benzer; çok kıymetli bir insan arkadaşını evine davet etse, davet edilen şahıs dese ki, ben senin davetini kabul etmiyorum senin davetine gelip kendimi yoramam demesi ne kadar abes olur. Halbuki davet eden Allah’ımızdır. Müminler de ben Kabe’ye gidip oralarda para harcayamam Hacca gitmeye ne gerek, onun yerine hayır yap başka şey yap demesi; Halbuki Allah’ımız onu evine davet ediyor. Bir şairin dediği gibi

Her kime Kabe nasib olsa Hüda davet eder,

Her kişi sevdiğini hanesine davet eder

Bununla beraber haccın daha önce bu âyetlerle kaza umresi senesinde farz kılınmış olması düşünülmekte ve bu takdirde Peygamber tarafından gecikmeli olarak eda edilmiş olması da muhtemel bulunduğundan haccın farz oluşunun fevri (tehirsiz) olup olmaması imamlar arasında ihtilaflıdır. İmam-ı Azam'dan iki rivayet vardır. Birini İmam Ebu Yusuf, diğerini İmam Muhammed tercih etmiştir. Daha sahih olanı, Ebu Yusuf rivayeti olan fevridir. İmam Mâlik'ten tercih edilen rivayet ise İmam Muhammed gibi sonraya bırakmadır.

Haccın hikmetine gelince, bunun, dini ve dünyevi birçok faydayı kapsadığı her türlü şüpheden uzaktır. Bu cümleden olarak kıble işinde açıklanan,  "Nerede bulunursanız bulunun, Allah hepinizi bir araya getirecektir."[5] ifadesinin yüce kapsamındaki sosyal birliği fiilen tecelli ettirecek olan en büyük ve en geniş bir kulluk nişanesidir ki bunun şümulünün genişliğini, yer küresi üzerindeki hiçbir yerde bulmak mümkün değildir. Zira Kâbe-i muazzama kadar kutsallığı eski olan hiçbir tevhid mabedi yoktur. Kabe'nin, İbrahim milletiyle ilgisi, bütün semavî dinlerce kabul edilmiş; hatta Hz. Adem'e kadar ulaştığı da rivayet edile gelmiştir.

Mekke'nin hürmeti, (saygınlığı) ta yeryüzünün yaratılmasıyla mevcut-tur. Adem (A.S) Rabbimizden Beyti mamuru istedi. Her gün 70 bin melek girip ziyaret eder bir daha onlara sıra gelmezdi. Kabenin aslı olan Beyti Mamuru Allah’u Teala dünyaya indirdiğinde kırmızı yakuttan idi. Nuru doğu ve batıyı aydınlatırdı. Cinler ve şeytanlar Onun nurundan kaçtılar, nurun geldiği yeri merak edip yüksek yerden dönüp baktılar ki; Kabe’den geliyor. Yaklaşmak istediler, fakat Melekler etrafını kuşatıp yaklaştır-madılar. Onların yaklaşması yasak olduğundan Haram (Haremi Şerif) denildi.[6]

Kabe'yi haccetmek, insanlığı bütün esas kökeninden birleştirmeye yönelik ve buna yardımcı olduğu halde; ondan sonra ortaya konan mabedler ve yerler nispeten özel oluşlarından dolayı böyle herkesi birleştirmeye uygun değildir. Hatta bizzat Peygamber'in kabrinin toprağı Kabe'den efdal olduğu halde, Kabe için mevcut olan haccın sebepleri ve özellikleri bunda bile tasavvur olunamaz. Şu halde Allah nezdinde hacca en layık olan birlik kıblesinin, herhalde "eski ev" yani Kabe olduğunda hiç şüphe yoktur. Bundan başka Kabe arayanlar, tevhide değil; şirk ve ayrılığa çalışmış olurlar.

Sonra hac, bir taraftan namaz gibi bedenî, diğer taraftan zekat gibi malî yönleri içeren toplayıcı bir ibadettir. Aynı zamanda cihad mânâsını da taşımaktadır. Nitekim bir hadis-i şerifte vârid olduğuna göre: "Hac, bir cihaddır, umre tatavvu (nafile)dur."Yine bu münasebetledir ki burada hac meseleleri, cihad emirleriyle beraber nazil olmuştur.

UMRE: Sözlükte ziyaret manasınadır. Dinî bakımdan ihram, tavaf, sa'y, sonra da tıraş olmak veya saçları kısaltmaktan ibaret olan özel bir ziyarettir. Umre, küçük bir hac demektir ki ihram şartı, tavaf ve sa'y rükünleri, tıraş olmak veya saçları kısaltmak vacibidir. Demek ki bunun hacdan mahiyet itibariyle farkı; vakfe rüknünün bulunmaması, sa'yin rükün olmasıdır. Hüküm itibariyle farkı da hac farzdır; umre ise farz değil, nafile bir ibadettir. Bununla beraber göreceğimiz üzere bunun da farz olduğunu söyleyenler vardır. Şimdi bir senenin hac aylarında, hac ile umrenin birlikte yapılması veya yapılmamasına göre haccın üç çeşidi vardır: bunlar da ifrad haccı, temettü1 haccı ve kıran haccıdır.

a) İfrad haccı: Mekke'ye dışardan gelenlerin, mikattan yalnız hac niyetiyle ihrama girip, kudüm tavafını yaptıktan sonra hacla ilgili fiiller bitinceye kadar Mekke'de ihramlı olarak kalmalarıdır. Bunda umre bulunmayıp bir tek hac yapılmış olduğundan buna müfrid haccı veya ifrad haccı denir. Mekke'ye dışardan gelenlerin, ihramsız geçmeleri caiz olmayan mikat yerleri beştir: Zülhuleyfe, Zati ırk, Cuhfe, Karn, Yelemlem'dir.

1 İbn Mace, Menâsik, 44.

b)- Temettü' haccı: Mikattan umre niyetiyle ihrama girip, umre için tavafı ve sa'yi yaparak tıraş olup ihramdan çıkmak; sonra Mekke'de bir Mekke'li gibi kalıp, nihayet terviye gününde hac için haremden ihrama girerek haccı tamamlamak ve kurban kesmektir. Uzun süre ihramda kalmamak için umreden bu şekilde istifade edildiğinden dolayı buna temettü' haccı adı verilmiştir.

c)- Kıran haccı: Mikattan hem umre ve hem de hac, ikisine birden niyet ile ihrama girip, Mekke'ye varınca önce umre için tavaf ve sa'y, sonra hac için kudüm tavafı ve sa'y etmek, daha sonra ihramdan çıkmaksızın sonuna kadar hac fiillerini yapmak ve kurban kesmektir. Cahiliye devrinde umre ile haccın, hac aylarında birlikte yapılması caiz değildi. Bu âyet, bunların meşru olduğunu açıklamak için nazil olmuş ve şükranesi olmak üzere kurbanı da vacib kılmıştır.

Şöyle ki:Yukarıdaki emirleri yerine getirin. Allah için hac ve umreyi de tamamlayın. Yani isterse nafile olsun, hac ve umreden birine veya ikisine başladınız mı tamamlayın, eksik bırakmayın. Yahut da tamam olarak icra edin. Ne başından, ne de sonundan hiçbir eksik bulunmasın.

Geçen Hudeybiye senesi umreye başlanmış, fakat müşriklerin harbe kalkışmaları üzerine tamamlanamamıştı. Onun için bu sene hem onun tamamlanmasıyla kazası emredilmiş, hem de bu münasebetle inkişafa hazır bulunan haccın meşru kısımlarına da işaret buyurulmuştur. "Amellerinizi iptal etmeyin!"[7] yasağında da açıklanacağı üzere genel olarak nafileler bile başlamakla farz olur ve eksik bırakılırsa kazası lazım gelir. Bundan anlaşılır ki bu tamamlama emrinde henüz haccın veya umrenin doğrudan vacib olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Hac, bundan sonra "Beyt (Kâbe)i haccetmek, insanlar üzerinde Allah 'ın bir hakkıdır.[8] nassı ile farz kılınmış ise de, umrenin doğrudan vacib olduğuna dair bir nas yoktur. Fakat birçok âlimler ve tefsirciler umrenin de vücûbunu, yani farz olduğunu söylemişlerdir.

Hz. Âişe, İbnü Abbas, İbnü Ömer, Hasen-ı Basrî, İbnü Şîrîn, umre vacibdir demişlerdir. İmam Şafiî de bunu tercih etmiş ve tamamlamanın vacib oluşunun, aslın vacib oluşunu gerektireceği görüşüne sahip olmuştur. Bunun tersine Abdullah b. Mes'ud, İbrahim Nahaî ve Şa'bi'den umrenin "nafile" olduğu rivayet edilmiştir. Mücâhid de: "Allah için hac ve umreyi ta-mamlayın." ilâhî sözünde "Biz hac ve umre ile emrolunmadık." demiştir. Aynı zamanda tamamlamanın mânâsında da seleften çeşitli rivayetler vaki olmuştur.

Görülüyor ki, bunların aslı ilk plânda iki mânâya yöneliyor: Birinde "Başladığınızı tamamlayın." demek, diğerinde de gerek başından ve gerekse sonundan tam yapın demek oluyor. Bir de tam yapmanın şeklinde ihtilaf edilmiş bulunuyor. Birinci mânâda doğrudan vücub ihtimali yoktur. Fakat ikinci de vacib olması da olmaması da muhtemeldir. Halbuki farziyet yani kesin vücub, ihtimal ile sabit olamayacağından, bu âyetten hac ve umrenin farz olduğunu anlamak mümkün olamaz. Bunun için Hanefi mezhebinde umre ayrıca farz olan bir ibadet değildir. Hac da dahil, hayır ve nafile kabilinden bir ibadettir. Her nafile gibi başlamakla vacib olup tamamlanma-sı lazım gelir. Gerçekte umreye "hacc-ı asgar" (küçük hac) denir. Böyle olduğu halde büyük hacda dahil olmayan müstakil bir hac farz olsaydı iki hac farz olması gerekirdi. Halbuki Akra b. Habis: "Hac her sene midir, yoksa bir kere midir, ey Allah'ın Resulü?" sorusuna cevaben Resulullah'ın: "Bir keredir, fazlası nafiledir."[9] buyurduğu sabittir. Yine Câbir hadisinde: "Umre kıyamet gününe kadar hacda dahildir." ve "hac, cihad, umre nafiledir."[10] diye rivayet edilmiştir. Bundan dolayı umrenin doğrudan vücubuna kesin delil bulunmamakla beraber, vacib olmadığına dair sahih haber de vardır.

Fakat gerek hac ve gerekse umreye nafile olarak da başlanmış olsa, bütün nafilelerde olduğu gibi başlamak ve gerekli kılmakla vacib olacaklarından tamamlanmalarının farz olduğunda da şüphe yoktur. Bu bakımdan: ilgili İhramdan sonra ihsar meydana gelir, zorlayıcı bir engele tutulup, hacdan veya umreden kalırsanız , kurban cinsinden kolayınıza gelen bir şey lazımdır.

HEDY: Deve, sığır, davar cinsinden Beytullah'a hediye edilen kurbanlıkların ismidir ki en azı bir koyun veya keçidir. "Büyük baş hayvan"ın yedide biri de yeterli olur..

      İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhüma) buyurdu ki: Bir kere ben, Mina mescidinde Resulullah (S.A.S) ile beraber otururken, biri Ensardan diğeri sekîf kabilesinden iki kişi gelerek, ona selâm verdiler. Sonra: "Ya Resulallah! Sana (bazı şeyler) sormaya geldik." dediler. Bunun üzerine Resulullah (S.A.V): "isterseniz sizin sormak istediğiniz şeyleri (siz sormadan) söyleyeyim, isterseniz ben susayım (siz sorunda söyleyeyim)." buyurdu. O iki zat: "Ya Resulallah! Sen bize söyle." dediler. Daha sonra Se-kafî Ensarî'ye: "Sen sor." deyince, Ensarî de: "Sen söyle ya Resulallah!" dedi.

O zaman Resulullah (S.A.V) : "Sen bana, Beyti Haramı kastederek evinden çıkışının, tavaftan sonraki iki rekâtının, Safa ile Merve arasındaki Sa'yinin, Arefe günü İkindisindeki vakfenin, şeytanları taşlamanın, başını traş etmenin, daha sonra (farz) tavafı yapmanın ve Arafat'tan inmenin sevaplarını sormaya geldin." buyurunca, O Sahabi: "Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, elbette ben sana bunlardan sormaya gelmiştim." dedi.

Resulullah (S.A.V) (bunların sevabını beyan etmek üzere) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Beyti Haramı kastederek evden çıktığında, deven, adımını her koyup kaldırdığında, Allah-u Tealâ ona karşılık mutlaka sana bir sevap yazar ve bir günahını siler. Tavaftan sonraki iki rekâtın ise, İsmail oğullarından bir köle azat etmek gibidir. Ondan sonra, Safa ile Merve arasında sa'y etmen ise yetmiş köle azat etmen gibidir.

Arefe günü ikindide vakfe yapmana gelince, şüphesiz Allah-u Tebareke ve Tealâ birinci kat semaya inerek sizinle meleklere iftihar eder ve: "Kullarım uzun yollardan, cennetimi umarak, pejmürde kıyafetlerle bana geldiler, sizin günahlarınız kum taneleri veya yağmur damlaları veya denizin köpüğü kadar olsa da elbette onları mağfiret ederim veya affederim. Ey benim kullarım! Siz de, şefaat ettikleriniz de affolunmuş olduğunuz halde (buradan) inin." buyurur.

Senin, şeytanları taşlamana gelince, attığın her taşa karşılık helak edici günahlardan büyük bir günah (affedilir). Kurban kesmen ise, (kestiğin kurban) Rabbinin yanında senin için saklanmıştır. Başını traş etmene gelince, traş ettiğin her kıla karşılık senin için bir sevap vardır, ayrıca bir günahın da silinir. Ondan sonra Beytullah'ı tavaf ettiğinde ise, hiç günahsız olarak tavaf etmiş olursun. Bir melek gelip ellerini senin iki omuz arana koyarak: "Gelecekte yeni amellere başla. Çünkü geçmiş bütün günahların affedilmiştir." der.[11]

Bir hac vazifesini, vacipleri, sünnetleri, edepleri dairesinde yapacak bir kişi, şu şekilde hareket eder:

1- Helal, tertemiz bir mal tedarik eder, ödenmesi lâzım borçları var ise öder, kazaya kalmış ibadetleri var ise mümkün mertebe kaza eder, tövbe ve istiğfar eder, kendisini kötü sözlerden korur, güzel hasletli olmaya çalışır, mütevazi bir şekilde hareket eder, yola çıkacağı zaman evinde iki rekat namaz kılar.

Bismillahi tevekkeltü alellahi la havle vela kuvvete illa billah.

"ALLAH'u Teâlâ'nın adı ile (Hac yolcuğuna çıkıyorum) ALLAH'u Teâlâ'ya tevekkül ettim. Bütün güç ve kuvvet sadece ALLAH'u Teâlâ'nın yardımı iledir." diyerek Hakk’a sığınır, aile efradıyla, dostlarıyla veda ederek yola çıkar.

2- Mikat, denilen yerlerden birine varınca yıkanır veya abdest alır, giderilmesi lâzım gelen fazla tüyleri bedeninden giderir, tırnaklarını ke-ser, elbisesini çıkarır, beyaz, temiz bir peştamal ile dikişsiz bir örtüye, mesela bir-iki havluya sarılır, güzel kokulu şeyler sürünür, başını açık, ayaklarını çorapsız bulundurur, üstü açık topukları kısa ayakkabı giyinir, iki rekat ihram için namaz kılar, ihrama niyet edip

ALLAH'ümme inni üridü'l-hacce feyessirhu li ve tekabbelhu minni.

"Yarabbi! Ben hac etmek istiyorum, onu bana kolay kıl ve onu benden kabul et" diye dua eder, sonra da:

Lebbeyk. ALLAH'ümme Lebbeyk... diye telbiyede bulunur.

3- Böyle ihrama girdikten sonra hanımı yanında ise cinsel ilişkide bulunmaz, hanımını öpüp okşamaz, dikişli elbise giyinmez, güzel kokulu şeyler sürünmez, saçlarını, tüylerini, tırnaklarını kesmez, güvercin, geyik gibi av hayvanlarını avlamaz, yeşil ağaçları, otları kesip koparmaz, kötü ve şehevi sözlerde bulunmaz, arkadaşları ile ve başkaları ile çekişmez, fakat yıkanabilir, para kesesini beline bağlayabilir.

4- Her namaz kıldıkça ve yolcu kafilelerine rast geldikçe, yokuşlara çıkıp, inişlere indikçe: "= Lebbeyk ALLAH'ümme Lebbeyk" diye yüksekçe bir sesle telbiyede bulunur. Mekke-i Mükerreme'ye varacağı zaman yıkanır, veya abdest alır, Mekke-i mükerreme'ye girince hemen Mescid-i Haram'a koşar, Beytullah'ı görünce: "- Lebbeyk…" diye telbiyede "اَللهُ اَكْبَرُ - ALLAH'ü ekber" diye tekbirde "- Lâ ilahe illALLAH" diye tehlilde bulunur, salât ü selam okuyarak:

"ALLAH'ümme zid beyteke teşrifen ve ta'zimen ve tekrimen ve birran ve mehabeten"

"Ey ALLAH'ım! Beyt-i izzetine mahsus şerefi, ta'zimi, saygıyı, ihsan ve heybetini arttır." diye duâ eder.

Hacer-i Esved tarafına yönelerek tekbir alır, Hacer-i Esved'i selamlar, mümkün ise kimseye eziyet vermeksizin öper veya elini sürer. Sonra da Kâbe-i muazzama'yı sola alarak hatimin arkasından tavaf-ı kudûme başlayıp Beytullah'ın etrafını yedi defa dolaşır, bu tavafın ilk üç şavtında "Remel" yapar, yani adımlarını kısaltır, omuzlarını silkele-yerek çalımlıca bir sürat gösterir ve her dolaşmasında Hacer-i Esved'e gelince onu selamlar, bu tavafı müteakip de İbrahim aleyhisselam'ın makamında, kalabalık ise Harem-i şerif'in diğer yerinde iki rekat namaz kılar, sonra Hacer-i Esved'i yine selamlar, (istilam eder).

5- Bundan sonra sa'y için Safâ ile Merve caddesine çıkar, bu cad-dede evvela Safâ tepesine Beyt-i Muazzam görülünceye kadar çıkıp Beytullah'a yönelerek tekbir ve tehlilde, salât’ü selamda bulunur. Sonra buradan Merve tarafına gider, bu sahadaki iki yeşil direk arasında sürat gösterir, bu şekilde dört defa Safâ'dan Merve’ye, üç defa da Merve'den Safâ'ya gider gelir, Merve tepesinden de Kâbe-i muazzama'ya karşı tekbir ve tehlilde, salâtü selâmda bulunur ve böyle her geliş-gidişte telbiye yapar, sürat ile yürüdüğü zaman;

"ALLAH'ümmağfir verham vetecavez amma ta'lem. Feinneke ente'l-aliyyü'l-azim."

"Ya Rabbi! Bağışla, merhamet et, bildiğin kusurlarımıza bakma, çünkü sen şüphesiz en yüce, en büyüksün." diye dua eder.

Bu geliş-gidişin peşpeşe bir halde olması daha faziletlidir, ara ile yapılması da caizdir.

6- Yalnız hacca niyet etmiş olan bu zat, böyle sa'y ettikten sonra da Mekke-i mükerreme’de yine ihramlı olarak kalır, dilediği zaman Beytullah'ı nafile tavaf eder, Zilhicce'nin sekizinci - Terviye - günün de sabah namazını Mekke-i mükerreme'de kılar sonra "Mina" mevkiine çıkar, orada Arefe günü'nün sabah namazını kılıncaya kadar durur, sonra Arafat'a gider, o gün güneş batınca da Müzdelife'ye yönelip ge-ceyi Müzdelife'de geçirir, akşam namazını yolda kılmayıp yatsı namazı ile beraber imama uyarak Müzdelife'de kılar. Kurban bayramı gününün fecr(şafak)ı doğunca da hemen sabah namazını kılar, sonra Müzde-life'de "Meş'ar-i haram" denilen mevkiye gider, orada biraz durur, bütün bu yerlere gider gelirken vakit vakit telbiyede bulunur.

7- Meş'ar-i haram'da iken fecir (şafak) tamamen aydınlanınca daha güneş doğmadan Mina tarafına vakar ve sükünet ile yönelir, Mina'da Cemretü'l-akabe denilen taş kümesine yedi tane küçük taş atar, bu taşları sağ elinin baş ve şehadet parmakları ucu ile tutarak atar ve herbirini attıkça tekbir alır, bu atış bitince orada durmaz. Sonra dilerse kurban keser, daha sonra tıraş olur veya saçlarının uçlarından parmak uçları kadar bir şey kırkar, bunları yapınca hanımı ile cinsel ilişkiden başka ihramın bütün yasakları kendisine mübah olmuş olur.

8- Bundan sonra aynı günde, yani bayramın birinci gününde veya ikinci veya üçüncü gününde Mekke-i mükerreme'ye döner, tavaf-ı zi-yareti yapar, tavaf-ı kudûmde remel yapmamış ise bunu tavaf-ı ziyaretin ilk üç şavtın da yapar, bu tavafı bitirince iki rekat namaz kılar. Artık bu tavaftan sonra, kendisi için hanımı ile cinsel ilişki de mübah olmuş olur.

Tavaf-ı ziyaret için Mina'dan Mekke-i mükerreme'ye Bayramın birinci gününde inmek daha faziletlidir.

9- Tavaf-ı ziyaretten sonra tekrar Mina'ya gider, Cemreleri taşlamak için üç gün Mina'da oturur. Bayramın ikinci günü zeval(öğle) vaktinden sonra Mina'da "Mescid-i Hayf" yakınındaki Cemre-i ûlâ'dan başlayarak cemrelerin üçünü de taşlar. Şöyle ki, yaya yürüyerek evvela Cemre-i ûlâya, sonra Cemre-i vustaya yedişer taş atar ve her birinde tekbir alır, ve bu iki cemreden her birinin yakınında ayrıca durup kendisine, anasına, babasına, din kardeşine dua eder, sonra binitli olarak Cemre-i Akabe civarına gider, buna da yedi taş atar, fakat burada dua için durmaz.

Bayramın üçüncü gününde de zeval(öğle)den sonra bu tertip üzere cemreleri taşlar. Şayet Mina'da iken bayramın dördüncü günü de girecek olsa, o gün dahi böylece taş atar. Bu güne mahsus olmak üzere taşları zeval(öğle)den evvel de atılabilir.

(Bu halde atılan taşların sayısı yetmişe ulaşmış olur. Bu taşlar, Müzdelife'de iken veya Mina'ya gelirken toplanır, ihtiyaten yıkanır, cemrelerde biriken taşlardan alıp atmak mekruhtur.)

10- Bundan sonra tekrar Mekke-i mükerreme'ye döner, yolda "Muhassab" denilen düzlükte biraz durup dinlenir. Daha sonra Mekke-i mükerreme'ye giderek Harem-i şerif'e varır, veda tavafını yaparak iki rekat namaz kılar. Bundan sonra zemzem kuyusunun yanına gider, elinden gelirse suyunu kendisi çeker, Beytullah'a karşı durup kana kana içer, bununla yüzünü, başını yıkar ve kolayına gelirse, bedenine de döker, içtikçe:

"ALLAH'ümme inni es'elüke ilmen nâfian ve rizkan vâsian ve şifâen min külli dâin."

"Ey ALLAH'ım! Ben senden faydalı bilgi, geniş rızık, ve her has-talıktan şifa dilerim!" diye dua eder.

11- Zemzem suyunu içtikten sonra Kâbe-i muazzama’nın en yüksek eşiğini öper ve mümkün olursa, içerisine girip iki rekat namaz kılar, duvarına yüzünü sürüp ALLAH Teâlâ'ya hamd eder, istiğfarda bulunur, kemali edep ile tekbir ve tehlil ederek, daha sonra Mültezem'e gelir, yüzünü ve göğsünü koyar, Kâbe-i muazzama'nın örtüsüne yapışarak duada bulunur. Artık Mekke-i mükerreme'de kalmayacak ise yüzünü Beytullah yönünden ayırmayıp ayrılışından dolayı bir hüzün ile ağlaya ağlaya veya ağlar gibi bir vaziyet alarak arka arka çekilir, Harem-i şerif’ten çıkar, dilediği gün memleketine döner.

Bu hac vazifelerini yerine getirme hususunda kadınlar da erkekler gibidirler. Şu kadar var ki kadınlar, ihramda normal, âdetleri üzere gi-yinmiş ve başları ile ayakları örtülü bulunmuş olur. Bununla beraber yüzlerine dokunmamak üzere bir peçe de kullanabilirler. Telbiyelerde seslerini yükseltmezler, tavafta ve Safâ ile Merve arasında sürat gös-termezler, ihramdan çıkmak için de saçlarının uçlarından biraz kesmekle yetinirler. Hacer-i Esved'i selamlamak için erkeklerin aralarına sıkışmazlar.

Adet görmeye başlayan bir kadın, haccın bütün vazifelerini yapabilir. Yalnız bu halde tavaf-ı ziyareti yapamaz, tehir eder. Bu tehirinden dolayı kendisine kurban veya başka bir ceza da lâzım gelmez.

Tavaf-ı ziyaretten sonra adet görmeye başlayan bir kadından veda tavafı vazifesi düşer.

Mekkei Mükerremede bir hacının dikkat etmesi gerekli hususlar; beş vakit namazı mümkün mertebe Beytullahta kılması takati yettiği kadar tavaf yapması özellikle Elli tavaf çünkü elli tavafı yapan günahından arınmış olur. Kabede oturup Kuran okumak ve hatim yapmak, yolda, otelde, Kabede bütün her yerde kendine, ailesine ve bütün müslümanlara hayır dua temek gerekir.

Medinede kırk vakit namazı peşpeşe kılan cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır ve münafıklıktan uzak olur.[12]

         Efendimiz (S.A.V)’i ziyarete giderken yasini şerif ve fetih suresini okuyup ziyaret yapması, Cennetül Bakiyi ziyaret etmek. Kuba mescidine gidip kuşluk namazını kılması, özellikle cumartesi günü Kuba’ya gidip kuşluk (duha) namazını kılarsa umre sevabı almış olur.[13] Kabul olunmuş haccın karşılığı ancak cennettir. [14]

 Rabbim helal kazançlarla mebrur haclar nasib eylesin. Amin.    

 

 

 

İsmail  Hünerlice

İrşad



[1] Bakara Suresi: 197-202

[2] Bakara Suresi: 196

[3] (Bakara, 2/196)

[4] (Âl-i İmrân, 3/97)

[5] (Bakara, 2/148)

[6] . Ruhul beyan 5/104

[7] (Muhammed, 26/33)

[8] "(Âl-i İmrân, 3/97)

[9] Ebu Davud, Menâsik, 1; Nesâî, Menâsik, 1

[10] İbn Mace, Menâsik, 44

[11] (Bezzar, Taberanî, İbn-i Hibban, Heysemî, Mecmeuz Zevaid:3/277, Suyûtî, Dürrül Mensur:l/551, 552

 

[12] . A.b.Hanbel; 3/155

[13] İbni Mace; İkame:197; 1/453

[14] Tirmizi;Hac.2; No:810; 2/218 2.,Nesai;Hac:6; No:2630; 5/115  3.İbni Mace; Menasik:3; No.2887; 2/964 4.A.b.Hanbel;No:167; 1/25-387  5.İbni Hibban;Hac:1; No:3693; 9/6  6. Tabarani Kebir;No:10406; 10/186  7.İbni Huzeyme;Zekat:464; No:2512; 4/130  8.EbuYala; No:5214; 4/427  9.Hilye; 4/110

 

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HZ. MARİFETNAME

— Ey Nefsim! Şüphesiz Cenab-ı Hakkın ezelde takdir buyurduğu şeyler zamanı gelince olur. Ey Allah'ın kazasına razı olmayan nefis! Bu isyanından ne kazanıyorsun? Sen Allah'ı kendine Rab kabul ettim diyorsun. O halde niçin onun kazasına razı olmuyorsun? Yoksa kazanın rububiyet şanından olduğunu bilmiyor musun? İyi bil ki, Allah'ın bütün kazasına razı olmadığın müddetçe onun rızasını ve muhabbetini

Cenab-ı Hak sana bir müddet dünyalık yermediği zaman ise nefsine şöyle seslenirsin:

— Ey nefsim! Cenab-ı Hak senin hâlini senden daha iyi bilir. O sana herkesten daha çok acır. O âleme nzık veren Rezzâkatı âlemdir.

Eğer bu anlatılanları iyice beller ve aklında tutarsan, tevekkül, tefviz, sabır ve rızâ gibi dört aslın tamamında kuvvetli olursun. Kalbdeki her türlü engel .silinir, ibadetten zevk alır marifet ve muhabbetullaha erersin. Allah katında yüce derecelere ulaşan kullardan sayılırsın. Dünya hayatında hem bedenin hem de ruhun rahat olur, ahirette de saadete ererek hem dünyada ve hem de ahirette selâmete erersin. -

TEFVtZNAME

Hak serleri bayreyler Zannetme ki gayşeyler Arif anı seyreyler.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler Sen Hakka tevekkül kıl Tefviz et ve rahat bul Sabr eyle ve razı ol.         •

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler Kalbin ona berki eyle Tedbirini terk eyle Takdirini derk eyle.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Hallâk-ı Rahim oldur Rezzâk-ı Kerim oldur , Fe'âl-İ hakim oldur.

«04

MevJ& görelim neyler

Neylerse güzel eyler. BU kad-ı hacâtı (Allah) Kıl âna münacâtı Terk eyle murâdâti (dilekler)

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Bir işi murâd etme Olduysa inâd etme Hak'dandır o reddetme *

Mevlâ .görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Hakkın olacak işler Boştur gâm-u teşvişler (telâş) Ol hikmetini işler.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Hep işleri fâiktir Birbirine lâyıktır Neylerse muvafıktır.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Dilden gamı dür (uzak) eyle Rabbinle huzur eyle Tefviz-i umur eyle (işleri Allaha havale et)

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Sen adli zulüm sanma Teslim ol oda yanma Sabret, sakın usanma.

Mevlâ görelim neyler v Neylerse güzel eyler. Deme şu niçin şöyle Bak sonuna sabr eyle Yerincedir ol Öyle.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler.

Hiç kimseye hor bakma

incitme gönül yıkma Sen nefsine yan çıkma

485

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HZ.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Mü'min işi renk olmaz Akıl huyu cenk olmaz Arif dili tenk (dar) olmaz

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Hoş sabr-ı cemilindir Takdir-i kefilindir  Allah ki vekilimdir

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler Her dilde onun adı Her canda onun yâdı Her kuladır imdadı

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Nâçâr kalacak yerde Nâgâh eder ol perde Derman eder ol derde.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Her kuluna her anda Geh (bazan) kahr-û geh ihsanda Her anda o bir şanda.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Geh mu'ti û geh mâni Geh darr ü gehi nâfl Geh hâfidu gef râfi.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Geh âbdin eder arif Geheymenü geh h&if (korkutucu) Her kalbi odur sârif (bilen)

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Geh kalbini boş eyler Geh hulkunu (huyunu) hoş eyler Geh aşka duş eyler (bağlar)

490

MARİFETNAME

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Geh sâde ye geh rengin Geh tabun eder rengin (Taş eder kalbini) Geh hürrem (sevinçli) geh gamgin (kederli)

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler Az ye, az uyu, az iç Ten mezbelesinden geç Dil gülşenine gel göç

Mevlâ görelim neyler  

Neylerse güzel eyler. Bu nass (insanlar) ile yorulma Nefsinle dahi kalma Kalbinden irap olma.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Geçmişlerle geri kalma Müstakbele kem dalma Hal ile dahi olma.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler., Her dem anı zikreyle Zirek (Kurnazlık) ligi koy şöyle Hayrân-ı Hak ol şöyle.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Gel hayrete dal bir yol Kendin unut anı bul Koy gafleti hazır ol.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Her sözde nasihat var Her nesnede ziynet var Her işte ganimet var.

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler. Hep rumz (işaret) u işarettir Hep gamz ve beşâdet (müjde) tir. Hep ayn-ı inayettir.

407

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HZ.

Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.

Her söyliyeni dinle

Ol söyleteni anla

Hoş eyle kabul canla. Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.

BU elsine-i halkı (halk dilleri).

Ekl&m-ı H»K ey jffalflcf

Öğren edebu hulku. Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.

Yallah güzel etmiş

Billah güzel etmiş

Tallah güzel etmiş.

Allah görelim netmiş Ne etmişse güzel etmiş.

BÖLÜM: 4

KULUN EN YÜKSEK DİLEĞİ OLAN ALLAH'I MARİFETİ

MARİFET SAHİHLERİNİN ÜSTÜN DERECE VE

MAKAMLARA ULAŞMALARI.

ARİFLERİN HUZUR VE ÜNS DEVLETİNE ERMELERİ

SEVGİ VE AŞK DENİZİNE DALMALARI

VELİLERİN AVAMDAN EVLA OLMALARI, GKFtKYHRf

KURTULUP HUZURA VE HAKKIN ÜNSÜNE ERMELERİ

AŞK ŞARABINI İÇMELERİ, HAYVANİ SIFATLARDAN

ARINIP İLAHİ AHLAKLA BEZENMELERİ.

VELİLERİN KERAMETLERİ İLE ALLAH'A YAKLAŞMANIN

YOLLARI.

BEŞ KONUDAN İBARETTİR.

KONU: l

KENDİNİ BİLMENİN ALLAH'I TANIMAYA ANAHTAR OLMASI, ARİFİN KALBİNE GELEN MAEİFETULLAH'IN, KUL iÇiN EN BÜYÜK DİLEK OLMASI. ARİFİN MASİVAYI BULMASI, KENDİNDEN GEÇMESİ, KORKU VE ÜZÜNTÜDEN EMİN OLMASI, CENAB-I HAKKIN SELBİ SIFATLARDAN UZAK OLMASI VE SÜBÜTİ SIFATLARLA MUTTASIF OLMASI.

DOKUZ KISIMDAN İBARETTİR

KISIM: l ALLAH'I TANIMAYI BİLDİREN AYET, KUDS-İ HADİS VE

HADİS-İ ŞERİFLER

Ey Azizi Bil ki Cenab-ı Hak Kur'an'ı Kerim'in birçok feyetlc rinde kullarının kendisini bilip tanımalarını teşvik buyurmuştu

YUKARI