Bütün Nafile Namazlar

بسم الله الرحمن الرحيم

Zât'ınin özünü idrak konusunda akılların çaresiz kaldığı, sıfatlarını bilme konusunda ariflerin hayrete düştüğü Allah'a hamd olsun.

            O Yüce Allah, bu alemi yoktan var etmiş, essiz sanatını yaratıklarında sergilemiştir. Varlıklar arasından insan türünü yaratmış, kainatın bütün özelliklerini ona yerleştirmiş tır. O, insanoğlunu kendisine halife kılmakla şereflendirmiş, diğer yaratıklar üzerine onu üstün tutmuştur. Hilafet makamını, kurtuluşunun, ihtiyaçlarını karşılamasının ve derecelerini yükseltmesinin yegane yolu yapmış; kurbiyet zirvesine ve en yüce gayelere yükselişinin biricik basamağı kılmıştır.

            Salavat incileri, selam cevherleri ve tahiyyat mercanları yaratılmışların en şereflisi, varlıklarının en üstünü, zuhuratının en mükemmel görüntüsü olan efendimiz Muhammed Mustafa S.A.V üzerine olsun, O. her iki dünyanın yaratılış maksadı, ilahı feyiz ve bereketlerin yayılış sebebidir.

            Yine salat, selam ve tahiyyat, peygamberimizle beraber olma nimetine erişen ve onun gölgesinde üstün meziyetlere sahip olan ailesinin ve arkadaşlarının da üzerine olsun. Peygamberimizin dinini ihya, sünnetini takip ve bütün hallerinde onun şahsiyetine benzemeye çalışmak için var gücünü harcayan ümmetin bütün velilerinin de üzerine salat, selam ve tahiyyat olsun. Nitekim mezkur gayretleri neticesinde Allah onlara nimet sofralarını açmış, değerli minnetlerini lütfetmiş, içlerini ve dışlarını peygamberimizin üstün ahlakı ile süslemiştir. Kalplerini nur haleleriyle aydınlatmış, sırlarını hikmet kaynaklarını ve sır cevherleriyle doldurmuş, basiret gözlerine inayet ve istibsar sürmesi çekmiş, onlara marifet güllerini koklatmış, kalplerin gıdasını bahşetmiş ve kendilerini gizli ilimlere mut­tali kılmıştır. Besmele, hamdele, salat ve selamdan sonra nafile namazlarla alakalı risalemizin mahiyetine başlayalım.

            (Resulüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı mağfiret etsin (bağışlasın). Ve Allah son derece bağışlayıcı, ziyade acıyıcıdır. Ali İmran  Suresi: 31

            Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) size ne verdiyse (neyle emrettiyse) onu alın, ve sizi neden yasakladıysa ondan sakının ve Allah’u Teala’dan korkun, çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir.(Haşr suresi 7)

            Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a (ihtiyacı olanlara Allah-u Tealâ'nın rızası için faizsiz) güzel bir borç verirseniz, andolsun ki, sizin günahlarınızı örterim, ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere girdiririm. (Maîde suresi: 12)

            Ebû Hureyre (R.a) den rivayet göre Rasülullah (S.A.V) şöyle buyurdu: "Allah şöyle buyurdu: Her kim beni tanıyan ve ihlâs ile bana ibâdet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilan ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sev­gili olan birşeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibâdetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet ben onu severim. Ben kulumu se­vince de artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum (ve bu organlarıyle meydana gelmesini arzu et­tiği bütün dileklerini veririm). Diliyle de her ne isterse muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak ku­lumu sığındırır, korurum. Ben yapmasını dilediğim hiçbirşey hakkın­da, mü 'minin ölümü karşısındaki tereddüdüm gibi tereddüt etmedim, Fakat bunda kulum ölümden hoşlanmıyordu, ben de kuluma acı ge­len şeyi sevmiyordum"[1]

            İbn-i Ömer r.a den rivayete göre Peygamberimiz S.A.V şöyle buyuruyor.

            "Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız. Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz"[2] buyurmuştur. Allah rızâsı için namaz kılmanın caiz olduğunu göstermek maksadıyla irâd etmiştir. Bununla beraber "Evlerinizi kabirler gibi namazdan, Kur'ân tilâvetinden hâli bırakıp da görüntüde kendilerinden mükellefiyet kalkmış ve amelleri kesilmiş ölülere benzemeyiniz" demektir. Evlerde kılınması emrolunan namaz ise fakihlerin çoğuna göre nafileler­dir. Evdeki nafilenin mesciddeki nafileden efdal olması, evi ibâdetle ma'mûr etmek kasdıyle beraber, gizli olması dolayısıyla insanı riyadan koruduğu için­dir.

            Enes b. Malik r.a den rivayete göre Efendimiz S.A.V şöyle buyuruyor: Kim bildiğiyle amel ederse Allah ona bilmediklerini de öğretir.[3] Bu vesileyle yazdığımız ibadetler risalesi hep uygulanırsa Allah bize bilmediğimiz daha nice hikmetleri ince ilimleri kalbimize doldurur. Unutmayalım ki; Allah peygamberlere vahiy, dostlarına ilham’ı nasib eder. İlham haktır. Fakat sahibi için geçerli olur herkes için delil sayılmaz. Rabbim hepimizi rızasına nail eylesin.

           

Bir Kıssa

            Şeytan aleyhil la’ne bir gün birine insan şekline girip arkadaş oldu. Adam sabah kalktığında besmele hamdele yok, Sabah namazını kılmaz öylece güne başlar. Öğle vakti olur yine namazını kılmaz ikindi vakti gelir adamın yine namazla alakası yok. Şeytan merak eder akşam olunca ne olacak? Akşam olur, namazını kılmaz Yatsı okunup adam namaz kılmadan yatmaya hazırlandığında Şeytan dayanamayıp kendini tanıtır ve derki; ben bir defa Rabbime secde etmedim kovuldum ve lanetlik oldum. Sen ise aynı günde bu kadar Allah’ın emrini çiğnedin senin şerrin benden çoktur. Ben senin şerrinden Allah’a sığınırım. Deyip onu terk eder. Bu konuya işeret eden ayeti kerime vardır

            Tıpkı şeytanın misali gibi ki hani insana Küfret dedi de küfredince Ben dedi senden beriyim(uzağım), çünkü ben âlemlerin Rabbı olan Allah’tan korkarım[4]

           

            Farzların dışında kalan namazlar üç kısma ayrılır:

            1.Sünnetler 2.Müstehablar 3.Tatavvu'Iar

            Sünnetler ile, Hz. Peygamber'in devamlı olarak kıldığı rivayet edilen (namazlardan sonra kılınan sünnetler, duha, vitir, teheccüd ve benzeri sünnetler) namazları kastediyoruz; çünkü sünnet 'işlenilmiş yol’ demektir.

            Müstehablar'dan maksat; faziletleri hakkında hadîs vârid olan, fakat Hz. Peygamber tarafından devamlı olarak kılınmayan namazlardır. Haftanın belirli gün ve gecelerinde, evden çıkarken ve eve girerken kılınan namazlar böyledir.

            Tatavvulardan maksadımız da; hususiyeti hakkında herhangi bir rivayetin vârid olmadığı ve sözünü ettiğimiz namazların dışında kalıp da kulun, Allah'ın münacaatına talip olduğu bir anda, bu münacaata fazileti hakkında şeriatın emri vârid olan namazla koyulsun diye kıldığı namazlardır. Kul bu namazı âdeta teberru etmektedir; çünkü her ne kadar namaz kılmaya teşvik varsa da hususî olarak bu namazın kılınması teşvik edilmemiştir. Tatavvu' ise, teberrudan ibarettir. Bütün bu kısımlara 'nafile namazlar' denir; çünkü nafile, fazla olan namazlardır. Bu bakımdan bu maksatların tarifleri için ıstılah olarak Tatavvu, Müstehab, Sünnet ve Nafile tâbirlerini kullandık. Bu ıstılahı değiştirmekte herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü gayeler anlaşıldıktan sonra terimlerde tartışmaya gerek yoktur. Bu kısımların her birinin fazilet dereceleri değişiktir. Haklarında vârid olan haberler ve faziletlerini bildiren eserlere göre değer kazanırlar. Hz. Peygamber'in uzun zaman devam ettiği ve haklarında daha sahih ve meşhur hadîslerin vârid olduğu namazların dereceleri daha üstündür. İşte bu sırra binaendir ki 'Cemaatle kılınan sünnetler, ferdi olarak kılınanlardan daha efdâldir' denilmiştir. Cemaatle kılınan sünnetlerin en faziletlisi bayram namazı, sonra ay ve güneş tutulması nedeniyle kılınan namazlarla yağmur namazıdır. Ferdî olarak kılınan sünnetlerin en faziletlisi ise, vitir sünneti (Hanefîlere göre vacibdir) ile sabah namazından evvel kılınan iki rek'at sünnettir. Bunlardan sonra, diğer farzlarla birlikte kılınan râtıb -vakitli olarak kılınan- sünnetler, derecelerine göre sıralanırlar.

            Nafile namazlar, ilgili oldukları hususlara nisbetle iki kısma ayrılırlar:

            a- Yağmur, ay ve güneş tutulması nedeniyle kılınan namazlar gibi, sebeplerle ilgili nafileler

            b- Vakitlerle ilgili nafileler

            Vakitlerle ilgili nafileler de gün ve gecenin tekrarıyla tekrarlanan, haftanın tekrarıyla tekrarlanan ve senenin tekrarıyla tekrarlanan olmak üzere üç kısımdır. Dolayısıyla bu kısımlar dörde ulaşmış olmaktadır.

  Sünnetler yerlerinden kaldırılıp onların yerine kaza kılmak gereklidir diyenlere cevap

  Bunlara başlarken günümüzde nafile kılmaktansa kaza kılmak daha iyidir, diye bir hatalı görüşe cevap verip nafileleri tek tek yazalım. Önce kişi namazı vaktinde kılmamakla bir suç işlemiş, sünnetleri terk etmekle ikinci bir suça teşebbüs etmesi uygun olmaz.

  Kaza namazlarını bir an önce kılmak, nafile namaz kılmaktan daha önemlidir, daha iyidir. Fakat farz namazların müekkede olsun olmasın sünnetleri bundan müstesnadır. Yani bu sünnetleri terkederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi iyi değildir. Bilâkis bu sünnetlere niyet edilmesi daha iyidir. Hattâ kuşluk, tesbih namazları gibi haklarında hadis-i şerif bulunan nafile namazlar da böyledir. Bunlara da böyle nafile olarak niyet etmek daha iyidir. Çünkü bu sünnetler, farz namazlarını tamamlar, bunların telâfisi mümkün değildir, kaza namazlarının ise belirli vakitleri olmadığı için telâfileri mümkündür.

  Bununla beraber namazları kazaya bırakmak bir günahtır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek münasip olamaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak ilâhî affa sığınması icab ederken, hakkında Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in şefaatini kazanmasına vesile olacak bir kısım mübarek sünnetleri, nafileleri terketmesi nasıl uygun olabilir? Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını tamamlayan, kemale erdiren sünnetlerden ayırmak, iki kat kusur olmaz mı? Bunun aksine olan bazı nakiller muteber değildir, kendisi ile fetva verilen görüşe muhaliftir.

            Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa, bunlar insaflı bir iddiada bulunmuş sayılamazlar. Boş yere en kıymetli vakitlerini zayi eden insanlar, bilmem böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler? [5]

            Hz. Ali b. Ebi Talib r.a; Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, namazına gevsek davranırsa Allah-ü Teâlâ; o kimseye, on beş çeşit ceza verir. Şöyleki :

  • Altı tanesi ölümden evveldir.
  • Üç tanesi ölüm anındadır.
  • Üç tanesi kabirdedir.
  • Üç tanesi kabirden çıkarken başına gelir.

Ölümden evvel, başına gelecek altı şey şunlardır :

1-      Adı salih zatların arasından silinir.

2-      Ondan hayatının uğuru ve bereketi kalkar.

3-      Rızkında bereket olmaz.

4-      Namazını tamamlayıncaya kadar, yaptığı hayır İğlerden hiç biri kabul edilmez.

5-      Duası, makbul olmaz.

6-      Salih zatların okudukları duada bir nasibi olmaz.

Ölüm anında başına gelecek üç şey şunlardır:

1-      Susuz ölür. Yedi denizi boğazından aşağı akıtsalar, yine suya kanmaz.

2-      Aniden gelen gafil ölümü ile ölür.

3-      Kendisini bir ağırlık basar. Dünyanın demiri, odunu, taşları onun omuzlarına yüklenmiş gibi olur.

      Kabirde onun başına şunlar gelir;

1-      Kabri onu sıkar.

2-      Kabri karanlık olur.

3-      Kabrinde sorgu suale cevap vermesi ayıplı olur.

      Kabirden çıkarken, başına şunlar gelir:

1-      Allah-ü Teala’nın huzuruna çıktığında kendisini gazaplı bulur.

2-      Çok çetin hesaba çekilir.

3-      Allah-ü Teâlâ'nın huzurundan ayrılınca, doğruca cehenneme gi­der. Ancak, Allah-ü Teâlâ onu affederse kurtulur.

Cehennem köprüsü üzerinde sekiz durak yeri vardır. Kul, bu yerlerde durdurulur ve çeşitli sorgulara tabi tutulur.

Birinci durak. Bu durakta, kula imandan sorulur. Şayet imanını kurtaran mümin ise, orada tutulmaktan kurtulur, imanını kurtaramaz ise, cehenneme aşağı yuvarlanır.

İkinci durak. Birinci duraktan kurtulan, ikinci durağa gelir ki, burada abdestten ve namazdan sorguya çekilir. Bunlarda kusurlu görülürse cehenneme düşer. Şayet abdesti, rükûu ve secdeleri ile namazı tamam bulunursa kurtulur.

Üçüncü durak. Bu durakta zekâttan sorulur. Şayet dünyada iken, zekâtını tam vermiş ise, buradan kurtulur. Şayet vermemiş ise, cehenneme düşer..

Dördüncü durak. Bu durakta oruçtan sorguya çekilir. Şayet orucunu tamam tutmuş ise, buradan da kurtulur.

Beşinci durak. Bu durakta da, hacdan ve ömründen sorguya çekilir. Bunları da dünya hayatında iken yerine getirmiş ise, kurtulur.

Altıncı durak. Bu durakta da, kendisine verilen emanetlerden sorguya çekilir. Şayet emanete hıyanet etmemiş ise, kurtulur.

Yedinci durak. Burada, gıybetten, söz gezdirmekten, bühtan ve iftira atmaktan sorguya çekilir. Şayet gıybet edip anlatılanları yapmamış ise, kurtulur.

Sekizinci durak. Bu durakta da haram yemekten sorulur. Şayet haram yememiş ise, kurtulur. Eğer haram yemiş ise, cehenneme düşer.

İbadetle geçirilmesi müs­tahab olan geceler. Sırası ile on dört gece olduğunu şöyle anlatılmıştır :

1.       Muharrem ayının ilk gecesi..

2.       Aşura gecesi.

3.       Receb ayının ilk gecesi.

4.       Receb ayının ortası.

5.       Receb ayının yirmi yedinci gecesi.

6.       Şaban ayının orta gecesi.

7.       Arefe gecesi.

7-8. İki bayram geceleri.

9-14. Ramazan ayından beş gece. Bunlar, ramazan ayının son on günündeki tek gecelerdir. (Yani: 21, 23, 25, 27, 29. geceler.)

Şu yedi günde dahi, virdler okumayı, onlarda ibadete devamlı ol­mayı müstahap saymışlardır.

O günler sırası ile şöyledir :

1.       Arefe günü.

2.       Aşura günü.

3.       Şabanın on beşinci günü.

4.       Cuma günü.

5.       İki bayram günü. (Yani: Ramazan ve kurban bayramı günü.)

6.       Zilhicce ayının onuncu günü.

7.       Teşrik günleri.. (Yani: Kurban bayramındaki tekbir alma gün­leri.)

Bilhassa, ramazan ayı ve cuma günleri üzerinde çok durulmuştur.

Bu manada, Enes r.a.ten gelen bir rivayette, Resulullah S.A.V Efendi­mizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır:

Cuma günü, iyi bir şekilde geçerse, haftanın diğer günleri iyi ge­çer.

Ramazan ayı iyi geçtiği takdirde; senenin kalan günlerinin tümü iyi geçer.

Not: Bütün nafile ALLAH rızası için kılınan namazlara niyette (ALLAH’ım senin rızan için) demek yeterlidir. Misal: Ya Rabbi senin rızan için namaz kılmaya. Diyerek tekbir getirilir. Fakat nafilenin ismini söyleyip niyet etmek daha iyidir.

Nafile namazları arabada kılma şekli.

Farz namazları, sabah namazının sünneti ve vitir namazı hariç bunların dışında nafileleri arabada seyir halinde baş imasıyla kılmak caizdir. Mesela kuşluk vakti yolculuk yapıyoruz; arabada abdestimiz varsa oturduğumuz yerde tekbir alır rukuda başımızı biraz eğer, secde de ise biraz daha fazla eğip namazımızı bu şekilde kılarız. Arabanın gittiği yöne doğru namaz kılınabilir. Kıbleye dönülürse iyi olur. Mümkün değilse şart değildir. Bir diğer misal öğle namazını kılacaz. Acelemiz var o zaman öğlenin ilk sünnetini arabada kılar indiğimiz yerde farzı kılar arabaya binip son sünneti de arabada kılıp namazımızı bu şekilde tamamlar ve tesbihatımızı arabada çekeriz. Dinimizin güzelliklerinden böylece istifade ederiz.

Gün ve Gecelerin Tekrarlanmasıyla Tekrarlanan Nafileler

Bunlar sekiz tanedir. Bunların beşi, beş vakit namazla birlikte kılınan revatıb sünnetlerdir. Diğer üçü ise, kuşluk namazı, akşam ile yatsı arasında kılınan namaz ve geceleyin eda edilen teheccüd namazıdır.

1. Sabah namazının sünneti

Bu namaz, İki rek'attan ibarettir; nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sabahın farzından evvel kılınan iki rek'at sünnet, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.[6]

2. Öğle namazının sünnetleri

Altı rek'attır. İkisi sünnet-i müekkede olarak namazdan sonra, dördü de yine sünnet olarak namazdan önce kılınır. Fakat önce kılınan dört rek'atın derecesi sonra kılınan iki rek'atin derecesine yetişemez,

Bera b. Azib r.a Efendimiz S.A.V şöyle buyurdu. Öğleden evvel dört rekat kılan onları geceleyin teheccütte kılmış gibidir, yatsıdan sonra dört rekat kılan da onları kadir gecesi kılmış gibidir.[7]

Peygamber (Salallahu Aleyhi ve Sellem) in ailesi Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) buyurdu ki, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Kim, öğlen (in farzın) dan önce dört rekât, ondan (farzından) sonra da dört rekâta devam ederse, (onun cesedi) ateşe haram kılınır."buyurdu. [8]

Ebu Eyyub (Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Arada selâm vermeden, Öğleden önce kılınan dört rekât (sünnet) e gök kapıları açık bulundurulur."[9]

Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, zeval(öğle)den sonra dört rekat namazı; Kur'an'ını güzel okuyarak, rükûunu ve secdelerini güzel ederek kılarsa, kendisi ile birlikte yetmiş bin melek namaz kılar.

Bu melekler, geceye kadar o kimsenin günahlarının bağışlanmasını Yüce Allah'tan dilerler.

 Resulüllah S.A.V efendimiz, zeval (öğle) vaktinden sonra, dört rekât namaz kılmayı hiç bırakmazdı. Bu namazlarda, kıraati uzun okur, namazı uzatırdı. Şöyle buyurdu; Bu saatte sema kapıları açılır. Onun için bu saatte amelimin yükselmesini isterim. Aradan biri şöyle sordu: Ya Resulullah, bu dört rekat namaz arasında İki rekâtta bir selâm verilir mi?. Diye sorduğu zaman, Resulüllah S.A.V efendimiz söyle buyurdu: Bu dört rekât namaz içinde iki rekâtta bir selâm verilmez.

Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: İkindi namazından evvel dört rekât namaz kılana Allah rahmetine nail eylesin.

3, İkindi namazının sünneti

İkindi namazından evvel dört rek'at olarak kalınır. Ebu Hüreyre (r.a} Hz, Peygamber (S.A.V) şöyle buyurur. İkindi namazından evvel dört rek'at namaz kılan kula Allah rahmet etsin.[10]

Bu bakımdan Hz. Peygamber'in bu duasına mazhar olmak ümidiyle ikindiden evvel dört rek'at namaz kılmak kuvvetli bir şekilde müstehabdır; çünkü Hz. Peygamber'in duası şeksiz-şüphesiz kabul olunur. Hz. Peygamber ikindiden önce kılınan dört rek'at sünnete, öğleden evvel kıldığı iki rek'at sünnete devam ettiği gibi devam etmemiştir.

4. Akşam namazının sünneti

Bu sünnet, akşamın farzından sonra iki rek'at olarak kılınır. Bu konuda rivayet farklılığı yoktur.

En iyisi; akşam namazını vaktin evvelinde, ertelemeksizin kılmaktır. Ancak kırmızı şafağın kaybolmak üzere olduğu zamana kadar ertelenerek kılınsa, mekruh olmakla birlikte yine eda edilmiş sayılır, Hz. Ömer gece akşam namazını bir yıldız çıkıncaya kadar tehir ettiğinden dolayı, ibn-i Ömer de, iki yıldız çıkıncaya kadar tehir ettiğinden dolayı iki köle âzad etmiştir.

5. Yatsı namazının sünnetleri

Farzdan sonra dört rek'at olarak kılınır. Aişe validemiz şöyle buyurmuştur: Hz. Peygamber, yatsı namazından sonra dört rek'at namaz kılar öyle yatardı.[11]

Namaz, vaz'edilen şeylerin en hayırlısıdır. İsteyen çok, isteyen de az kılabilir.[12]

İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhüma) den rivayete göre, Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu: "Her kim, yatsıyı cemaatla kılarda mescitten çıkmadan dört rekât kılarsa, kadir gecesi(nin ihyası)na denk gibi olur."[13]

Bera b. Azib r.a den Efendimiz S.A.V şöyle buyurdu. Öğleden evvel dört rekat kılan onları geceleyin teheccütte kılmış gibidir, yatsıdan sonra dört rekat kılan da onları kadir gecesi kılmış gibidir.[14]

6. Vitir namazı

Enes b. Mâlik (r.a) şöyle rivayet ediyor:

Hz. Peygamber yatsıdan sonra tek olarak, üç rek'at namaz kılar; birinci rek'atta A'lâ,(Sebbihisme Rabbikel A’la) ikincide Kâfirûn ve üçüncüdeyse İhlâs sûresini okuyordu.[15]

7- Halk arasında kabir namazı diye bilinen namaz

Ümme Seleme (Radıyallahu Anha) den rivayete göre: "Efendimiz Aleyhisselatu vessellam vitirden sonra oturduğu yerde kısa iki rekât kılardı."[16]

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatağına girmek istediğinde, yatağına oturur, uyumadan önce öylece iki rekât kılardı, birinci rekâtta: Fatihadan sonra 'Zilzâl', ikinci rekâtta: 'Tekâsür.'Elhamüttekasur Surelerini okurdu."[17]

Hz. Peygamber, vitir namazından sonra oturarak iki rek'at namaz kılardı. Bazı rivayetlerde 'Bağdaş kurarak kılıyordu' şeklinde vârid olmuştur.[18] Rasûlullah (s.a.v) yatağına girmeden evvel, onun üzerinde iki rek'at namaz kılıp birinci rek'atta Zilzâl ikinci rek'atta da Tekâsür Elhakümüttekasür sûrelerini okurdu.[19]

Başka bir rivayette de Tekâsür yerine Kâfirûn sûresini okuduğu bildirilmektedir.

8- Yatsıdan sonra yatmadan önce kılınan namaz

Uyuyacağın zaman da, iki rekât namaz kıl. Bu namazında da şun­ları oku:

Bir kere Fatiha suresi.Yedi kere İhlâs suresi (112. Sure.)

Bu namazı kıldıktan sonra, secdeye kapan; burada yapacağın sec­dede:

Yedi kere istiğfar eyle (Estağfirullah.)

Yedi kere şunu oku:

سُبْحَانَ الله وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ إِلَهِ إِلاَّ اللهُ وَاَللهُ أَكْبَرْ

Sübhanellahi velhamdü lillahi ve la ilahe illellahü vellahü ekber ve la havle ve la kuvvete illa billah'il - aliyyil - azim.)

Bundan sonra, başını secdeden kaldır; düzgün otur. Daha sonra, ellerini kaldır; şu duayı oku: Ya Hayyu ya Kayyum, ya zelcelâli vel - ikram. Bundan sonra ayağa kalkarsın; ayakta dua edişin gibi dua et. Bundan sonra, yine secdeye kapan. Daha önceki secdende okudu­ğun duayı yine oku.

Ve artık başını secdeden kaldır. Bundan sonra istediğin gibi uyu. Ancak, uyurken, kıbleye dönük ol; Resulüllah'a S.A.V salâvat okumaya da devam et. Sana uyku bastırıncaya kadar, Resulullah'a S.A.V salâvat okumayı bırakma.

9- Uyumaya hazırlanırken kılınan namaz

Bu namaz iki rekattır. Her iki rekatında da bir Fatiha suresi, bir Amener Resulu ile on İhlas suresi okunur. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Kim bu namazı kılarsa şüphesiz ki ona Allahü Teala (Celle Celalühü) yolunda bin altın harcamaktan daha hayırlı olur. Aynı zamanda bin çıplağı giydirmekten daha sevaplıdır" buyurmuşlardır.

10- Cuma gecesi kılınacak namaz

Ebu Hureyre r.a. Resulullah S.A.V efendimizin şöyle buyur­duğunu anlattı :

Bir kimse, cuma gecesi, iki rekât namaz kılarsa ve her rekatında: Bir kere Fatiha Suresini. Bir kere âyet'el - kürsîyi (Bakara suresinin 255. âyeti.) On beş kere İhlâs suresini okuması gerekir.

Bu namazın sonundu:  (Allahümme salli Muhammedin - nebîyy'il - ümmiyyi) diye okursa, beni rüyada görür. Hem de gelecek cumaya kal­madan beni, mutlaka görür. Beni gören kimse için cennet vardır; onun geçmiş günahı da bağışlanır.

Enes b. Malik r.a. Resulüllah S.A.V efendimizin şöyle buyurduğuna anlatmıştır:

Bir kimse, yatsı namazından sonra iki rekât namaz kılar ve bu namazında:

Bir kere Fatiha suresini. Yirmi kere İhlas suresini. (112. Suredir.) okursa Allah-u Teâlâ onun için cennette iki saray yapar. Cennet ehlinin tümü bu iki sarayı görürler.

11- Gece Teheccüt namazı = Salât-ı leyl:

‎Ubâdetübnü's-Sâmit (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Peygamber ‎‎‎(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kim, gecenin bir kısmında ‎‎dönüp uyanır da:

لا اله الا الله وحده لا شريك له له الملك وله الحمد وهو على كل شيئ قدير الحمد لله وسبحان الله ولا اله الا الله والله اكبر ولا حول ولا قوة الا بالله

‎"Allah’dan başka ibadete lâyık hiç bir ilâh yoktur, ancak bir Allah vardır. ‎O'nun ‎ortağı yoktur. Mülk ancak O'nundur. Hamd de yalnız ona mahsustur O, ‎her şeye gücü ‎yetendir. Bütün hamd Allah'a mahsustur. Allah noksan ‎sıfatlardan münezzehtir. ‎İbadete lâyık hiç bir ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. Ve ‎Allah en büyüktür. Ve hiç bir ‎hareket ve kuvvet yoktur; ancak Allah'ın ‎yardımıyla vardır." Ve sonra; (اللهم اغفرلى) ‎‎"Ey Allahım! beni mağfiret eyle." ‎sözünü söyler yahut dua ederse, icabet edilir. Eğer ‎abdest alıp namaz kılarsa namazı kabul Olunur."‎[20]

Şöyle ki, yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra kılınacak nafile bir namaza "Salât-ı leyl- Gece namazı" denir ki, sevabı pek çoktur. Bir miktar uyu-duktan sonra kalkılıp kılınırsa "Teheccüt" adını alır. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, teheccüt namazına devam buyururlardı. Bu gece namazı iki re-kattan sekiz rekata kadardır. Her iki rekatta bir selâm verilmesi daha faziletlidir.

Bir hadîs-i şerifte: "Her kim geceleyin uyanır, eşini de uyandırır da iki rekat namaz kılarlarsa, ALLAH Teâlâ'yı çok zikir eden erkekler ile kadınlardan yazılırlar." [21] buyrulmuştur.

Hak Teâlâ Hazretlerini çok zikreden erkekler ile kadınlara ise ALLAH Teâlâ'nın büyük bir mağfiret, büyük bir mükâfat hazırlamış olduğu:

"وَالذَّاكِرِينَ اللهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا"

            "ALLAH'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar var ya! İşte ALLAH, onlar için büyük bir mağfiret ve çok büyük bir mükafat hazırlamıştır."[22] Ayet-i kerimesiyle müjdelenmektedir.

Bir kimse, daima kıldığı bir teheccüt namazını özürsüz yere terk etmemelidir. Çünkü bir hadis-i şerifte:

"أَحَبُّ اْلأَعْمَالِ اِلىَ اللهِ أَدْوَمُهَا وَ إِنْ قَلَّ"

"Amellerin ALLAH Tealâ'ca en sevimlisi, en devamlısıdır, hatta az olsa bile."[23] buyrulmuştur.

12- İşrak Namazı

Enes (Radıyallahu Anh) den rivayet edilen bir hadisi şerifte Resulullah Sallallahu Aleyhi ‎ve Sellem şöyle buyurdu: "Her kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra ‎güneş doğuncaya kadar oturup Allah'ı zikreder, sonra iki rekât kılarsa ona ‎bir hac ve bir umre sevabı gibi sevap vardır." Enes dediki: Peygamber ‎‎(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Noksansız, noksansız, noksansız." buyurdu. [24]

İbn-i Abbas r.a. Resulullah S.A.V efen­dimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır: Bir kimse, sabah namazını kıldıktan sonra, kendisini güneş do­ğuncaya kadar mescide kapatırsa güneş doğduktan sonra, peşe peşe dört rekât namaz kılarsa, bu namazların birinci rekatında: Bir kere Fatiha suresini. Üç kere Ayet'el - kürsiyi. (Bakara suresinin 255. âyetidir.)

İkinci rekatında: Bir kere Fatiha suresini. Bir kere Şems suresini. (91. sure)

Üçüncü rekâtta: Bir kere Fatiha suresini. Bir kere Tarık suresini. (86. sure)

Dördüncü rekâtta: Bir kere Fatiha suresini. Bir kere Ayet'el - kürsîyi. {Bakara suresinin 255. âyetini) Üç kere îhlâs suresini. (112. sure) okursa Allah-ü Teâlâ o kimse için, her semadan on melek olmak üzere, yetmiş melek gönderir. Bunların ellerinde, cennet tepsilerinden bir tepsi, cennet örtülerin­den bir örtü bulunur. O kulun, anlatılan namazını bu tepsilere bırakırlar; semaya çıka­rırlar. Bu namaza, meleklerden hangi topluluk rastlasa, sahibinin güna­hının bağışlanmasını dilerler.

13- Duha-Kuşluk namazı:

Ebu Zer(Radıyallahu Anh) den rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ‎ve Sellem şöyle buyurdu: "Adem oğlunun her doğan gün, vücudundaki her mafsal ‎için bir sadaka vermesi lazımdır. Rast geldiğine selâm vermesi sadakadır, ‎iyilikle emretmesi sadakadır. Kötülükten menetmesi sadakadır..(Başkasına) ‎zarar verecek şeyleri yollardan temizlemesi sadakadır. Ailesiyle cima etmesi ‎sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rekât, bunun hepsine bedeldir."‎

Bunun üzerine Ashab; "Ey Allah'ın Resulü!: Bizden birimiz ailesiyle şeh‎vetini teskin ediyor (dindiriyor) o da mı sadaka?" dediler. Peygamberimiz ‎‎(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Helâlinden başkasıyla beraber olsa bu günah değil mi?" ‎cevabını verdi. Yani başkasıyla olan, günah olduğu gibi, helâliyle olan da ‎sadakadır, demektir.[25] Şöyle ki, güneş doğup bir miktar yükseldikten sonra istiva (kaba kuşluk) vaktine kadar iki veya dört veya sekiz veya oniki rekat namaz kılınır ki, menduptur. Bu, Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz’in mübarek fıiliyle sabittir. Bunun sekiz rekat kılınması daha faziletlidir. Bunun tercih edilen vakti, gündüzün dörtte biri geçtikten sonradır.

Resulüllah S.A.V efendimizden gelen rivayete göre; duha (kuşluk) namazında Fatiha suresinden sonra şu iki sure okunur: Şems (91.) Duha (93.) sereleri Resulullah S.A.V efendimiz, bu manada şöyle buyurmuştur:

Duha namazı, Şems (91.) Duha (93.) sureleri ile kılınmalıdır.

Amr b. Şuayb r.a Resulullah S.A.V efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

Bir kimse, on iki rekât duha namazını kılar da, onların her rekâtında:

Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Ayet'el - kürsî (Bakara suresinin 255. âyetidir.) Üç kere İhlâs suresi (112. suredir.) okursa Allah-ü Teâlâ o kul için, her semadan yetmiş bin melek indirir. Bunların yanında beyaz kâğıtlar ve nurdan kalemler vardır. Taa, sura üfleninceye kadar onun için iyilikler yazarlar. Kıyamet günü oldukta, o melekler, hülleler ve hediyelerle ona ge­lirler. Onun kabrinin başında durur söyle derler: Ey bu kabirde yatan, Allah'ın izni ile kalk. Sen güven içinde olan kimselerdensin..

14- Camiye girilince Tehiyyetü’l-mescid namazı: Ebu Katade es-Sülemi r.a den rivayete göre Resulullah S.A.V şöyle buyurur. Sizden bir kimse mescide girdiği vakitte oturmadan evvel iki rekat namaz kılsın.[26]

Bu, bir müstehap namazdır. Şöyle ki, bir mescidi şerife sadece ziyaret veya bir şey öğretmek ve öğrenmek gibi bir maksat için giren bir müslüman, orada nafile olarak iki rekat namaz kılar. Bir günde bir kaç defa girilse bir defasında böyle bir namaz kılınması kâfidir. Bununla mescidin sahibi olan ALLAH Teâlâ hakkında lâzım gelen tahiyye, yani tazim yerine getirilmiş olur.

Tehiyyetü’l-mescid, bir mescide, bir cami-i şerife girilince daha oturmadan kılınmalıdır, daha faziletli olan budur. Oturulduktan sonra da kılınabilir. Bir mescide girip de meşguliyetinden veya mekruh vakit olması gibi bir sebepten dolayı Tehiyyetü’l-mescid’i yapamayacak bir müslümanın:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلَهَ اِلاَّاللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ

"Sübhanellâhi ve’l-hamdü lillahi ve la ilahe ilallâhü vellahü ekber" demesi de müstehap görülmüştür.

Bir mescitte herhangi bir namazı kılmak veya bir mescide farzı eda ve imama uyma niyetiyle girmek de tehiyyetü’l-mescid yerine geçer.

Mubarek günlerde veya gezmek kastıyla cami cami dolaşılıp bakıp çıkılıyor. Böyle yapmak vebal olur. Namaz kılınırsa güzel olur.

15- Abdesti veya guslü müteakip namaz: Şöyle ki abdest alındıktan veya gusül yapıldıktan sonra vakit müsait ise daha yaşlık kuruyacak kadar bir müddet geçmeden iki rekat namaz kılınması mendupdur. Bu, abdest veya gusül nimetine nail olmanın bir şükran ifadesidir. Böyle bir taharete nâil olmak için manen temiz bir itikada, maddeten de temiz bir suya sahip olmak, hem de özürsüz vücut sağlığını bulundurmak lâzımdır. Artık bu şartları bulunduran bir insanın yaratıcısına şükür için iki rekat namaz kılması pek güzel olmaz mı? Bununla beraber abdesti veya guslü müteakip herhangi bir farz veya sünnet namazın kılınması ile de bu şükran vazifesi yapılmış olur.[27]

16- Regâib gecesi namazı: Şöyle ki, Receb-i şerifin ilk Cuma gecesine "Regâib Gecesi" denir. Bazı alimlerin beyanına göre bu gecede Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, ALLAH'ü Teâlâ'nın fiillerinden bir fiilinin kalbine belirmesine nail olup, ALLAH Teâlâ'nın fiillerinin nuruna dalmakla Hak Teâlâ Hazretleri'ne şükür için on iki rekat namaz kılmıştır. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in muhterem validelerinin rahmine bu Regaip gecesinde şeref vermiş olduğuna dair olan bir rivayet mevcuttur. Receb ayından itibaren, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’in doğum ayı olan Rebîu’l-evvel ayının 9. ay olduğu düşünülürse, rivayetin doğru olduğu görülecektir.

Ayrıca Hz. Amine'nin Fahri Âlem Efendimize hamile olduğuna bu geceden itibaren haberdar olmuş olması da düşünülebilir. Bununla beraber Regaip gecesi, pek mübarek bir gecedir. Zaten Regaip, nefis, rağbet edilen, bahası ağır ve çok ikram ve ihsan manasına olan "ragibe"nin çoğuludur. Bu geceyi ibadetle ihyanın sevabı pek çoktur. Fakat bu gecede kılınacak namazın sünnet, mendup olması hakkında kuvvetli bir delil mevcut görülmemektedir. Bu gecede toplanıp regaip namazını cemaatle kıl-manın bir bid'at olduğu açıkça ifade edilmektedir. Zaten teravihten başka hiçbir nafile namazını birbirlerini çağırarak cemaatle kılmak, mekruh olmaktan uzak değildir. Ancak bir yerde bulunan iki üç kişinin bu gibi namazları cemaatle kılmaları câiz görülmüştür.

17- Mi'rac gecesi namazı: Şöyle ki, Receb-i şerif'in yirmi yedinci gecesine rastlayan mübarek mi'rac gecesinde on iki rekat nafile namaz kılınması güzel görülmüştür. Her rekatında Fatiha’yı şerîf'e ile başka bir sûre okuyarak iki rekatte bir selam vermeli, sonra yüz kere:

"سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَ لاَ إِلَهَ إِلاَ اللهُ وَ اللهُ أَكْبَرُ = Sübhânellahi velham-dülillahi vela ilâhe illallâhü vellâhü ekber" demeli, daha sonra yüz kere istiğfar ederek, yüz kere de salât-ü selâm okumalıdır. Gündüzün de oruçlu bulunmalıdır. Bu halde isyana dair olmaksızın yapılacak her duanın kabulü, ALLAH'ın rahmetinden umulur.

18- Berat gecesi namazı: Şöyle ki, Şaban-ı Şerîf'in onbeşine rastlayan geceye "Berat gecesi" denir, pek mübarek bir gecedir. Berat gecesinde bütün yaratılmışların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, sağ kalacaklarına veya öleceklerine, ecellerine, ve hacıların sayılarına dair ALLAH tarafından meleklere malûmat verileceği beyan olunmaktadır.

Kısacası Berat gecesinde ibadet ve itaatta ve nafile namaz kılmak-ta birçok sevaplar vardır. Fakat bu geceye mahsus şekli muayyen, sünnet bir namaz yoktur. Bu husustaki rivayetler kuvvetli değildir.

Berat gecesinde kılınacak namaza "Salât'ül-hayır" denilmiştir. Bu namaz, bir çok rivayete göre yüz rekattır. Her rekatında Fatiha’yı şerife'den sonra on kere İhlas sûresi okunur.

 19- Kadir gecesi namazı: Şöyle ki Ramazan-ı şerif'in yirmi yedinci gecesine rastladığı kuvvetle tercih edilen Kadir gecesi, pek mübarek bir gecedir, Kur'an-ı Kerim, bu geceden itibaren Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz'e inmeye başlamıştır. Bu geceyi ihya etmenin sevabı pek çoktur. Bu gecenin bir anı vardır ki, ona rastlayan bir dua mutlaka kabul buyrulur. Bu şerefli gecede teravih’ten sonra bir müddet daha ibadette bulunulması, nafile namaz kılınması, bu geceyi ihya demektir.

Deniliyor ki, Kadir namazının en azı iki rekat, ortası yüz rekat, en çoğu da bin rekattır. Bu namaz iki rekat kılındığı takdirde her rekatında iki yüz âyeti celile okunmalı, yüz rekata kadar kılındığı takdirde, her rekatında Fatiha’yı şerife'den sonra "İnna enzelnahü…" süresiyle üç kere de İhlâs sûre-i celilesi okunup her iki rekatta bir selâm verilmelidir. "أَللَّهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ اْلعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى = ALLAH'ümme inneke afuvvün tühibbü'l-afve fa'fü anni; yani "Yarabbi! Sen affedicisin, affı, bağışlama-yı seversin, beni affet." duası da tekrar edilmelidir.

Bu namazın bu şekilde kılınacağı hakkındaki rivayetler, pek kuvvetli değildir. Asıl maksat, bu geceyi mümkün olduğu kadar ihya etmektir. Bu kutsî gecede elden geldiği kadar diğer nafile namazlar gibi ALLAH rızası için namaz kılınabilir. Fakat mutlaka zorakilikten-bitkinlikten kaçınılması daha faziletlidir.

20- Yolculuk namazı: Şöyle ki, bir müslüman bir yola gideceği veya bir yoldan geldiği zaman iki rekat namaz kılmalıdır. Bu menduptur. Giderken evde, gelirken mescitde kılmak daha faziletlidir. Peygamber Efendimiz (S.A.V), seferden gündüzün kuşluk vakti dönerler, Mescid-i Saadet'e gider, iki rekat namaz kılar, orada bir müddet otururlardı. (Sallâllahü tealâ aleyhi vesellem).

21- Tesbih namazı: Şöyle ki, bu her rekatında yetmiş beş defa "سُبْحَانَ الله وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ إِلَهِ إِلاَّ اللهُ وَاَللهُ أَكْبَرْ - Sübhânellahi velhamdülillahi vela ilâhe illallâhü vellâhü ekber" diye tekbir alınan dört rekatlı bir na-mazdır. ALLAH Teâlâ'nın rızası için nafile namaza niyet edilerek "ALLAH’ü ekber" diye namaza başlanır, Sübhaneke'den sonra 15 kere "SübhanALLAH’i velhamdülillah…" okunur. Sonra "Euzü" ile "Besme-le-i şerife" ve "Fatiha" ile bir sûre-i celile okunup tekrar (10) kere "SübhanALLAH’i..." okunur. Akabinde rükûya varılır, üç kere "Sübhane Rabbîyel azîm"den sonra 10 defa "SübhanALLAH..." okunarak rükûdan "SemiALLAH’ü limen hamideh, Rebbena velekelhamd" denilerek kalkılır, yine 10 defa "SübhanALLAH’i…" okunur, daha sonra secdeye varılıp üç defa "Sübhane rabbiyel â'la"dan sonra 10 kere Sübhanellah…" okunur. Secdeden tekbir ile kalkılır, celse (oturma) halinde yine 10 kere "Sübhanellahi…" okunur, ikinci secdeye tekbir ile varılıp üç defa "Süb-hane rabbiyel â'lâ"dan sonra yine 10 kere "SübhanALLAH’i…" okunur ki, bu zait tesbihlerin toplamı 75 etmiş olur.

Daha sonra ikinci rekata kalkılır, yine evvelâ 15 kere "Süb-hanALLAH’i…" okunur, sonra yine birinci rekattaki şekilde hareket edilerek ka'de (oturuş)a varılır. “Tahîyyat” ve “ALLAH’ümme salli… ve barik” okunur. Zait tesbihlerin toplamı (150) etmiş olur. Daha sonra selâm vermeden veya selâmı müteakip ayağa kalkılır. Üçüncü, dördüncü rekatlar da tam bu tarif dairesinde kılınır ve böylece her rekatta yetmiş beş “SübhanALLAH’i…” okunmuş olur ki, toplamı (300) eder.

Bu tesbih namazında yanılma vuku bulsa, sehiv secdelerinde artık bu tesbihler okunmaz.

Tesbih namazının da sevabı pek çoktur. Bu namaz, her vakit kılınabilir, hiç olmazsa haftada veya ayda bir defa, bu da olmazsa ömürde bir defa kılmalıdır.[28]

22- Tevbe namazı: Şöyle ki; bir müslüman, insanlık hali bir gü-nah işlese, bundan pişman olup derhal tevbe etmesi lâzım gelir. İşte böyle bir kimsenin işlediği günahtan tevbe için güzelce abdest aldıktan sonra kırsal bir yere çıkıp iki rekat namaz kılması ve o günahtan dolayı ALLAH'u Teâlâ’dan af dilemesi menduptur. Böyle günah işleyip de sonra kalbinde pişmanlık duyguları beliren, bu günahı bir daha işlememeye azmedip Hak Tealâ'dan bağışlanmasını dileyen bir müminin mağfirete nail olacağı bir hadis-i şerifte beyan buyrulmuştur.

23- Hacet namazı: Şöyle ki uhrevî veya dünyevî bir ihtiyacı olan kimse, güzelce abdest alır, yatsı namazından sonra iki veya dört rekat ve bir görüşe göre on iki rekat namaz kılar, sonra Hak Teâlâ Hazretlerine hamd’ü senada, Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz’e salât-ü selâmda bulunur. Daha sonra hacet duasını okuyup ihtiyacının yerine getirilmesini ALLAH Tealâ'dan niyaz eder

Hacet namazının birinci rekatında Fatiha-i şerife'den sonra üç kere Âyet'el-kürsî, diğer üç rekatında da birer Fatiha ile birer defa ihlâs, Felak ve Nas sûreleri okunması hakkında bir hadîs-i şerif vardır.[29]

 Hacet duası şudur:

أَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ تَوْفِيقَ أَهَلِ الْهُدَى وَأَعَمَالَ أَهْلِ الْيَقِينِ وِمُنَاصَحَةَ أَهْلِ التَّوْبَةِ وَعَزْمَ أَهْلِ الصَّبْرِ وَ جِدَّ أَهْلِ الْخَشْيَةِ وَ طَلَبَ أَهْلِ الرَّغْبَةِ وَ تَعَبُّدَ أَهْلِ الْوَرْعِ وَ عِرْفَانَ أَهْلِ الْعِلْمِ حَتَّي أَخَافَكَ أَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مَخَافَةً تَحْجِزُنِي عَنْ مَعْصِيَّتِكَ حَتَّي أَعْمَلَ بِطَاعَتِكَ عَمَلاً أَسْتَحِقُّ بِهِ رِضَاكَ وَحَتَّي أُنَاصِحُكَ بِالتَّوْبَةِ خَوْفًا مِنْكَ وَحَتيَّ أُخْلِصَ لَكَ النَّصِيحَةَ حُبًّا لَكَ وَحَتَّي أَتَوَكَّلَ عَلَيْكَ فِي اْلأُمُورِ حُسْنَ ظَنٍّ بِكَ سُبْحَانَ خَالِقِ النُّورِ

"ALLAH’ümme innî es'elüke tevfika ehlil'hüda ve a'mâle ehli'l-yakîn ve münasahate ehli't-tevbeti ve azme ehli's-sabri ve cidde ehli'l-haşyeti ve talebe ehli'r-rağbeti ve taabbüde ehli'l-verei' ve irfane ehli'l-ilmi hatta ehafüke. ALLAH'ümme innî es'elüke mehafeten tehcizuni an ma'siyetike hatta a'mele bi taâtike a'melen estehikku bihi rızâke ve hatta ünasihake bi't-tevbeti havfen minke ve hatta uhlisa leke'n-nasihate hübben leke ve hatta etevekkele aleyke fil umuri hüsne zannin bike Sübhane halıkin-nuri."

"Ya ilâhî!. Ben senden hidayet ehlinin muvaffakiyetini, yakîn erbabının amellerini, tevbekârların ihlasını, sabırlı zatların azmini, haşyet (korku) sahiplerinin ciddiyetini, rağbet erbabının niyazını, takva ehlinin ibadete çalışmalarını ve ilim sahiplerinin irfanını dilerim. Ta ki senden hakkıyla haşyet (korku) üzere bulunayım. Yarabbi! Ben senden öyle bir havf ve haşyet (korku) ya nail olmak isterim ki, beni sana isyanda bulunmaktan men etsin. Ta ki senin itaatine öyle bir iş işleyeyim ki onunla senin rızana lâyık olayım, ve ta ki, senden korkmaktan dolayı sana halis bir şekilde tevbe edeyim, ta ki sana muhabbetten dolayı senin için hayır severliğimi ihlaslı bir şekilde yapayım ve tâ ki her işte sana güzel zannımdan dolayı sadece senin zatına tevekkül edeyim, ey nuru yaratan ALLAH'ım! Seni tesbih ve takdis ederim" der. Sonra ihtiyacını zikreder.

24- İstihare namazı: Şöyle ki, hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair manevî bir işarete nail olmak isteyen kimse, yatacağı zaman iki rekat namaz kılar, ilk rekatında "Kâfirun sûresi"ni, ikinci rekatında da "İhlâs sûresi"ni okur, sonunda da istihare duasını okur, sonra da abdestli olarak kıbleye yönelerek yatar, rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayra, siyah veya kırmızı görülmesi de şerre delâlet eder. Bu şekil-de istihare namazının yedi gece yapılması ve kalbe ilk doğana bakılması da bir hadis-i şerîf ile beyan buyrulmuştur.

Resulü Ekrem, (S.A.V) Efendimiz, Ashab-ı Kiram'ına istihareyi öğretirlerdi. İstihare namazını kılma imkanı bulunmayınca yalnız duası ile yetinilir. Esasında meşru ve hayırlı olan bir şey hakkında yapılacak istihare, onun istenilen vakitte yapılıp yapılmaması için yapılabilir. Yoksa bizzat o şey hakkında yapılmaz. Muayyen bir senede hac yapılıp yapılmaması veya haramda ısrarlı olan bir kişinin, bir haramdan men edilip edilmemesi gibi. İstihare duası, Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'den şu şekilde rivayet olunmuştur:

أَللَّهُمَّ إِنِّي اَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَ أَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَ أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَ لاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَ أَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ أَللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا اْلأَمْرَ خَيْرٌ لِي فِي دِينِي وَ مَعَاشِي وَ عَاقِبَةِ أَمْرِي أَوْ قَالَ - عَاجِلِ أَمْرِي وَ آجِلِهِ فَاقْدِرْهُ لِي وَ يَسِّرْهُ لِي ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ وَ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا اْلأَمْرَ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَ مَعَاشِي وَ عَاقِبَةِ أَمْرِي أَوْ قَالَ - عَاجِلِ أَمْرِي وَ آجِلِهِ فَاصْرِفْهُ عَنِّي وَ اصْرِفْنِي عَنْهُ فَاقْدِرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنيِ بِهِ.

"ALLAH’ümme inni estehîruke bi ilmike ve estakdirüke bi kudretike ve es'elüke min fazlike'l-azim, fe inneke takdirü ve la akdirü ve ta'lemü ve la a'lemü ve ente allamü'l-guyûb. ALLAH'ümme, in künte ta'lemü enne hâze'l- emre hayrün li fi dini, ve meâşi ve akıbeti emri ve acili emri ve âcilihi fakdirhü li ve yessir hü li sümme bârik lî fihi. Ve inkünte ta'lemü enne hazel'emre şerrün li fî dîni ve meâşi ve akıbeti emri ve acili emri ve âcilihi fasrifhü anni vasrifni anhü fakdir liye'l-hayre haysü kâne sümme ardînî bihi.

"Ya İlâhi! Sen bildiğin için, senden hakkımda hayırlısını bana bildirmeni dilerim. Ve kudretin yettiği için ben senden kuvvet ve takat isterim ve hayra ermemi senin büyük, fazıl ve kereminden niyaz eylerim, çünkü sen her şeye kadirsin. Ben ise kadir değilim, ve sen her şeyi bilirsin, halbuki ben bilemem, sen gayıpları da tamamen bilirsin.

Ya Rabbi! Sen bilirsin, eğer bu iş; benim dinim, yaşayışım, işimin akibeti, dünyam ve ahiretim hakkında hayırlı ise, bunu bana nasip ve müyesser eyle. Sonra bunda benim için feyiz ve bereket meydana getir. Ve eğer bu iş; benim dinim, hayatım, işimin akibeti hakkında ve dünyevî uhrevî hususlarımda benim için bir şer ise, bunu benden çevir, beni de bundan çevir. -Bunun için gönlümde bir meyil bırakma- ve benim için hayır nerede ise nasip ve kolay kıl, sonra da beni bu mukadder hayır ile hoşnut buyur. Ey Kerim olan yaratıcım![30]

25- Katil namazı: Şöyle ki, her nasılsa kısasa, ölüme mahkûm olan bir müslüman, bu cezanın tatbikinden evvel iki rekat nafile namaz kılarak tevbe ve istiğfar etmeli, bir takım hayırlı dualarda bulunmalıdır. Bu namaz, onun hakkında ALLAH'ü Teâlâ’nın rahmetine nail olmasına vesile olabileceği için güzel görülmüştür.

26- İstiska Yağmur namazı: Şöyle ki, yağmurlar kesildiği zaman, müslümanlar yağmur duasına çıkar, Kerîm olan yaratıcımızdan yağmur yağdırmasını niyaz ederler. İmam-ı A’zam’a göre istiskadan maksat yalnız duadır, istiğfardır, bunda cemaatle namaz sünnet değildir, bilakis caizdir, insanlar isterlerse ayrı ayrı namaz kılabilirler. Fakat imameyne göre istiska için veliyülemrin veya vekilinin cuma namazı gibi âşikâre kıraatle iki rekat namaz kıldırması menduptur. Bu namazı müteakip bayramlarda olduğu gibi iki hutbe okunur, Hatîb, minbere çıkmaz, yerde durur; kılıç, ok, veya asâ gibi bir şeye dayanır, öylece hutbelerini okur.[31] Üç gün birbiri peşine istiska duasına çıkılması güzel görülmüştür. Yağmur yağması gecikirse, eski elbiseler giyinilerek ve başlar öne eğilerek tevazulu bir halde yayan olarak sahraya çıkılır, evvelce tevbeler yenilenir, fakirlere sadakalar verilir, haksız yere alınmış şeyler var ise sahiplerine geri verilir, müslümanlar için mağfiret istenilir. Ve İmam Muhammed'e göre hatip, hutbe esnasında elbisesini dört köşeli ise aşağısını yukarıya, yukarısını da aşağıya, değirmi ise sağını sol tarafına, solunu da sağ tarafına getirir ve kaba kaftan ise içini dışarıya, dışını da içeriye getirir, o şekilde giyer. Bu, sıkıntılı halin değişmesi için bir hayır umma nişanesidir. Fakat cemaat, elbiselerini böyle tersine giyinmezler.

Müslümanlar, yanlarına çocuklarını, ehli hayvanlar ile onların yavrularını beraber alırlar. Çocukları yavruları bir müddet analarından uzaklaştırırlar, bu hazin tarzda zayıflara, ihtiyarlara dualar ettirerek kendileri de "âmîn" derler.

Kısacası hüzünlü, tevazulu, kalp yumuşaklığı ve ALLAH korkusuyla dolu bir vaziyet ile ALLAH Tealâ'nın rahmet ve yardımı niyaz edilir. Daha sahraya çıkmadan yağmurlar yağmaya başlarsa bunun şükranesi olmak için de yine sahraya çıkarlar ki, bu da menduptur.

Yağmurlar, lüzumundan çok yağmaya başlayınca da bunun kesilmesi, başka taraflara dönmesi için dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Yağmur yağarken "أَللَّهُمَّ صَيِّبًا نَافِعاً = ALLAH'ümme sayyiben nâfi'an" yâni Ya Rabbi! Bunu hakkımızda faydalı bir yağmur kıl! denir. Lüzumundan fazla yağınca da: "أَللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَ لاَ عَلَيْنَا = ALLAH'ümme havaleyna ve la aleyna" yani Ya Rabbi! Bunu zarar vermeyecek yerlere yağdır, bizim üzerimize yağdırma! diye dua edilir.

Dua eden, dilerse ellerini yukarıya kaldırır, dilerse iki şehadet parmağıyla işaret eder. Her duada ellerin iç yüzünü semaya doğru tutmak sünnettir.

İşte bu istiska da gafil beşeriyet için bir uyanma dersi demektir. Her vakit sonsuz rahmetlerine, yardımlarına nail olup durmakta bulundu-ğumuz Kerîm, Rahîm olan ALLAH'ımızı hiç bir an unutmamak ve her vesile ile ona muhtaç olduğumuzu anlayarak azametli dergâhına yönelmek, niyazda bulunmak, bizim için bir kulluk borcudur.

Bir kere düşünelim, vakit vakit bulutlardan topraklarımıza yağan o faydalı yağmurlar kesilse, bunun neticesi olarak da ırmaklar kurusa, su kanalları bomboş kalarak yıkılıp gitse, acaba bu suları bize kim temin edebilecektir?

Kaynaklarından daima fışkırıp duran, hayatımıza hizmet eden o tatlı, berrak suları, Hak Tealâ yerlerin dibine geçirse, acaba bunları bize kim getirebilecektir. İşte:

"قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ "

"De ki: Haber veriniz bakalım, eğer suyunuz -bir sabah- çekilip yerlerin altına gitmiş bulunsa, size öyle akıp giden -kolaylıkla elde edilen- bu suyu -ALLAH Teâlâ'dan başka- kim getirebilecektir?"[32] âyet-i kerimesi de dikkatlerimizi bu noktaya çekip duruyor. Artık insanlık için gaflet, Cenab-ı Hakk’a ihtiyaç duymama, nankörlük asla caiz olamaz.

Resul-ü Ekrem (S.A.V)’den bize nakledilegelen yağmur duası şudur:

أَللَّهُمَّ أَسْقِنَا غَيْثًا مُغيِثًا هَنِيئًا مَرِيئًا غَدَقًا مُجَلِّلاً سَيْحًا عَآمًّا طَبَقًا أَللَّهُمَّ أَسْقِنَا الْغَيْثَ وَلاَ تَجْعَلْنَا مِنَ الْقَانِطِينَ أَللَّهُمَّ اِنَّ بِالْبِلاَدِ وَ الْعِبَادِ وَ الْخَلْقِ مِنَ الَّلأْوَاءِ وَ الضَّنْكِ مَا لاَ نَشْكُو اِلاَّ اِلَيْكَ أَللَّهُمَّ اَنْبِتْ لَنَا الزَّرْعَ وَ اَدِرَّ لَنَا الضَرْعَ وَ أَسْقِنَا مِنْ بَرَكَاتِ السَّمَاءِ وَ اَنْبِتْ لَنَا مِنْ بَرَكَاتِ اْلاَرْضِ أَللَّهُمَّ اِنَّا نَسْتَغْفِرُكَ اِنَّكَ كُنْتَ غَفَّارًا فَاَرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْنَا مِدْرَارًا.

"ALLAH’ümme! eskına gaysen mugisen henien merien gadekan mücellilen seyhan âmmen tabeka, ALLAH'ümme! Eskına'l-gayse ve la tec'alna mine'l-kanitîn. ALLAH'ümme! inne bi'l-bilâdi ve'l-ıbâdi ve'l-halki mine'l-le'vaî ve'd-danki mâ la neşkû illâ ileyke. ALLAH'ümme! enbit lena'z-zer'a ve edirre lena'd-dar'a ve eskina min berekâti's-semai ve enbit lena min berekâti'l-arz. ALLAH'ümme! İnna nestağfirüke inneke künte gaffara, fe ersili’s-semae aleyna midrarâ."

Ya Rabbi! Bize yardım eden, içimize sinen bol, faydalı, her tarafı kaplayan, her tarafa akıp giden, her tarafı sulayan umumî bir yağmur ihsan buyur.

İlâhi! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme! Ey Rabbimiz! Kullarda, beldelerde ve diğer yaratılmış şeylerde öyle bir güçlük, öyle bir darlık var ki, senden başkasına arzedemeyiz. Ey Yüce Yaratıcımız! Bizim için ekinleri bitir, bizim için memeleri sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula, bize yeryüzünün bereketlerinden yetiştir. Ey Kerim Ma'bud'umuz! Biz senden mağfiret dileriz. Şüphe yok ki sen çok mağfiret edicisin. Artık bize gökten bol bol yağmurlar yağdır. Ey Gafur, Rahîm Rabbimiz!"[33]

27- Güneş tutulma Küsûf namazı: Şöyle ki, güneş tutulduğu zaman cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz olarak en az iki rekat namaz kıldırır ve her rekatta fazla miktar ve İmam-ı A'zam'a göre gizlice, İmameyne göre de aşikare kıraatta bulunur. Meselâ her rekatta Bakara sure-i celilesi kadar okur ve diğer namazlar gibi her rekatında bir kere rükû, iki defa secde eder, namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya insanlara karşı oturarak dua eder. Cemaat da "âmin" der. Böyle bir imam bulunmazsa, insanlar bu namazı kendi evlerinde tek başlarına kılarlar.

Küsûf namazını büyük bir camide kılmak, mescitlerde kılmaktan daha faziletlidir. Sahrada da kılınabilir.

Küsûf namazlarında İmam-ı A'zam'a, İmam Malik ile İmam Ahmed'e göre hutbe okunmaz. Çünkü Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, küsûf hâdisesinden dolayı namaz kılınmasını, dua edilmesini, sadaka verilmesini tavsiye buyurmuş, hutbe okunmasını emretmemiştir. İmam Şafiî ile İbn-i Hacer'e ve bir kısım muhaddis (hadis alimlerine) göre ise, namazdan sonra hutbe okunması müstehaptır.

27- Ay tutulma Husuf namazı: Şöyle ki, ay tutulduğu zaman müslümanların evlerinde teker teker bir halde ve küsuf namazı gibi aşikare veya gizli kıraatla iki veya dört rekat namaz kılmaları mendup, güzel görülmüştür. Bu namazın camide cemaatle kılınması, İmam-ı A'zam'a göre sünnet değildir, fakat caizdir.

İmam Şafiî ile İmam Ahmed ve diğer bazı ehli hadis de cemaatle kılınması görüşündedirler. İmam Malik'e göre ise cemaatle kılınamaz. İnsanların geceleyin her taraftan toplanıp bunu cemaatle kılmaları güçtür.

Şiddetli rüzgâr, fazla karanlık, geceleyin fazla ışıklık, yer sarsıntıları, umumî hastalıklar gibi korkunç hâdiseler zamanında da küsûf ve husuf namazları gibi namaz kılınması, güzel görülmüştür.

Bu gibi geçici olaylar, hadiseler, hepsi ALLAH Teâlâ'nın kudretine, hikmetine, azametine delâlet eden birer emsalsiz şaheserdir.

وَ مَا نُرْسِلُ بِاْلآيَاتِ اِلاَّ تَخْوِيفًا

"Oysa biz, (kudretimize delalet eden) mucizeleri, olağanüstü hadiseleri ancak (inkarcıları) korkutmak için göndeririz."[34] Ayet-i celîlesi ifadesince bu gibi alâmetler, insanları korkutmak için, insanları isyanlardan kurtarıp itaat, tevbe ve istiğfar etmeye çekmek için vakit vakit meydana getirilen kudret alametleridir. Bunları gören kabiliyetli bir kim-senin ruhunda bir korku ve heyecan meydana gelir, gözlerinin önünde Hak Tealâ'nın celâl ve azameti belirmeye başlar. Artık o kimse Yüce Yaratıcı'mızın bu kainatı ne kadar muntazam ve mükemmel bir şekilde yaratmış olduğunu anlar, daima o büyük yaratanın koruma ve himayesine muhtaç bulunduğunu idrâk eder, bu anlayış ile O Ezeli Yaratıcı'sına döner, O'na tazim için namaz kılar, O'nun korumasına, yardımına nâil olmak için dua eder, gafletten uyanır, uyanık bir ruha sahip olmak için çalışmış olur.

Güneş ve Ay tutulmasının ne gibi muntazam kanunlar dairesinde meydana geldiği malûmdur. Mütefekkir bir insan için bu kanunları böyle düzenli, mükemmel bir tarzda meydana getirmiş olan Yüce Yaratıcı'yı düşünmek en yüksek bir vazifedir.

Güneş ve Ay tutulması ile aydınlık nimeti, karanlığa dönüşüyor, iki parlak kürenin simasını yoğun bir karanlık kaplıyor, bu hal devam edecek olsa, hayatî varlığımızda kim bilir ne fecî değişiklikler meydana gelir. Halbuki Alîm ve Hakîm olan kainatın yaratıcısının koymuş olduğu tabiat kanunları buna müsaade etmiyor. Bu korkunç hüzün verici hal, az sonra yok oluyor. O iki kudret meşalesi, yine olanca parlaklığı ile ışıklarını, nurlarını etrafa saçıp durmaya başlıyor. Artık bundan dolayı Kerîm ve Rahîm olan Yaratıcımıza binlerce, yüzbinlerce şükür etsek yine kulluk vazifemizi yerine getirmiş olamayız.

Hiçbir kimsenin doğmasından veya ölmesinden dolayı ay ile güneşin tutulmayacağını Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz beyan buyurmuşlardır. Şöyle ki, Peygamber Efendimizin (S.A.V) muhterem oğulları İbrahim, bir buçuk yaşında iken hicretin onuncu senesinde vefat etmiş, onun vefatı gününde güneş tutulmuştu. İnsanlar, bu masum çocuğun vefatından dolayı güneşin tutulmuş olduğunu konuşunca Peygamber Efendimiz (S.A.V), güneş tutulmasının hikmetini beyan etmek üzere:

اِنَّ الشَّمْسَ وَ الْقَمَرَ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ اَحَدٍ وَ لاَ لِحَيَاتِهِ فَإِذَا رَاَيْتُمْ فَصَلُّوا وَ ادْعُوا اللهَ عَزَّ وَ جَلَّ

"Güneş ile Ay, şüphe yok ki bir kimsenin ne ölmesinden ve ne de doğmasından dolayı tutulmaz. Bunların tutulduğunu gördüğünüz zaman namaz kılınız ve ALLAH'ü Azimüşşan'a dua ediniz."[35]

diye buyurmuştur.

Diğer bir hadis-i şerifte de: "Bunlar ALLAH Tealâ'nın âyetlerinden iki âyettir, iki kudret ve hikmet alâmetidir."[36] diye buyrulmuştur.

Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in mübarek dilleri daima böyle hakikatlara tercüman olmuş, insanları yanlış düşüncelerden, inanışlardan men etmiştir. İslâmiyetin tertemiz sahası, akla hikmete uygun olmayan inançlardan, hareketlerden her şekilde uzak bulunmuştur. Artık böyle ulvî bir peygambere, mukaddes bir dine nâil olmamızdan dolayı ne kadar şükran secdelerine kapansak yine az değil midir? (Sallallâhü Tealâ aleyhi vessellem)

Bizi Rabbimize yaklaştıran ibadetler

Haftanın günlerinde kılınan nafile namazların faziletleri burada anlatılacaktır. Önce gündüzleri kılınan nafile namazları anlatalım.

28- Pazar günü namazı.

Ebu Hüreyre r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Bir kimse, pazar günü dört rekât namaz kılarsa, Allah’u Teala onun için her rekât namaz için bin namaz sevabı yazar. Sonra Allah-ü Teâla onun için cennette pek güzel kokulu miskten bir şehir ihsan eder.

Bu namazı kılan kimse, her rekâtında Fatiha suresinden sonra bir kere amenerresulü (Bakara suresinin 285. ve 286. âyetlerini) okur.

Hazret-i Ali r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Pazar günü, çokça namaz kılmak sureti ile, Yüce Allah'ı birleyiniz. Çünkü, Yüce Allah birdir; ortağı yoktur.

Bir kimse, pazar günü, öğlen namazından sonra dört rekât namaz kılarsa, yalnız farzını ve sünnetini kıldıktan sonra Yüce Allah'tan her ne dilerse, Yüce Allah onun bütün dileklerini yerine getirir. hıristiyanların yaptığı şeylerden dahi Allah-u Teâlâ onu korur.

Bu namazı şöyle kılar: Birinci rekatta: Fatiha suresi ile Secde suresini okur. (32. sure) ikinci rekatta: Fatiha suresi ile Mülk suresini okur. (67. sure) Bundan sonra teşehhüde oturur ve selâm verip namazdan çıkar. Bundan sonra kalkar iki rekat daha kılar. Bu iki rekatta; Fatiha suresi İle Cuma suresini okur. (62. suredir.)

29- Pazartesi günü namazı.

Cabîr b. Abdullah r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, güneş yükseldikten sonra iki rekat namaz kılar Allah-u Teâlâ onun bütün günahlarını bağışlar. Bu namazın her rekatında şunları okur:

Bir kere Fatiha Suresini. Bir kere Ayet'el - Kürsîyi (Bakara suresinin 255.ayetidir.)

Birer kere, İhlâs, Muavvezeteyn (felak- nas surelerini- (112. 113. 114. surelerdir.)

Selâm verdikten sonra, on kere Allah-u Teâlâ'dan bağışlanmasını diler. On kere de, Resüllullah S.A.V efendimize salavat okur.

Enen b. Malik r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, pazartesi günü anlatılacağı şekilde on iki rekât namaz kılarsa, kıyamet günü o kimse söyle çağırılır: Ey Falan oğlu falan nerededir?. Gelsin, Yüce Allah'tan sevabını alsın.

Bu kimseye verilecek ilk sevap bin hulle (elbise)dir. Sonra başına taç giydirilir ve kendisine şöyle denir: Cennete gir. Bu kimse cennete girerken bin melek karşılar Her melekte, onun için bir hediye vardır.

O kimse için hazırlanan bin tane nurdan sarayı gezdirinceye kadar o kimse ile olurlar.

Bu namaz şöyle kılınır : Her rekâtında, bir kere Fatiha süresi, bir kere Ayet'el - Kürsî (Bakara suresinin 255. âyetidir.) okunur.

Namaz bittikten sonra on iki kere İhlâs suresini okur. (112. suredir.) On iki kere de, günahlarının bağışlanması için istiğfar eder.

30- Salı günü namazı.

Enes b. Malik r.a Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bîr kimse glintin ortasında (veya güneş yükseldikten sonra) on rekât onmaz kılarsa, yetmiş gün, onun üzerine günah yazılmaz. Yetmiş gün içinde ölürse, şehit olarak ölür. Yetmiş senelik günahı dahi bağışlanır.

Bu namazın her rekatında şunlar okunur: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Ayet'el Kürsî. (Bakara suresinin 255. âyetidir.) Üç kere İhlâs suresi.

31- Çarşamba günü namazı.

Muaz b. Cebel r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz buyurur: Bir kimse, salı günü on iki rekat namaz kılarsa, arş tarafında bir melek onun için şöyle seslenir: Ey Allah'ın kulu, amelini yenile. Allah-ü Teâlâ, senin geçmişte işlediğin günahtan bağışladı. Bu arada, o kimsenin kabir azabı kaldırılır. Kabrin darlığı ve sıkıntısı kalkar. Kıyametin zorlukları ondan alınır, her gün onan için, bir peygamber ameli yazılır.

Bu namazın her rekatında şunlar okunur: Bir kere Fatiha suresi.       Bir kere Ayet'el Kürsî. (Bakara suresinin 255. âyetidir.) üç kere İhlâs suresi. (112. sure.) Üç kere Muavvezeteny.(Felak- Nas) (113. ve 114. sure.)

32- Perşembe günü namazı.

İbn-i Abbas r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur; Bir kimse, perşembe günü öğlenle ikindi arasında iki rekat namaz kılarsa. Allah-u Teâlâ o kimseye recep, şaban ve ramazan ayını oruçlu geçirmiş gibi sevap verir. O kimseye : Kâbe-i Muazzama'ya gidip hac etmiş gibi sevap verir.

O kimseye: Allah-u TeâJâ'ya iman edip ona tevekkül edenlerin sayısı kadar iyilik yazar. Bu namazın her rekatında. şunlar okunur:

Birinci rekatında bir kere Fatiha suresi. Yüz kere Ayet'el-Kürsî (Bakara suresinin 255. âyetidir.)

İkinci rekatında bir kere Fatiha suresi. Yüz kere ihlas süresi. (112. Sure.)

Bu namaz bittikten sonra, Resulüllah S.A.V efendimize yüz kere salavat-ı şerife okunmalıdır

33- Cuma günü namazı.

Hazret-i Abbas r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Cuma gününün tamamında namaz kılınabilir.

Cuma günü, güneş doğup da bir mızrak boyu veya daha fazla yükseldikten sonra bir kimse kalkıp güzelce abdest aldıktan sonra; sevabını Allah'tan bekleyerek iki rekat kuşluk namazı kılarsa Allah-u Teâlâ onun için iki yüz sevap yazar; iki yüz de kötülüğü ondan siler.

Bir kimse, aynı işleri yaptıktan sonra dört rekat namaz kılar ise. Allah-u Teâlâ onun için cennette dört yüz derece yükseltir.

Bir kimse, anlatıldığı gibi sekiz rekat namaz kılarsa Allah-u Teala onun cennetteki derecesini sekiz yüz derece yükseltir. Ve onun bütün günahlarını bağışlar.

Bir kimse, aynı şekilde on iki rekat namaz kılarsa Allah-ü Teala onun için bin iki yüz sevap yazar. Ve., onan bin iki yüz kötülüğünü siler. Cennette dahi, onun bin iki yüz derecesini yükseltir.

Ebu Hüreyre r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, cuma günü sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar mescidde oturur; Yüce Allah'ı zikrederse onun Firdevs cennetinde yetmiş derecesi yükselir. Her derecesinin arası, yarışa çıkan bir at hızı ile yetmiş senelik mesafedir. Bir kimse, cuma namazını cemaatle kılarsa Firdevs cennetinde onun için elli derece yükseltilir. Her derecenin arası, hızlı giden bir at yürüyüşü ile elli senelik mesafedir.

Bir kimse, cuma günü ikindi namazını cemaatle kılarsa, hepsi köle olan İsmail peygamber soyundan seksen köle azad etmiş gibi sevap alır.

Bir kimse, cuma günü, akşam namazını cemaatle kılarsa, makbul bir hac ve makbul bir umre sevabı alır.

İbn-i Abbas r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, cuma günü öğlenle ikindi arasında iki rekat namaz kılarsa Rabbimizi rüyada görmeden dünyadan çıkmaz.

Bu arada, cennetteki yerini görür ve orası, kendisine gösterilir. Bu namazın her rekatında aşağıda belirtilen sureler ve âyetler okunur.

Birinci rekatta: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Ayet'el - Kürsî. (Bakara suresinin 255. Ayetidir.) 25-Yirmi beş kere Felak suresi. (113. suredir.)

İkinci rekatta: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere ihlâs suresi (112. suredir.) 21-Yirmi bir kere Felak suresi. (113. suredir.)

Selamdan sonra da 51-Elli bir kere ; لا حول ولا قوة إلا بالله ; La havle ve la kuvvete illa billah. (Güç ve kuvvet ancak Allah'ındır.)

Resullullah S.A.V efendimizin huzuruna bir bedevi gelip şöyle dedi: Ya Resulellah, biz uzak köylerdeyiz. Şehre de uzağız. Her Cuma günü şehre gelmemiz de zor. Şimdi bana öyle bir amel söyle ki; Cumayla alakalı olsun; köyüme döndüğüm zaman kendilerine bildireyim.

Resulellah S.A.V efendimiz şöyle buyurdu: Ey Arabi, cuma günü, güneş yükseldikten sonra İki rekat namaz kıl. Bu namazın ilk rekatında: Fatiha suresini. Felak suresini okursun. İkinci rekatta: Fatiha suresini. Nas suresini.okursun. Bundan sonra, teşehhüde oturursun; sonra da selam verirsin.

Daha sonra, oturduğun yerde yedi kere Ayetel - Kürsîyi okursa Bundan sonra, dörder dörder olmak üzere; sekiz rekat daha kılarsın. Bu namazların her rekatında şunları okursun: Bir kere Fatiha suresi. Bir kere Nasr (iza cae nasrullahi) suresi. Yirmi beş kere ihlâs suresi.

Namaz bittikten sonra, yetmiş kere şunu oku: لا حول ولا قوة إلا بالله La havle ve 1â kuvvete illâ billah'il - aliyy'il - azim. (Güç ve kuvvet Yüce azim Allah'ındır.)

Muhammed'in nefsi elinde olan Yüce Zat hakkına yemin ederim ki Mümin erkek ve mümin kadından her kim bu namazı cuma günü anlattığım gibi kılar ise., onun cennete gireceğine kefil olurum.

O kimse, oturduğu yerden kalkmadan Allah-ü Teâlâ onu ve ana babasını bağışlar; şayet Müslüman iseler. Arşın alt tarafından dahi, şöyle bir nida gelir: Ey Allah'ın kulu, yeniden amel işlemeye bak. Allah-u Teâlâ senin gelmiş ve gelecek günahlarını bağışladı. Resulullah S.A.V efendimiz, bu namazın o kadar çok faziletini anlat ki izahatı yapılsa uzun olur.

Biz, daha önce bir başka namazın faziletlerini anlattık. O namaz cuma günü on iki rekat olarak kılınır. Onda on iki kere de ihlâs suresi okur. O namazı kılmak isteyen kılabilir.

34- Cumartesi günü namazı.

Ebu Hüreyre r.a, Resulullah S.A.V efendimiz söyle buyurur:

Her kim, anlatılacak şekilde, cumartesi günü dört rekât namaz kılarsa Allah’u Teâla, onun okuduğu her harf için bir hac ve bir umre sevabı yazar. Yine okuduğu her harf için bir sene gece namaz kılmış, gündüz oruç tutmuş gibi sevap ameli yazılır.

Okuduğu âyetlerin her harfine bir şehit sevabı verilir. Kendisi, Yüce Allah'ın arşı altında peygamberlerle ve şehitlerle beraber olur. Bu namazın her rekatında şunlar okunur: Bir kere Fatiha suresi. Üç kere Kâfirun suresi. (109. suredir.)

Namazı bitirip de selâm verdikten sonra, Ayet'el - Kürsîyi okur.

35- Pazar gecesi kılınacak namazın fazileti.

Enes b. Malik r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, pazar gecesi yirmi rekât namaz kılarsa Allah-u Teala’dan çorak isteyenlerin ve istemeyenlerin sayısı kadar Allah-u Teâlâ o kimseye sevap ihsan eder. Allah-u Teâlâ o kimseyi, kıyamet günü, güven altında olan kimselerle diriltir.

Ve, onu, peygamberlerle birlikte cennete koymak, Allah-u Teâlâ'ya düşer.

Bu namazın her rekâtında şunları okur:

Bir kere Fatiha suresi, Elli kere ihlâs suresi. (112. suredir.) Birer kere Muavvezeteyn sureleri.. (113. ve 114. surelerdir.)       

Yüz kere istiğfar eder. أستغفر الله(Estağfirullah..) Yüz kere kendisi için, ana babası için istiğfar eder. اللهم اغفر لى ولوالدي(AIlahummeğfir li ve li valideyye.)

Yüz kere kendi gücünden ve kuvvetinden geçip Yüce Allah'ın gücüne ve kuvvetine İltica eder. لا حول ولا قوة إلا بالله (La havle ve la kuvvete illâ billahilaliyy'il-azim.)

Banlardan sonra söyle der: Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Şehadet ederim ki, Yüce Allah, Adem'i seçti; yarattı, İbrahim Aleyhisselâm Aziz Celi) Allah'ın halilidir. Musa Yüce Allah'ın kelimidir. İsa Subhan Allah'ın ruhudur. Muhammed Aziz Celil Allah'ın habibidlr. (Eşhedü en la ilâhı illallah.. Ve eşhedü enne Ademe safvetullahi ve fıtratihi ve İbrahim halilullhi Azze ve Celle ve Musa Kelimullahi Teâlâ ve İsa Ruhullah Sübhanehu ve Muhammed Habibullah Azze ve Celle..)

36- Pazartesi gecesi kılınacak namazın fazileti.

Enes b. Malik r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Bir kimse, anlatılacağı gibi, dört rekât namaz lalar da, Yüce Allah'tan bir dilekte bulunursa, Yüce Allah onun dileğini yerine getirir. Bu namazı şöyle kılar: Birinci rekâtında; bir kere Fatiha suresi. On kere İhlâs suresi (112. sure.) ikinci rekatta; bir kere Fatiha suresi. Yirmi kere İhlâs suresi. Üçüncü rekatta; Bir kere Fatiha suresi. Otuz kere ihlâs suresi. Dördüncü rekatta; bir kere Fatiha suresi. Kırk kere İhlâs suresi Bundan sonra, teşehhüde oturur ve selâm verir.

 Daha sonra şunları okur: Yetmiş, beş kere İhlas suresini okur. Yetmiş beş kere, kendisinin ve ana babasının bağışlanmasını Yüce Allah'tan diler. Yetmiş beş kere Resulullah S.A.V efendimize salavat okur. Bu namazın adına da Hacet namazı denir.

Ebu Umame r.a Resulullah S.A.V efendimiz söyle buyurur:

Bir kimse, anlatılacağı şekilde pazartesi gecesi iki rekât namaz kılarsa Allah-u Teâlâ onun adını cennet ehli kimseler arasında yazar; isterse o cehennem ehli kimselerden olsun Açıktan işlediği günahları bağışlanır. Okuduğu her ayet sayısı kadar hac ve umre (sevabı yazılır. Namaz kıldığı bu pazartesiden öbür pazartesiye kadar ölürse, şehid olarak ölür.

Bu namazın her rekatında şöyle okur: Bir kere Fatiha suresi. On beş kere ihlâs suresi. (112. sure.) iki rekattır.

Selâm verdikten sonra on beş kere Ayet'el - Kürsiyi, (Bakara suresinin 255. âyetini) okur ve on beş kere Allah-u Teâlâ'dan bağışlanmağını diler.

37- Salı gecesi kılınacak namazın fazileti.

Bu manada, Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, salı gecesi on iki rekat namaz kılar ise Allah-u Teâlâ onun için cennette bir köşk yapar. Enine boyuna onun genişliği, dünyanın yedi katıdır.

Bu namazın her rekatında şunlar okunur:

Bir kere Fatiha suresi. Beş kere Nasr (iza cae nasrullahi..) suresi. (110. suredir.)

38- Çarşamba gecesi kılınacak namazın fazileti.

Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Bir kimse, çarşamba gecesi iki rekat namaz kılarsa, her semadan yetmiş bin melek iner. Kıyamet gününe kadar o kul için sevap yazarlar. Bu namazda şunlar okunur:

Birinci rekatında; Bir kere Fatiha suresi. On kere Felak suresi. (113. sure,)

ikinci rekatında: Bir kere Fatiha suresi. On kere Nas suresi-(114. sure.)

39- Perşembe gecesi kılınacak namazın fazileti.

Ebu Hüreyre r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse; akşamla yatsı namazı arasında kılacağı iki rekat namazın her rekatında:

Bir kere Fatiha suresini, Beş kere Ayetel - Kürsî (Bakara suresinin 255. ayetidir.)

Beş kere İhlas suresini (112. suredir.) Beşer kere Muavvezeteyn surelerini (113. ve 114. sureleri) okumalıdır.

Namaz bittikten sonra, on beş kere Allah-ü Teâlâ'dan günahlarının bağışlanmasını dilemelidir. Bir kimse, bu şekilde kıldığı namazın sevabını ana babasının ruhuna bağışlarsa onların hakkını ödemiş olur. Bu namazını kıldığı takdirde, Allah-u Teâlâ o kimseye sıddıklara ve şehitlere ihsan eylediği sevabı ihsan eyler.

40- Cuma gecesi kılınacak namazın fazileti

Cabir b. Abdullah r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse tarifi yapılacağı şekilde aksamla yatsı arasında on iki rekat namaz kılarsa, geceleri namaz kılıp gündüzleri oruç tutup da on iki sene ibadet eden kimseye verdiği sevabı verir.

Bu namazın her rekatında şunları okur: Bir kere Fatiha suresini. On kere İhlas suresini.

Enes b. Malik r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, cuma gecesi yatsı namazını cemaatle kıldıktan sonra iki rekat sünnet, sonra dört rekat nafile kılar, her rekatında: Bir kere Fatiha, suresi, Bir kere ihlas suresi. (112, sure..) Birer kere Muavvezeteyn. (113. ve 114. sureler.) okursa, daha sonra vitir namazını da kıldıktan sonra sağ yanına yatar uyarsa, kadir gecesini ihya edip ibadetle geçirmiş gibi sevap alır.

Resulullah S.A.V efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: Ezher günü olan cuma günü, garra (nurlu) gecesi olan cuma gecesi bana çokça salavat okuyunuz.

41- Cumartesi gecesi kılınacak namazın fazileti.

Enes b. Malik r.a. Resulullah S.A.V efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, cumartesi gecesi akşamla yatsı arasında on iki rekât namaz kılarsa (Bu namazda Fatiha’dan sonra dilediği zammı sureyi okuyabilir) Allah-u Teâla onun için cennette bir saray yapar. Mümin olan her erkek ve her kadına sadaka vermiş gibi sevap alır. Yahudilik belâsından dahi, emin olur. Ve., artık onu bağışlamak, Allah-u Teâlâ'ya düşer.[37]

42- Zilhicce günleri ve gecelerinde kılınacak namazlar.

On günlerde kılınacak namazlar vardır Hazret-i Ayşe r.a.den Resulullah S.A.V efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

Bir kimse, zilhiccenin on gecelerinden bir geceyi ihya eder ise sene boyu umre edenin ve hacca gidenin sevabını alır.

Bir kimse, o gecelerin günlerinden birinde oruç tutarsa, senenin diğer günlerini de âbid ve oruçlu geçirmiş gibi olur.

Hazret-i Ali r.a.den Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Zilhicce ayının ilk on günü geldiği zaman; ibadete daha ciddi sarılın. Zira, bugünler, Allah'ın faziletli kıldığı günlerdir. O "günlerin gecelerine gösterilen hürmet, günlerine gösterilen hürmet gibidir. Bir kimse, o gecelerden birinde namaz kılmak isterse, söyle yapsın:

Gecenin son üçte biri geçtikten sonra kalksın; dört rekât namaz kılsın. Kılınacak bu namazların her rekâtında bir kere Fatiha suresini okumalıdır, üçer kere Muavvezeteyn (Felak ve Nas) ve İhlâs surelerini okumalıdır. Yine her rekâtta üç kere (Bakara suresinin 255.) âyetel – kürsîyi okumalıdır.

Yani; her rekatta 1 Fatiha, üçer kere, Ayetel kürsi, ihlas, felak, nas sırayla hepsini üçer kere okur 4 rekatı böylece kılar.

Namaz bittikten sonra, ellerini açmalı ve şöyle dua etmelidir: İzzet ve Ceberut sahibi Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Kudret ve melekût sahibi Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Ölümü olmayan diri Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Kendisinden başka ilah yoktur; öldürür ve diriltir. Kulların ve ülkelerin Rabbı noksan sıfatlardan münezzehtir. Çokça temiz mübarek bir şekilde, her halükârda Allah'a hamd olsun. Allah büyükler büyüğüdür. Rabbimizin şanı yücedir; ilmi ve kudreti her yerde geçerlidir. Bundan sonra, ne dileği var ise, onu dilemelidir.

Böyle eden bir kimseye; Allah'ın Beyt'ini (Kabe-î Muazzama'yı) hac eden, peygamberinin kabrini ziyaret eden, Allah yolunda cihad eden kimsenin sevabı verilir.

Bu arada, Allah-ü Teâlâ'dan ne gibi bîr dilekte bulunursa Allah-u Teâlâ onu kendisine ihsan eyler. Bir kimse, o on gecelerin her birinde bu namazı bırakmadan kılarsa Allah-ü Teâlâ. onu en yüksek firdevs cennetine koyar.

43- Arefe günü namazı

Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz buyuruyor.

Arefe günü, öğlenle ikindi arasında dört rekât namaz kılınır. Bu namazın her rekatında; Fatiha suresinden sonra, 50-elli kere İhlas suresi okunur.

(Şöyle her rekatta bir Fatiha sonra besmele çekmeden sırayla elli adet Kulhuvellahu ehad.. suresi okunur ve tamamı böyle kılınır.

44- Akşam ve yatsı namazlarının arasını ihya etmek

Bu vakitte kılınan bir namaz, sünnet-i müekkede'dir. Hz. Peygamber'in ‎akşam ve yatsı arasında altı rek'at namaz kıldığı nakledilmektedir. Bu ‎namazın fazileti büyüktür. Bazı âlimlere göre şu ayetle kast olunan namaz ‎budur:‎

Onlar geceleyin namaz kılmak için yataklarından kalkarlar. ‎‎(Secde/16) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:‎ Kim akşam ile yatsı arasında namaz kılarsa, bu namaz, evvabînin (yüzünü Allah'a döndürenlerin) namazındandır.

Kim akşam ile yatsı arasında, cemaatle namaz kılınan bir camide durup (itikâfa girerek), namazdan veya Kur'an'dan başka birşeyle konuşmazsa, Allah Teâlâ onun için cennette, uzunluğu yüz senelik mesafe olan iki köşk lütfeder. Yine onun için o iki köşk arasında yeryüzündeki bütün insanlar oraya akın etseler bile, onları alabilecek genişlikte bir bahçe tanzim edilir.

Arefe günü oruç tutmak iki yıllık günahın affına sebep olur. Bir sene geçmiş bir sene gelecek. Diğer günlerde de oruç tutmanın fazileti çoktur.

45- Evvabin Namazı

Ebu Hureyre r.a Rasulullah S.A.V şöyle buyurdu:Her kim, akşam(ın farzın)dan sonra altı rekat kılar ve arasında söz konuşmazsa, o altı rekat o kimse için on iki senenin ibadetine muadil (denk) kılınır.[38] Hz Aişe r.anha dan Efendimiz S.A.V şöyle buyurmuştur: Her kim, akşamdan sonra yirmi rekat namaz kılarsa Allah ona cennette bir köşk bina eder.[39] Buyurdu

Ayrıca iki rekatı da şöyle kılar: bir Fatiha, yedi İhlas suresi okur.

46- Teravih namazı

Teravih namazı, Ramazan-ı şerife mahsus, yirmi rekattan ibaret olup bir sünneti müekkededir. Bu namazı Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz ile Hülefa-i Raşidin (R.Anhüm) devamlı kılmışlardı. Bu namazın cemaatle kılınması da bir sünneti kifayedir. Bu sebeple bütün bir mahalle halkı cemaatle kılmayı bırakıp evlerinde kılacak olsalar, sünneti terk ile günahkâr olmuş olurlar.

47- Sefer namazı

Nafilelerden biri de: İki rekât sefer namazıdır. Muktai'm b. Mikdâd'dan rivayet olunmuştur ki: Resûlüllah (S.A.S.) buyurmuştur ki: Bir kimse ailesi yanında iki rekâttan daha üstün bir şey bırakmamıştır ki, onları ehli yanında sefere gitmeyi murad ettiği zaman kılar.

48- Evden çıkarken kılınacak namaz

Ebu Hürryre r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur

Evinden cıktığın zaman iki rekât namaz kıl; bunlar seni kötü çıkıştan korur. Evine girdiğin zaman dahi iki rekât namaz kıl; bunlar da seni kötü girişten korur.

Enes b. Malik r.a Resulüllah S.A.V efendimiz sabah namazı üzerine şöyle buyurmuştu. Bir kimse, abdestini alıp da, mescide yönelip orada namazını kılarsa, oraya gidişinin her adımında kendisine bir iyilik yazılır; Her kötülüğü de silinir. iyilikler, on misli sevap getirir. Sabah namazını kıldıktan sonra, güneş doğarken, evine giderse Allah-u Tealâ, onun için bedenindeki tüylerin sayısı kadar sevap yazar. Ayrıca onun için makbul bir hac sevabı verir. Namaz vakti gelinceye kadar orada oturur ise., kendisine her oturma karşılığı iki bin sevap yazılır. Yatsı namazını cemaatle kılmaya giden için dahi aynı şekilde sevap vardır. Onun bu ibadetleri, makbul bir umre ve makbul bir hac sevabına çevrilir.

Osman b. Affan r.a.   Resulüllah S.A.V. efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse, yatsı namazını cemaatle kılarsa gecenin yarısını ibadetle geçirmiş olur. Sabah namazını cemaatle kılan dahi, gecenin tümünü ibadetle geçirmiş olur.

Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurur: Yatsı ve sabah namazı kadar münafıklara ağır gelen bir namaz yoktur. Şayet onda olan sevabı bilmiş olsalardı; sürünerek giderlerdi. İstiyorum ki: Ashabıma emir vereyim, odun toplayalar. Evlerinde oturup da bizimle namaz kılmaya gelmeyenlerin evlerini ateşe vereyim.

49- Sefer dönüşü namazı

Nafilelerden biri de: Sefer dönüşü iki rekât namazdır. Ka'b b. Mâlik R.A. dan rivâyet olunmuştur ki: Demiştir ki: Resûlüllah (S.A.S.) yolcu­luktan gelmez ancak gündüzün kuşluk zamanı gelirdi.[40]

50- Aşure günü namazı

Bir kimse, anlatılacak şekilde dört rekât namaz kılarsa Allah-u Teâlâ onun elli senelik geçmiş; elli senelik de gelecek günahını bağışlar.. Mele-i âlâda dahi, onun için nurdan bir köşk yapar:

Her rekâtında bir kere Fatiha suresi Elli bir kere (51) İhlâs Kulhuvellahu ehad suresi okunur.

Bir başka rivayette ise, bu namaz şöyle anlatılmıştır :

Dört rekât olup her iki rekâtta selâm verilir. Her rekâtta, bir kere Fatiha suresi okunur.

Her rekâtta, bir Zilzal suresi (99. Suredir.) bir kere Kâfirun  (109. Suredir.) bir kere İhlâs suresi okunur. (112. Suredir.)

Namaz bittikten sonra da, Resulüllah S.A.V Efendimize yetmiş kere salâvat okunur.

51- Recebi Şerif Ayındaki Nafileler

Selman-ı Farisi'ye r.a den rivayetle Resulullah S.A.V efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

Ya Selman, iman edenlerden kadın veya erkeklerden biri; bu ayda 30 otuz rekât namaz kılarsa., bu namazların her rekatında Fatiha suresini okuduktan sonra, üçer kere de İhlâs suresi ile, Kâfirun surelerini okursa, Allah-ü Teâlâ onun günahlarını siler. Onun için vereceği ecir, ayın tümünü oruç tutan kimsenin ecri gibidir. Gelecek seneye kadar, namaz kılan kimsenin sevabını alır.

Receb ayının 27. yedinci günü Cebrail aleyhisselâm’ın Resulüllah S.A.V efendimize elçilik vazifesini getirdiği ilk gündür.

Hibetüllah bize, Hasan-ı Basri'nin şöyle dediğini anlattı:

Receb ayının 27. gecesi olduğu zaman, Abdullah b. Abbas, sabaha itikâf niyeti ile çıkardı. Öğlen zamanına kadar da namaz kılardı. Öğlen namazını kıldıktan sonra da, bir miktar dinlenirdi.

Daha sonra dört rekât namaz kılardı. Bu namazda şu sureleri okurdu

Bir kere Fatiha suresini

Birer kere Muavvezeteyn (113. 114.) surelerini

Üç kere Kadr (97.) suresini

Elli bir kere İhlâs (112.) suresini

Bu namazdan sonra, ikindi namazına kadar dua ederdi. Şöyle buyururdu. Rasulullah S.A.V de bugün böyle yapardı.

Recebi şerifte oruç tutmak bire yüz misli sevap yazılır. İlk günlerin sevabı çoktur.

52- Cuma Günü ve Gecesi yapılacak ibadetler

Bir kimse cuma günü Kehf suresini okursa, on bin dinar sada­ka veren kimsenin sevabını kazanır. (18. suredir.)

Cuma gününde ve cuma gecesinde; dört sure ile dört rekât namaz kılmak müstehaptır.

Birinci rekâtta En'am suresi okunur. (6. suredir.)

ikinci rekâtta, Kehf suresi okunur. (18. suredir.)

Üçüncü rekâtta, Taha suresini okur. (10. suredir.)

Dördüncü rekâtta, Mülk suresi okunur. (6?. suredir.)

Şayet, anlatılan sureleri iyi okuyacak durumda değilse, iyi okuya­bildiği kısımları okur. Böyle etmek sureti ile, kendisine bir hatim sevabı verilir.

Bir kimse, cuma günü, on rekâtta yahut yirmi rekâtta bin kere İhlas suresini okursa,onun için, Kur'an'ı hatmekten daha faziletli olur. (112. suredir.)

53- Ramazan ayındaki namazlar

1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse iki rekat namaz kılsa,her rekatta da Kadir Suresi'ni okusa, Allahü Teala (Celle Celalühü), o kişiye üç türlü kolaylıkverir:

Bu ay içinde orucu ve namazı ona kolaylaştırılır.

Bu ay içindeki orucunu ve namazını kabul eder.

Gelecek yıla kadar fakirlikten emin eder.

2-İkinci gecesi: Peygamber Efendimiz(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse, bir Fatiha suresi ile dörder kere Felak ve Nas SURELERİ'ni okumak suretiyle iki rekat namaz kılsa, o yıl içinde ettiği muameleden ziyan görmez. İmansız kalmak tehlikesinden emin olur. Ahirette de iki iyilik bulur:

Cehennemden halas olur Cennette felah bulur."

(Hazreti İbn-i Ömer (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

3- Üçüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi veSellem) buyuruyor ki: "Bu gecenin sonunda bir Fatiha suresi, beş KEVSER suresi ve beş İhlas suresi ile iki rekat namaz kılan kişi, Hazreti Ebubekir Sıddık (Radıyallahü Anh) elinden bir kase dolusu kevser şarabı içer ki, asla susuzluk görmez." (Hazreti Ömer (Radıyallahü Anh) ve Hz. Said (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

4-Dördüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bugece, bir Fatiha suresi ile dört kere ASRsuresi okuyarak altı rekat namaz kılan kişi altı türlü iyilik bulur: Müslüman olarak dirilir, Müslüman olarak ölür

Kabir sualine İhlas okur gibi cevap verir, Yüzü ayın on dördü gibi olur, Sırat köprüsünden yıldırım gibi geçer - Hazreti Ebubekir Sıddık (Radıyallahü Anh}, köprü başında ona cenneti müjdeler." ,

(Hazreti Ebu Derda (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

5- Beşinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi veSellem) buyuruyor ki: "Bu gece dört rekat namaz kılıp birinci rekatta bir Fatiha suresi ile bir TEKASÜR suresi, ikinci rekatta bir Fatiha suresi ile bir ASRsuresi, üçüncü rekatta bir Fatiha suresi ile bir Maun suresi, dördüncü rekatta da bir Fatiha suresi ile üç İhlas suresi okuyan kişi kabir azabı görmez. Allahü Teala (Celîe Celalühü), onun günahlarını defterinden kazır. Yerine büyük taatlerin sevabnı yazar."

(Hazreti İbn-i Abbas (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

6- Altıncı gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) buyuruyor ki: "Bu gece bir kişi, bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi ile 'Şehidalahü ennehü' (Al-i İmran Suresi, Ayet: 18) ayetini sayısız okuyarak iki rekat namaz kılarsa, Allahü Teala (Celle Celalühü} buyurur ki:

'Ey kulum! Bu namaz ile bütün günahlarını bağışladım. Artık bunun gibii güzel amellere başla, er gibi ol, güzel işlerden yüz çevirme." (Hazreti Ibn-i Mes'ud (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

7- Yedinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gecenin yansında dört rekat namaz kılarsa ve her rekatında bir Fatiha suresi ile onar defa İhlas, Felak ve Nas surelerini'ni okusa, Allahü Teala (Celle Celalühü) meleklere buyurur ki:

'Görün benim kulumu ki, tatlı uykusunu terk edip benim rızamı ister. O halde siz şahid olun ki, ben de kulumun günahlarını bağışlayıp cennete girmesini emrederim."

(Hazreti Ebu Hureyre (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

8- Sekizinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bugecede bir Fatiha suresi, birer defa daİhlas, Felak ve Nas surelerini'ni okuyarak iki rekat namaz kılan kimseye, yedi cehennem kapısı kapanıp sekiz cennet kapısı açılır." Hazreti Ali (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

9- Dokuzuncu gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} buyuruyor ki: "Birkimse, bu gecede bir Fatiha suresi, on İhlas suresi ve beşer kere Felak ve Nas sureleri ile on iki rekat namaz kılsa, on türlü haceti kabul olunur ve kıyamette yüzü ayın ondördü gibi nurlanır." (Hazreti İbn-i Mes'ud (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

10- Onuncu gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi veSellem) buyuruyor ki: "Bir kişi, bu gecede dört rekat namaz kılsa, birinci rekatta bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi, 'Şehidalahü ennehü' (Al-i İmran Suresi, Ayet: 18) ayeti ile Duha suresi'ni, ikinci rekatta birer defa Fatiha, A'LA ve Ğaşiye, üçüncü rekatta birer defa Fatiha ve Duha suresi'ni, dördüncü rekatta da Fatiha ile İnşrah sureleri'ni birer kere okusa, Allahü Teala (Celle Celalühü) okulun namazını kabul edip ölüm meleğine emir verir ki:

'Ben bu kulumu, benim şiddetimden ve azabımdan emin kıldım." (Hazreti Ebu Hureyre

(Radıyallahü Anh rivayet etmiştir.)

11- On birinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kişi, bu gece dört rekat namaz kılsa, her bir rekatında da bîr Fatiha suresi, on Ayetel Kürsi, on Kevser suresi ile on İhlas suresi okusa, kıyamet gününde kendisine bütün peygamberlerin sevapları kadar sevap verilir. Aynı zamanda kıldığı bu namaz, elliyıllık geçmiş günahlarına keffaret olur." Hazreti Ebu Hureyre (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

12- On ikinci gecesi: Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece, Allahü Teala'nın (Celle Celalühü) verdiği sure ile (herhangi bir sure ile) on rekat namaz kılan kimse, muhakkak ki, günah derdine karşı dermanı tam olarak bulmuştur." (Hazreti Süraka (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

13- On üçüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gecede bir kimse, bir Fatiha suresi ve otuzar kere de Felak ve Nas sureleri'ni okumak sureti ile altı rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimsenin bütün günahlarını bağışlar. O kimsenin günahları, denizlerdeki köpüklerden fazla olsa da." Hazreti Aişe (Radıyallahü Anha) rivayet etmiştir.

14- On dördüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gecede bir kimse, bir Fatiha suresi ve otuz İhlas suresi ile dört rekat namaz kılarsa rızkı ve bereketi fazla olur.Aynı zamanda o yıl içinde bütün muradları hasıl olur." Hazreti Ebu Osman (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

15- On beşinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gece bir Fatiha suresi ve on İhlas suresi ile üç selam vererek altı rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü}, o kimseyi cehennemden azad ettiği gibi ona Tevrat'ı, İncili ve Hazreti İbrahim'e (Aleyhisselam) inen sahîfeleri okumuş kadar sevap verir. Ayrıca yetmiş yıl aralıksız ve hiç dönmeden kafirlerle gaza etmiş gibi sevap verir. Aynı zamanda yüz kere de hac etmiş sevabı verir." Hazreti İbn-i Mes'ud (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

16-On altıncı gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece seher vaktinde bir kimse, bir Fatiha suresi ile bir 'Kulillahümme' (Al-i İmran Suresi, Ayet:26) okuyarak iki rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimsenin yüz türlü hacetini verir. Bunların onu dünya ve doksanı ahiret hacetleridir."

17- On yedinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gecede ilk rekatında birer defa Fatiha suresi ile Kevser suresi'ni, ikinci rekatta da bir Fatiha suresi ile on defa İhlas suresi'ni okuyarak iki rekat namaz kılarsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseyi müslümanlık üzerine diriltir ve müslümanlık üzerine öldürür. Aynca Azrail (Aleyhisselam), son nefesinde ona kevser şarabından içirir. Kıyamette açlık ve susuzluk görmez." Hazreti İbn-i Abbas (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.

18- On sekizinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse dört rekat namaz kılarsa, her rekatta bir Fatiha suresi, üçer defa da Ayetel Kürsi, İhlas, Felak ve Nas suresi'ni okursa o kimse anasından doğduğu gün gibi günahlarından soyunup çıkar. Azrail (Aleyhisselam) ona geldiği vakit, kendisini cennetle müjdeler." (Hazreti İbn-i Ömer (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir..)

19- On dokuzuncu gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki; "Bir kimse, bu gecede dört rekat namaz kılsa, her rekatında da bir Fatiha suresi ile yedi kere de Zilzal suresi'ni okusa, o kişi kıyamet korkularından emin olur ve bütün günahlarından arınır. Bütün kötülükleri iyiliğe dönüşür." (Hazreti Abdullah ibn-i Evfa (Radıyallahü Anh} rivayet etmiştir.)

20- Yirminci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, bu gecede altı rekat namaz kılsa, her rekatında da birer defa Fatiha suresi ile DUHA suresi'ni okusa, o kimsenin kabri nurlu olur ve hesabı da kolay olur." (Hazreti Abdullah îbn-i Evfa (Radıyallahü Anh) rivayet etmiştir.)

21- Yirmi birinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse bu gece iki rekat namaz kılsa, her rekatında da bir Fatiha suresi ile beşer defa da Felak ve Nas sureleri'ni okusa, o kimseye gelecek yıla dek kötü nazar değmez ve rızkı bereketli olur. O yıl içinde Ölecek olursa şehid olarak ölmüş olur."

22- Yirmi ikinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki; "Bir kimse bu gece yarısında dört rekat namaz kılsa, her rekatında da bir Fatiha suresi ile dört İnşirah suresi okusa, o kimse kırk peygamber sevabını bulur."

23- Yirmi üçüncü gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse gece yansında iki rekat namaz kılsa, her rekatta bir Fatiha suresi ile beş kere Duha suresi'ni okusa, o kimsenin yüzü kıyamette güneşten daha fazla nurlu olur. Onun yüzünün nuru ile sırat köprüsünden ev halkının yetmiş kişisi rahatça geçer."

24- Yirmi dördüncü gece: Peygamber Efendimiz {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse bir Fatiha suresi ve bir el Kariatu Mel karia suresi ile iki rekat namaz kılsa, o kimseye şöyle nida olunur: 'Korkma! Muhakkak ki sen, emin (korkusuz) kılınanlardansın."

25- Yirmi beşinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse iki rekat namaz kılsa, her rekatta birer defa Fatiha, Fil ve Kureyş suresi'ni okusa, o kimse kıyamette kime şefaat ederse şefaati red olunmaz. Ayrıca suya kanmış ve karnını tok tutmuş olur."

26- Yirmi altıncı gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse iki rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi, üç de İhlas suresi okusa, kıyamet gününde o kimseye öyle bir taç giydirilir ki, bütün mahlukların kılları sayısınca dil olsa o tacın kıymetini tavsif edemez."

27- Yirmi yedinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse iki rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha suresi ile yedi Kadir suresi okusa, o kişinin sevabı, Kadr'e yetenlerin sevabından eksik olmaz."

28- Yirmi sekizinci gece: Peygamber Efendimiz (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse, bir Fatiha suresi ve üç İhlas suresi ile iki rekat namaz kılsa, anasından doğduğu gün gibi günahlarından çıkar ve kıyamette hesaptan kurtulur."

29- Yirmi dokuzuncu gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse bir Fatiha suresi, yedi İhlas suresi ve birer Felak ve Nas sureleri'ni okuyarak iki rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseye nida eder ki:

'Ey kulum! Sana müjdeler olsun ki, orucunu ve namazını kabul ettim. Günahlarını bağışlayıp cenneti sana vacîb kıldım."

30- Otuzuncu gece: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bu gece bir kimse bir Fatiha suresi, onar kere de İhlas, , Felak ve Nas sureleri'ni okuyarak iki rekat namaz kılsa, o kimsenin üç türlü büyük haceti kabul olunur: Taatleri makbul olur Dünyadan iman ile gider Kitabı sağ yanından verilir."

54- Hasımlara helâl ettirme namazı.

Hasımların hakkını ödemek, onların helâlliğini almak için kılınacak namaz dört rekâttır. Hepsi bir selâmla şöyle kılınır: Birinci rekâtta: Bir kere Fatiha suresi. On bir kere İhlâs suresi (112. sure)

ikinci rekâtta: Bir kere Fatiha suresi On kere İhlâs suresi (112. sure) Üç kere Kâfirun suresi (109. sure..)

Üçüncü rekâtta: Bir kere Fatiha suresi On kere İhlâs suresi (112. sure) Bir kere Tekâsür suresi.. (102. sure)

Dördüncü rekâtta: Bir kere Fatiha suresi On beş kere İhlâs suresi Bir kere Ayet'el - Kürsî.. (Bakara suresinin 255. âyetidir.) Bundan sonra kıldığı namazın sevabını hasımlarına bağışlar.. Yüce Allah dilerse, hasımlarını razı etmekte kendisine yardımcı olur.

Bu namaz, sayılacak yedi vakitte kılınabilir: Receb ayının ilk ge­cesinde, saban ayının on besinde, ramazan ayının son cumasında, iki bayram günlerinde, arefe gününde, asura gününde.

55- Şevval ayında kılınacak kurtuluş namazı.

Enes'e r.a. Resulüllah S.A. efendimizin söyle buyurur:

Bir kimse, gece olsun, gündüz olsun; her rekâtında: Bir kere Fatiha suresi. On beş kere İhlâs suresi (112. sure)

Okumak sureti ile dört rekât namaz kılarsa namaz bittikten sonra da: Yetmiş kere tesbih (sübhanellah..) Yetmiş kere de Resulüllah'a salâvat.. okursa beni peygamber olarak gönderen Yüce Zat hakkı için, bu namazı kılanın kalbinden hikmet kaynakları kaynamaya başlar; o hikmetleri dili ile konuşur.

Allah-u Teâlâ o kimseye, dünyanın derdini de devasını da gösterir.

Beni peygamber olarak gönderen Allah hakkı için; her kim bu na­mazı anlattığını şekilde kılar ise., başım secdeden kaldırmadan Allah onu bağışlar.

bu arada ölecek olursa, bağışlanmış ve şehid olarak ölür,

Bir kimse, bu namazı yolculuk halinde kılarsa, murad ettiği yere gidişini ve dönüşünü Allah-u Teâlâ kolay eyler.

Şayet borçlu ise AIlah-u Teâlâ ona borçtan ödemeyi kolay eyler.

Şayet bir ihtiyacı varsa Allah-u Teâlâ onun bu ihtiyarını yerine getirir.

Seni peygamber olarak gönderen Yüce Allah hakkına yemin ede­rim ki: Bu namazı bir kimse kılarsa Allah-ü Teâlâ onun okuduğu her harf ve her âyet için cennette bir mahrefe ihsan eder. Bu arada sorup dediler ki: Ya Resulellah, mahrefe nedir?
Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle anlattı: Mahrefe, cennette bahçelerdir. Onun ağaçlarından birinin göl­gesinde bir atlı yüz sene gitse, yine aşamaz.

Eba Eyyub El Ensari r.a (Eyüp Sultan) rivate göre Efendimiz S.A.V şöyle buyurur. Kim Ramazan orucunu tutar peşinden şevvalden de 6 altı gün oruç tutarsa bir yıl oruç tutmuş gibidir.[41]

56- Kabir azabından kurtulmak için kılınacak namaz

Hazret-i Ali'den r.a. Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle buyurmuştur: Bu iş için iki rekat namaz kılınır.

Bu namazın birinci rekâtında, Fatiha suresinden sonra; Furkan suresinin 61. ayetinden başlayıp surenin sonuna kadar okumalıdır.

ikinci rekâtında ise Müminun suresinden başlayıp 14. âyetine ka­dar okumalıdır. 14. âyet dahil.

Her kim hu namazı kılar ise., cinlerin ve insanların hilelerinden emin olur. Kıyamet günü, hesap defteri sağından verilir. Kabir azabından emin olur. Kıyametin dehşetinden kurtulur. Kendisi istemese de, ona Kur'an öğretilir. Ondan fakirlik hali gider.

Allah-u Teâlâ ona hikmetler verir. Peygamberi Mubammed'e S.A.V gönderdiği kitaba karşı basiretli, yani: Anlayışlı kılar. Kıyamet günü, kendisine kurtuluş çareleri telkin edilir. Kalbine nur konur. İnsanlar korktuğa zaman o kimsede korku olmaz; insanlar mahzun olduğu zaman, o kimse mahzun olmaz. Kendisine basiret nuru verilir. Dünya sevgisi onun kalbinden çıkarılır. Allah katında sıddıklardan yazılır.

57- Hacet namazı

Enes b. Malik r.a; Ebu Haşim Eyli Resulüllah S.A.V efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:

Bir kimsenin Yüce Allah'tan önemli bir dilediği olur ise gü­zelce abdest alıp iki rekât namaz kılsın. Bu namazın Birinci rekâtında; Fatiha suresinden sonra Ayet'el - Kürsî'yi okur. (Bakara : 255), ikinci rekâtında ise Fatiha suresinden sonra amenerrusuluyü) okur. (Bakara: 285 ve 286)

Bundan sonra, teşehhüde oturup selâm verir. Namaz bittikten sonra da dua eder.

58- Yardım dileme Kifaye namazı

Bu namaz iki rekattır, hangi vakitte istenirse kılınır. Bu namazın her rekatında şunlar okunur. Bir kere Fatiha suresi. On kere İhlas suresi, Elli kere şu ayeti okur Feseyekfike humullah ve huvessemi’ul alim فسيكفيكهم الله وهو السميع العليم2/137

59- Kabir ziyareti namazı

Kabir ziyareti namazı iki türlüdür. Birincisi; meyyit (ölü) Öldüğü gün, henüz gece olmadan meyyitin velisi, bir miktar sadaka verip sonra kabri ziyarete gider, Kur'an-ı Kerim okur, ölüyü yalnız bırakmaz. Eğer sadaka vermeye kadir olmazsa bunun yerine iki rekat namaz kılar ve "Ey Allah'ım! Bu namazın sevabını o ölüye hibe eyledim. Kabul edip hepimize rahmet eyle" diye dua eder.

Kılacağı namazın her rekatında bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi ile on kere Tekasür suresi'ni okur. Allahü Teala (Celle Celalühü), o ölünün kabrini nurla, doldurur, kendisine nihayetsiz sevaplar ve şefaatler verir.

ikincisi ise şudur: Bir kimse bir kabri ziyaret etmeyi dilerse önce iki rekat namaz kılar. Bu namazın her rekatında bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi ile üç İhlas suresi okur. Namazı bitirince de sevabını ölülerden kime dilerse bağışlar. Sonra sükut üzere yürüyüp kabristana girer. Kabirlerin yanına vardığı zaman şöyle selam verir

60- Kabir namazı

Hazreti Ali (Radıyallahü Anh) Efendimiz, Peygamber Efendimiz'e ‎‎(Sallallahü Aleyhi ‎ve ‎‎Sellem) gelerek ‎"Ya Rasulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bir kimse kabir ‎azabından ‎‎nasıl ‎kurtulur?" diye sorduğunda Peygamber Efendimiz ‎‎(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‎‎şöyle ‎buyurmuşlardır:‎ Üç şey ile kurtulurlar:‎

‎1-‎ Ayetel Kürsi'yi çok okumakla. (Bilhassa farz namazların sonunda)‎

‎2- Her Cuma gününde iki rekat namaz kılmakla. Bu namazı kılan kimse birinci rekatında Fatiha suresi ile Mülk (Tebareke) suresi'ni okusun. İkinci rekatında ise Fatiha suresi ile İhlas suresi'ni okusun. Her gün yüz kere İhlas okumayı adet edinmekle. İşte bunları devamlı yapan kimse kabir azabından kurtulur."

61- Fırtına ve korku namazı

Çok kuvvetli ve korkulu yeller estiğinde, yahut herhangi bir hususta şiddetli korku belirdiğinde cemaatin toplanıp herkesin kendi başına iki rekat namaz kılıp hacet dilemeleri (istekte bulunmaları), bu afetten kendilerini kurtarmasını Allahü Teala'dan (Celle Celalühü) dilemeleri güzel görülmüştür.

62-Sıddıkların namazı

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurmuşlardır ki: "Bir kimse, Aşura günü dört rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha suresi ile on İhlas suresi okusa, bu namaz sıddıklartn namazıdır. Bu namazı kılan sıddıklar sırasında yazılır. O kimse, Ahlasul Halisin (halislerin en halisi) olur."

63- Şükür namazı

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her ne zaman bir düşkün, cüzzamlı ve gözsüz görse, kendisinin afiyette bulunduğuna şükretmek için secde ederdi. Bir hayırlı haber aldıklarında yine bir şükran ifadesi olmak üzere secde ederlerdi. İşte bundan ötürü, salih kimseler, hayırlı bir niyetleri hasıl olduğu zaman iki rekat "Şükür Namazı" kılmayı sünnet kabul etmişlerdir. Bu namaz bittikten sonra da şu duayı okurlardır:

Elhamdü lillahillezi binîmetihi tetimmessalihat "Övgü o Allah'a (Celle Celalühü) mahsustur ki, nimetiyle güzelliklerini tamamladı."

musibet namazı Kişinin başına herhangi bir musibet, kötü iş geldiğinde iki rekat namaz kılar. Namaz bittikten sonra şu dua okunur: (Velhamdü lillahi rabbil alemin, tnna lülahi ve inna ileyhi raciun. Allahümme ecirni fi musibeti vehlukni hayran mihna.) "Bütün övgüler alemlerin Rabbi olan Allah'a {Celle Celalühü) mahsustur. Muhakkak ki biz Allah'a (Celle Celalühü) aitiz ve biz yine O'na döneceğiz. Allah'ım! Bu musibet içinde beni mükafatlandır ve onun hayırlarına beni eriştir."

64- Nezir (adak) namazı

Bir kimse, hayır bir muradının hasıl olması üzerine bir miktar namaz, oruç yahut kurban nezir (adak) etse, o dilediği şey meydana geldiği vakit geri bırakmadan acele ile o adağını yerine getirmesi lazımdır. Adadığı o ibadeti (namazı, orucu, vs) kişinin yerine getirmesi vacibdir.

65- Zenginlik isteme namazı

Fakirlik ve borçlarından dolayı sıkıntıya düşen kişi Perşembe günü dört rekat namaz kılar. Fakirliği sebebiyle Peygamber Efendimiz'e (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dert yanan bir kişiye Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlardır:

"Ey arabi! O halde her Perşembe günü iki namaz arasında dört rekat namaz kıl. Birinci rekatta bir Fatiha suresi ile on kere İnna enzelnahu fi leyletil Kadr suresi, on beş kere de İhlas suresi'ni oku. İkinci rekatta da bir Fatiha suresi ile on kere Zilzal suresi, yirmi beş kere de İhlas suresi'ni oku.

Üçüncü rekatta bir Fatiha suresi, üç kere Adiyat suresi, on kere Karia suresi, on kere de Felak ve Nas suresi'ni oku. Dördüncü rekatta bir Fatiha suresi, üç kere Karia suresi, on kere Kureyş suresi, on kere de Kafirun suresi'ni oku. Selam verdikten sonra kimseye bir şey söylemeden dua et.

66- Kayıp şeyi bulma namazı

Bir kimsenin herhangi bir şeyi kaybolsa iki rekat namaz kılar. Her rekatında bir  Fatiha suresi ile bir Yasin suresi okur. Namazdan sonra başında ve sonunda salavat okuyarak şu duayı okur:

(Allahümme ya camiennasi liyevmin la raybe fîhi ve ya hadiyed dalleti dürre aleyye dalleti)

67- Azraille güzel karşılaşma namazı

Miraç gecesinde Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Azrail (Aleyhisselam) ile karşılaştığında ona şöyle buyurdu:

"Kardeşim Azrail! Bugün senden umarım ki, benim ümmetimin kolayca can vermesi için bana bir şey söyleyesin de, onu ümmetime armağan götüreyim."

Bunun üzerine Azrail (Aleyhisselam) buyurdu ki:

"Ya Rasulullah! Benim de hediyem şu olsun ki, bu namazı her kim kılarsa ben onun yanma peygamberlerin yanına vardığım gibi varırım. Cam boğazına geldiği vakit cdeble ve selamla ona Yukarı bak' derim. O da yukarı bakar. Cennet kapılarının açıldığını, huri kızlarının kendisine müştak olarak bekleyip durduklarını görür. Hemen o zaman ruhunu kabzederim. Hiç duymaz bile. O namaz şudur:

İki rekatlı bîr namazdır. Her rekatında üç Fatiha suresi, on Ayetel Kürsi ve yüz İhlas suresi okusun. Rükuda yirmi bir kere 'Sübhane Rabbiyel Azim' desin. Secdede de yirmi bir kere 'Sübhane Rabbiyel Ala' desin. Bu namazı her gece kılamazsa haftada bir kez kılsın. Ona da güç yetiremezse ayda bir kere, yahud yılda bir kere, hiç olmazsa ömründe bir kere kılsın."

68- Bütün afetlerden korunma namazı

Hazreti Ebu Hureyre'den (Radıyallahü Anh) rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Akşam namazı ile yatsı namazı arasında bir kimse yirmi rekat namaz kılsa, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseyi kendi nefsinde, ev halkı hususunda, malında, dünyasında ve ahiretinde kendi hıfz ve emanında kılar. Onu bütün afetlerden korur."

69- Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyada görme namazı

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir kimse, beni rüyasında görmek isterse, Cuma gecesinde iki rekat namaz kılsın. Bu namazın her rekatında bir Fatiha suresi ile on beş İhlas suresi okusun. Namazı bitirince yüz kere salavat-ı şerife getirsin. Eğer o gece rüyasında beni görmezse buna her Cuma devam etsin. Ancak abdestli olarak kıbleye karşı edeble yatmak gerekir. Eğer bir kimse, bu namazla ve dua ile meşgul olsa da rüyasında beni görmese, Allahü Teala (Celle Celalühü) Hazretleri o kimsenin bütün geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamaktan başka, on iki bin kere Kur'an-ı Kerim'i hatim etmişçesine ona sevap verir. Ayrıca kıyamet susuzluğunu ve açlığını ondan kaldırır. Ne kadar üzüntü ve kederleri varsa onları da üzerinden kaldırır. Bir yıllık günahı yazılmaz. Ölüm. sekeratı (baygınlığı) ona kolaylaşır. O yıl içinde ölse şehid olur. Ne kadar hacet dilerse hepsi kabul edilir. Ne kadar borcu varsa hepsi ödenir. Darlık ve sıkıntı görmez. Hazreti Rıdvan (Aleyhisselam) kendi eliyle ona cennet meşrubatını içirmedikçe ve beni beden gözü ile görmedikçe ölmez.

70- Fakirlik başa geldiği zaman kılınan namaz

Bu namaz dört rekattır. Ali bin Hüseyin (Radıyallahü Anh)'dan yapılan rivayete göre Hazreti Ali (Radıyallahü Anh) kendi oğluna şu tavsiyeyi yapmıştır: "Oğulcağızım! Sana bir bela dokunduğunda ya da bir dert geldiğinde abdest alıp dört rekat namaz kıl. Sonunda da şu duayı oku: 'Ey bütün şikayetlerin arz olunacağı tek makam! Ey bütün gizli görüşmeleri ve gönülden geçenleri işiten! Ey her türlü gizli ve kapalı şeyleri bilen! Ey dilediği her şeyi meydana çıkaran! Her türlü belayı keşfedip kaldıran! Ey Musa'yı (Aîeyhisseiam), Muhammed Mustafa'yı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ibrahim Halil'i (Aleyhisselam) kurtaran! Dert ve fakirliği şiddetlenen kimsenin duasıyla sana yönelip dua ediyorum. Kuvveti zayıflayan, çaresi azalan fakirin, fakirlik içinde boğulanın, garip kalanın duasıyla sana yalvarıyorum. Bunların başına gelen dert ve fakirliği senden başkası keşfedip kaldıramaz. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Şüphesiz ki ben kendine zulmedenlerdenim."

Hazreti Ali bin Hüseyin (Radıyallahü Anh) devamla diyor ki: "Kendisine bela ve dert dokunan kimse bu duayı okuyacak olursa, Allahü Teala (Celle Celalühü) mutlaka onun üzerindeki dert ve belayı kaldırır."

71- Anne ve babaya iyilikte bulunma namazı

Bu namaz İki rekattır. Perşembe akşamı, akşam ile yatsı arasında kılınır. Her rekatında bir Fatiha, beş Ayetel kürsi, beş İhlas süresi, beşer defa da Felak ve Nas sureleri okunur. Namazdan sonra Allahü Teala'ya (Celle Celalühü) on beş defa istiğfar edilip Peygamber Efendirniz'e (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) on beş defa salavatı şerife getirilir. Hasıl olan sevabı anne ve babasına bağışlar.

Hazreti Ebu Hureyre'den (Radıyallahü Anh) rivayet edilen bir hadis-i şerifte "Kim bu namazı kılarsa, o kimse gerçekten ana ve babasının hakkını ödemiş olur. Onlara karşı yapacağı iyiliği tamamlamış sat/rZif-."buyurulmaktadır.

72- Çokça tevbe edenlerin namazı

Bu namaz on iki rekattır. Cuma günü öğle ile ikindi arasında kılınır. Her rekatında bir defa Fatiha suresi, bir defa Ayetel Kursi, bir defa İhlas suresi, birer defa da Felak ve Nas sureleri okunur,

73-Tevbe namazı

Bir müslürnan bir günah işlerse, hemen pişman olup tevbe etmesi gerekir. İşte, böyle bir kimsenin işlediği günahtan tevbe için güzelce abdest alıp tenha bîr yerde iki rekat namaz kılması ve o günahından dolayı Allahü Teala'dan (Celle Celalühü) mağfiret dilemesi mendubdur.

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kul günaha girer, sonra kalkar da abdest alıp namaz kılar,

sonra da Allahü Teala'dan (Celle Celalühü} bağışlanmasını dilerse Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseyi mutlaka bağışlar."

(Tİrmizi, Ebu Davud, Nesei, İbn-i Mace)

74- Ölüm halinde kolaylık için kılınan namazı

Bu namaz iki rekattır. Akşam ile yatsı arasında kılınır. Her rekatında bir Fatiha suresi ile üç İhlas suresi okunur. Bu namazı kılan kimseye Allahü Teala (Celle Celalühü} ölüm sekeratını (sarhoşluğunu) kolaylaştırır.

75- İdrar dokunma keffareti namazı

Bu namaz İki rekattır. Kuşluk namazından sonra kılınır. Birinci rekatında bir Fatiha suresi ile yedi Kevser İnna Aytayna ke..suresi okunur, ikinci rekatında ise bir Fatiha suresi İle yedi İhlas suresi okunur. Allahü Teala (Celle Celalühü) İdrar dokunmasına keffaret niyetiyle bu namazı kılan kimsenin bedenine ve elbisesine dokunan idrardan dolayı kazandığı günahlarını bağışlar.

76- Diş ağrısından kurtulmak için kılınan namaz

Bu 'namaz iki rekattır. Akşam İle yatsı arasında kılınır. Her rekatında birer defa Fatiha, Kafirun, Nas, İhlas, Felak ve Nas sureleri okunur. Bu namazı kılan kimse diş ağrısı görmez. Hazreti Ebu Zer {Radıyallahü Anh) diş ağrısından dolayı Peygamber Efendirniz'e (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şikayette bulunduğunda Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Bu namazı her gece kıldığın takdirde bir daha diş ağrısından şikayetin olmaz" buyurmuş, o da böyle yapınca bir daha diş ağrısı görmediğini söylemiştir.

77- Yağmur yağdığında kılınacak namaz

Bu namaz iki rekattır. Hazreti Ebu Ümame'den (Radıyallahü Anh} rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Kim yağmur indiğini görürde o sırada iki rekat namaz kılar, bu namazın rüku ve secdelerini layıkıyla yapar, tam bir huşu içinde yerine getirirse, Allahü Teala (Celle Celalühü) o kimseye her katra (yağmur damlası) için on sevap verir ve bu yağmurdan yeşeren her yaprak başına ona on sevap bahşeder" buyurmuşlardır.

78- Sefer namazı

Sefere çıkmanın edeblerinden birisi de yola çıkmadan evvel o yolculuk için istihare (hayır umma) namazı kılmak ve yola çıkarken de dört rekat namaz kılmaktır. Bu dört rekatın her rekatında birer Fatiha ve İhlas suresi okunur. Sonra şu şekilde dua yapılır: "Allah'ım! Bu namazla sana yaklaşmak istiyorum. Bu namazları benim çoluk çocuğuma ve malıma halef yap (ben dönünceye kadar çoluk çocuğum ve malım bu namazlar hürmetine korunmuş olsun). Böylece bu namaz sefere çıkan kişi geri dönünceye kadar onun çoluk çocuğuna ve malına vekil ve koruyucu olur.

79- Kaçırılanların namazların keffareti namazı

IPeygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Bir kimse, cehalet zamanında bir müddet namazı terk ettikten sonra tevbe edip terk ettiğine pişman olsa, o

kimse Cuma günü iki namaz arasında on iki rekat namaz kılsın. Bu namazda bir Fatiha suresi, bir Ayetel Kürsi, bir İhlas suresi ve birer kere de Felak ve Nas sureleri'ni okusun. Allahü Teala (Celle Celalühü), kıyamet gününde o terk ettiğinamazların hesabını o kimseden sormaz. Günah defterine yazılı olan seyyiatı hasenata tebdil olunur."

80- Zifaf gecesi namazı

Evlenen ciftler düğün bittikten sonra baş başa kaldıklarında Allah’a şükr ederler. Mevla tealadan hayırlı zürriyetler dileyip. Şükür niyetiyle diledikleri kadar namaz kılarlar.

81- Kazaya kalmış namazlar için kılınan namaz

Her kim akşam namazından sonra iki rekat nanıaz kılar ve her rekatında bir Fatiha, bir Ayetel Kürsi ve üç İhlas suresi okursa o namaz o kimse için kırk yıllık kazaya kalmış namazı yerine getirmişçesİne kabul olunur. (Bu, kırk yıllık kaza namazı kılınmış sayılır şeklinde bir anlam taşımamaktadır. Çünkü kazaya kalmış namazlar ancak kaza edilmekle kılınmış sayılır. Bu rivayet, namazını kazaya bırakıp da bunun üzüntüsünü taşıyanlara bir teselli mahiyetinde­dir.)

82- Borç ödemek için kılınan namaz

Hazreti İbn-i Ömer'den (Radıyallahü Anh) rivayete göre bir adam Peygamber Efendimiz'e (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelerek "Ya Resulallah! Üzerimde bir hayli borç var" dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Dört rekat namaz kıl. Birinci rekatta bir Fatiha ile on defa Felak suresini oku. İkinci rekatta da bir Fatiha ile on defa Kafirun suresini oku.

Bu iki rekatı bitirince selam ver ve şu teşbihi yap:

'Sübhanallahil ebedilyyil ebed. El vahidil ehad. Sübhanallahil ferdis samed. Ellezi rafeas samedi biğayri amed. El müteferridi bîla sahibetîn vela veled.'

Bu duadan sonra kalk, iki rekat daha namaz kıl. Birinci rekatta bir Fatiha suresi ile üçer defa Tekasür ve Asr surelerini oku. İkinci rekatta da bir Fatiha suresi ile üçer defa Zilzal ve İhlas suresini oku. Namazı bitirince selamdan sonra secdeye var ve yedi defa şu duayı oku:

'Allah'ım! Her zor işte senden kolaylık istiyorum. Çünkü her zor işte kolaylık meydana getirmek senin için çok kolaydır.'

Sonra secdeden kalkıp otur ve on defa sunu oku:

'Göklerin, yerin ve bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a (Celle Celalühü) hamdolsun. Büyüklük ve yücelik göklerde de, yeryüzünde de ancak O'na mahsustur. O çok güçlü ve yegane hikmet sahibidir.'

İşte bunları yerine getirecek olursan Allahü Teala (Celle Celalühü) borcunu ödeme imkanlarını sana lütfeder."

83- Rüyada Efendimiz as görmek için kılınan namaz

Ebu Hureyre r.a. Resulullah S.A.V efendimizin şöyle buyur­duğunu anlattı :

Bir kimse, cuma gecesi, iki rekât namaz kılarsa ve her rekatında: Bir kere Fatiha Suresini. Bir kere âyet'el - kürsîyi (Bakara suresinin 255. âyeti.) On beş kere İhlâs suresini okuması gerekir.

Bu namazın sonundu:  (Allahümme salli Muhammedin - nebîyy'il - ümmiyyi) diye okursa, beni rüyada görür. Hem de gelecek cumaya kal­madan beni, mutlaka görür. Beni gören kimse için cennet vardır; onun geçmiş günahı da bağışlanır.

84- Hafızayı koruyan unutkanlığı gideren namaz

İbn-i Abbâs (R. Anhuma) dan rivayet edilmiştir; de­ki: Biz Rasûlüllah (S.A.V.) in huzurunda iken ansızın Ali bin Ebi Tâlib (Kerremellahu Vechehû) geldi ve babam ve annem senin yoluna feda olsun dedi, «bu Kur'ân benîm göğsümden sıyrılıp gidiyor ve kendimi ona güç yetirecek derecede bulamıyorum.» Bunun üzerine Rasûlüllah (S.A.V.) ona Yâ Ebel-Hasan buyurdu, «sana bir takım kelimeler öğreteyim mi ki Allah bu kelimelerle seni faydalandırsın, öğrettiğin kişileri de onlarla faydalandırsın ve öğrendiğin şeyi de göğsünde yerleştirsin Ali, evet, ya Rasûlellah, öğret bana dedi. Rasûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Cuma gecesi olduğu vakit, eğer gecenin geriye kalan üçte birin kalkmağa gücün yeterse, bu, meleklerin hazır bulundukları bir saattîr ve bu saatde dua makbuldür. Nitekim kardeşim Yakub oğullarına ileride sizin için Rabbime İstiğfar edeceğim! Yusuf Suresi:98 demişti ki. Cuma gecesi gelince demek istiyor. Eğer gücün yetmezse gecenin yarısında kalk. Şayet (buna da) gücün yetmezse gecenin evvelinde kalkıp dört rekât namaz kıl. Birinci rekâtta Fâtiha ile beraber Yâsîn sûresini, ikinci rekâtta Fatiha ile beraber Duhân sûresini, üçüncü rekâtta Fatiha ile beraber Secde sûresini ve dördüncü rekâtta Fatiha ile beraber Mufassal Tebâreke Mülk sûresini okursun. Teşehhüdü (Et-Tehiyyât'ı) bitirdiğin vakit Allah'a hamd eyle, en güzel şekilde Allah'a senada bulun, bana da salâvatı şerif getir ve (salâtını) güzel yap, sonra bütün peygamberlere salât et, erkek ve kadın bütün mü'minler ve senden evvel iman ile vefat eden kardeş­lerin için istiğfar et ve bütün bunların sonunda şöyle de:

اَللَّهُمَّ ارْحَمْنِي بِتَرْكِ الْمَعَاصِي أَبَدًا مَا أَبْقَيْتَنِي وَارْحَمْنِي أَنْ أَتَكَلَّفَ مَا لاَ يَعْنِينِي وَارْزُقْنِي حُسْنَ النَّظَرِ فِيمَا يُرْضِيكَ عَنِّي اَللَّهُمَّ بَدِيعَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ ذَا الْجَلاَلِ وَاْلإِكْرَامِ وَالْعِزَّةِ الَّتِي لاَ تُرَامُ أَسْأَلُكَ يَا اَللهُ يَا رَحْمَنُ بِجَلاَلِكَ وَنُورِ وَجْهِكَ أَنْ تُلْزِمَ قَلْبِي حِفْظَ كِتَابِكَ كَمَا عَلَّمْتَنِي وَارْزُقْنِي أَنْ أَتْلُوَهُ عَلَى النَّحْوِ الَّذِي يُرْضِيكَ عَنِّي اَللَّهُمَّ بَدِيعَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ ذَا الْجَلاَلِ وَاْلإِكْرَامِ وَالْعِزَّةِ الَّتِي لاَ تُرَامُ أَسْأَلُكَ يَا اَللهُ يَا رَحْمَنُ بِجَلاَلِكَ وَنُورِ وَجْهِكَ أَنْ تُنَوِّرَ بِكِتَابِكَ بَصَرِي وَأَنْ تُطْلِقَ بِهِ لِسَانِي وَأَنْ تُفَرِّجَ بِهِ عَنْ قَلْبِي وَأَنْ تَشْرَحَ بِهِ صَدْرِي وَأَنْ تَغْسِلَ بِهِ بَدَنِي فَإِنَّهُ لاَ يُعِينُنِي عَلَى الْحَقِّ غَيْرُكَ وَلاَ يُؤْتيِهِ إِلاَّ أَنْتَ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ

 «Allahım! Beni yaşattığın müddetçe ma'siyetleri ebediyyen bırakmak­la beni kayır. Beni ilgilendirmeyen şeylere özenmekten beni esir­ge. Seni benden hoşnud eden şeylere iyi bakmayı (eğilmeyi) bana ihsan et. Allahım, ey gökleri ve yeri yoktan var eden, ey celâl, ikram ve erişilmez izzet sahibi! Yâ Allah, yâ Rahman! Celâlin ve nûr-i vech'in hakkı için senden kalbimi, kitabını bana öğrettiğin şekilde hifzet (belle) meye ilzam etmeni dilerim. Seni benden hoş­nut edecek şekilde onu okumayı bana nasib et. Allahım, ey gök­leri ve yeri yoktan var eden, ey celâl, ikram ve erişilmez izzet sa­hibi! Yâ Allah, yâ Rahman! Celâlin ve nûr-i vech'in hakkı için senden gözümü kitabınla aydınlatmanı, dilimi onunla söyletme­ni, kalbimden onunla üzüntüyü gidermeni, gönlümü onunla açma­nı ve bedenimi onunla yıkamanı dilerim. Nitekim hak uğrunda ba­na senden başkası yardım etmez ve hakkı yalnız sen verirsin. Kudret ve kuvvet ancak yüce ve ulu Allah iledir.» Yâ Ebel-Hasan! Bunu üç veya beş veya yedi Cuma yapacak ve Allah'ın izniyle kabul göreceksin. Beni hak ile gönderen Zat'a yemin ederim ki bu dua mü'minden hiç bir zaman şaşmamıştır.» İbn-i Abbas dedi ki: Vallahi, Ali, beş veya yedi Cuma bekledikten sonra o meclisin bir benzerinde Rasûlüllah (S.A.V.) e geldi ve «yâ Rasûlellah!» dedi, eskiden ancak dört âyet ve o mikdarda alabilmekte idim ve onla­rı kendime okurken de sıyrılırlardı. Bugün ise kırk âyet ve o miktarda öğreniyorum ve bunları kendime okurken sanki Allah'ın kitabı gözlerimin önündedir! Nitekim bir hadisi işitirdim ve onu tekrarlayacağım zaman sıyrılırdı. Bugün ise hadisler dinliyorum ve onları anlattığım zaman da bir harf düşürmüyorum.» Bunun üzerine Rasûlüllah (S.A.V.), ona şöyle buyurdu: «Kâ'be'nin Rabbi hakkı için, mü'minsin, yâ Ebel-Hasan!.»[42]

85- İhram namazı

Hac yolunda ihram giyilecek yerler vardır. Bu yerlerde İhram giyen kimseye önce iki rekat namaz kılması sünnettir. Bu namazlarda istediği sureleri okuyabilir. Namaz bittikten sonra o kişi İhram'a girip telbiye (Lebbeyk allahümme lebbeyk, ...) söylemelidir. Bu namazı kılmakla kişi mahrem olur. Bundan sonra o kimsenin Arafat'tan Mina'ya gelinceye kadar mahremiyeti devam eder. O kimse ihramda olduğu sürece diline, eline ve diğer uzuvlarına sahip olmalıdır.

86- Tavaf namazı

Bu namaz, hac ziyaretinde bulunup da tavaf edenlerin kılacağı bîr nafile namazdır. Bu namaz, hem tavaf devletini kendisine nasip etmesinden dolayı Allahü Teala'ya (Celle Celalühü) bir şükür manasını ifade eder, hem de dileklerin kabul edilmesine sebep olur.

Kabeyi tavaf eden kişi, tavafı ister farz tavaf olsun, ister nafile tavaf olsun tavaf bittikten sonra iki rekat namaz kılar. Bu namazda dilediği sureleri okur. (Şayet tavafı bitirdikten sonra kerahat vakti girmiş ise namazı uygun bir vakte tehir eder.) Namazdan sonra da Allahü Teala'dan dilek ve istekte bulunulur.[43]

87- Medinede 40 vakit namaz kılmak

Enes b. Malik Radıyallahu Anh’den rvayete göre Efendimiz S.A.V şöyle buyurur. Kim benim mescidimde kaçırmaksızın peşpeşe 40 kırk vakit namaz kılarsa: Cehennemden kurtuluş, azaptan kurtuluş ve nifak (münafıklıktan) arınma yazılır.[44]

88- Kuba mescidindeki namaz

Bir kimse evinden çıkarak şu mescide yâni Mescid-i Küba'ya gelir ‎de orada namaz kılarsa ona bir umre kadar sevap verilir. [45] buyrulmuş‎tur.‎

Sad b. Ebî V a k k â s (Radıyallahu anh 'in dahi ; Küba mes‎cidinde iki rekât namaz kılmam benim indimde B e y t - i M a k ‎d i s 'e iki defa gitmemden daha iyidir. dediği rivayet olunur. Mamafih ‎geçen babda görülen üç mescid hakkındaki sevap katlaması Küba mes‎cidi hakkında sabit olmamıştır. Küba mescidinin fazileti hakkında ‎birçok hadisler vardır. T a b e r â n i 'nin binti Nûman 'dan ‎rivayet ettiği bir hadisde şöyle denilmektedir: «Resûlüllah (Sallallahü ‎Aleyhi ve Sellem) K u b â 'ya gelerek şu mescidi yâni Mescidi K u b â 'yı ‎bina ettiği zaman kendisini gördüm. Taşı yahut kayayı alıyor; taş ken‎disini çökertiyordu. Karnının veya göbeğinin üzerinde beyaz toprak izi ‎görüyordum. Ashabından biri gelerek, annem, babam hakkı için Yâ Ra-‎sûlallah! Onu bana ver. Senin için ben taşıyayım, derdi. Fakat Resûlüllah ‎‎(Sallallahu Aleyhi ve Sellem):‎ ‎Hayır! Sen de bunun gibi başka bir taş al mukabelesinde bulu‎nurdu. Mescidi böyle bina etti.‎

Küba, Medine 'nin kuzeyinde takribi 3 km mesafede bulu‎nan bir yerdir.

89- Secde Ayetleri: Herkim secde ayetlerinin hepsini bir mecliste okur da, her biri için ayrı ayrı secde ederse, Allah’u Teala onun mühim olan işine kafi gelir (yeter).[46]

إِنَّ الَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ

A’raf Suresi:7/206

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ

Er Ra’d Suresi:13/15

 وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

En Nahl Suresi:16/49

 قُلْ آمِنُواْ بِهِ أَوْ لاَ تُؤْمِنُواْ إِنَّ الَّذِينَ أُوتُواْ الْعِلْمَ مِن قَبْلِهِ إِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ سُجَّدًا

İsra Suresi:17/107

 أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ مِن ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَن خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

Meryem Suresi: 19/58

 أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاء

Hac Suresi:22/18

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمَنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمَنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا

Furkan Suresi:25/60

 أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

Neml Suresi:27/25

 إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

Secde Suresi:32/15

 قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَى نِعَاجِهِ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنْ الْخُلَطَاء لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ

Sâd Suresi: 38/24

 وَمِنْ آيَاتِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

Fussilet Suresi:41/37

فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا

Necm Suresi:53/62

وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ

İnşikak Suresi:84/21

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

Alak Suresi:96/19

 

 

Yaptığımız ibadetler Bize nasıl fayda sağlayacak

Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam sabah namazını kıldırdıktan sonra cemaate döner ve ashabına halini sorar. Sorusu olanı cevaplandırır, rüya görenin rüyasını tevil eder, sıkıntısı olana yardımcı olmaya çalışırdı. Yine bir sabah sordu ashaptan kimse bir şey söylemedi. Ashab biri bir şey sorsun da bizde bir şeyler dinlemiş oluruz diye birbirine bakıyorken Efendimiz ben bir rüya gördüm (Peygamberlerin gördüğü rüya vahiydir) buyurdu. Ve rivayet ettiğimiz hadisi bize duyurdu.

Bu hadisin özelliği yaptığımız ibadetlerin bize nasıl faydaları olacak, ölürken dirilirken, mahşerde, hangi ibadet nasıl bizim kurtulmamıza vesile olacak anlatılmaktadır.

Abdurrahman İbn-i Semüre (RadıyALLAH’u Anh) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu:

"Ben dün gece acaip bir şey gördüm; Ümmetimden bir adam gördüm, (azap) melekleri onu kuşatmıştı, abdesti geldi onu, onların elinden kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm, kabir azabı ona döşendi, namazı geldi, onu, o azaptan kurtardı.

Yine ümmetimden bir adam gördüm, şeytanlar onu (ölüm anında imanını almak için) yakalamıştı. ALLAH’ı zikretmesi gelerek onu, onlardan kurtardı. (Şeytanlar hayatta yapamadıklarını fırsat kaçıyor diye son nefeste nerde şeytan varsa o müslümana yaklaşıp imanını almaya çalışırlar. Kur’an bir nur olarak gelip etrafını çevirir şeytanlar ona yaklaşamaz. Zikir Kur’an demektir, Kur’an okumayan onun yolunda olmayan son nefeste onun imanını ne kurtaracak.

Ve yine ümmetimden bir adam gördüm ki, susuzluktan dilini dışarı çıkarmıştı (ve her ne zaman bir su havuzunun yanına gelse, oradan kovuluyordu), birde Ramazan orucu geldi, onu içirdi (ve suya kandırdı).

Ümmetimden bir adam gördüm,önünde (arkasında, sağında, solunda,üstünde) altında karanlıklar vardı (ve o, karanlıklar içinde hayrette kalmıştı) Haccı ve Umre'si geldi, onu o karanlıklardan çıkardılar (ve onu nur'a soktular).

Ümmetimden diğer bir adam gördüm, Azrail (Aleyhisselâm) onun ruhunu almaya geldi, o adamın anne-babasına yaptığı iyilikler gelerek ölüm meleğini ondan geri çevirdi.

Yine ümmetimden bir adam gördüm, o, müminlerle konuşuyor onlar ise ona cevap vermiyorlardı. Sıla-i Rahim (akrabasına yaptığı iyilikler ve ziyaretler) geldi onlara: "(Ey müminler !) Muhakkak bu sıla-ı rahim yapardı, dedi. Bunun üzerine o onlarla konuştu. Onlar da onunla konuştular. O da, onlarla beraber oldu.

Yine ümmetimden bir adam gördüm, Peygamberler halka halka oturmuşlardı, o, hangi halkaya yaklaşsa reddolunuyor (kovuluyor) du cünüplükten yıkanması geldi, elinden tuttu. Onu benim yanıma oturttu.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, eliyle yüzünü ateşin hararetinden ve kıvılcımların-dan korumaya çalışıyordu, o anda sadakası geldi, yüzüne perde ve başına gölge oldu.

Yine ümmetimden birini gördüm, onu azap Zebanileri yakaladı, iyiliği emredip kötülükten menetmesi geldi, ve onu onların ellerinden kurtardı, (onu rahmet meleklerinin arasına kattı).

Yine ümmetimden birini gördüm ki, ateşe düşmüştü, dünyada ALLAH’-u Tealâ Hazretlerinin korkusundan döktüğü göz yaşları gelerek onu cehennemden çıkardı.

Yine bir adam gördüm amel defteri sol tarafına düştü, (sol tarafından verildi) Mevlâ Tealâ Hazretlerinden korkusu geldi, defterini alarak sağ tarafına koydu.

Ümmetimden birini de gördüm mizanı hafif geldi, kendisinden evvel ölen çocukları gelerek mizanını ağırlaştırdılar.

Yine ümmetimden birini gördüm, cehennemin kenarında (ayakta) duruyordu, Mevlâ'dan korkup titremesi gelerek onu oradan kurtardı.

Ümmetimden bir adam da gördüm ki, (Sırat köprüsü üzerinde) hurma dalı gibi sallanıyor (titriyor)du. O anda Mevla'ya karşı olan Hüsn-ü zannı (güzel ümidi) gelerek onun titremesini teskin etti (dindirdi).

Ve yine ümmetimden bir adam gördüm, Sırat üzerinde bazen karnı üzerine bazen de elleri ve ayakları üzerine sürünüyordu bana yaptığı salât ve selâmlar (salavatı şerifeler) gelerek, onun elinden tutup ayağa dikti böylece Sırat'ı geçti.

Ve yine ümmetimden bir adam gördüm cennetin kapısına vardı, kapılar üstüne kapandı ,  لا إله إلا الله şehadeti, (bu kelimeyi inanarak okuması) gelerek (kapıları açtı) ve onu elinden tutarak cennete soktu." [47]

Kelime’i Şehadet getiren cennete girer doğru. Fakat cennetin kapısına gelip kapıyı açan anahtar mesabesindedir. Kapısına gelene kadar anlatılan ibadetlerin tamamını yapmak lazım ki kapı açılsın. Rabbim cümlemize cennetini cemalini nasib eylesin.

Bir adam Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e gelerek "Şüphesiz ben sana dünya ve ahirette olan her şeyden soracağım " dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: "Aklına geleni sor." buyurdu. Adam: "Ey ALLAH’ın nebisi insanların en âlimi olmak istiyorum" dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); "ALLAH’'tan kork, insanların en âlimi olursun." buyurdu.

O kişi: "İnsanların en zengini olmayı istiyorum" dedi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kanaatkar ol, insanların en zengini olursun." buyurdu. O zat: "İnsanların en hayırlısı olmayı istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır, öyleyse sen de onlara faydalı ol." buyurdu.

O zat: "İnsanların en adaletlisi olmayı istiyorum" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Kendin için sevdiğini insanlar için de iste ki insanların en adaletlisi olasın" buyurdu.

O şahabı: "İnsanlar içinde ALLAH’ın en hususi kulu olmayı istiyorum" dedi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH’ı çok zikret ki, ALLAH’ın en hususisi kulu olasın." buyurdu. O kişi "Ben muhsinlerden olmayı istiyorum" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH’a, sanki sen onu görüyorsun gibi ibadet et, sen onu göremiyorsan da o seni görmektedir." buyurdu.

O zat: "İmanımın kemal bulmasını istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ahlâkını güzelleştir, imanın kâmil olsun." buyurdu. O adam: "İtaat edenlerden olmayı istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH’ın farzlarını eda et, itaat edici olursun." buyurdu. O kişi: "ALLAH’a günahlardan arınmış olarak kavuşmak istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Cünüplükten tertemiz yıkan, kıyamet günü ALLAH’'a günahsız olarak kavuşursun." buyurdu.

O zat: "Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Kimseye zulmetme ki, kıyamet günü nurda haşrolursun" buyurdu. O kişi: "Rabbimin bana acımasını istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kendine acı, ALLAH’ın mahlûkatına da acı ki ALLAH’ da sana acısın" buyurdu. O Şahabı: "Günahlarımın azalmasını istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "ALLAH’tan af iste ki günahların azalsın." buyurdu.

O adam: "İnsanların en keremli (iyi) si olmayı istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); "ALLAH’ı kullarına şikayet etme ki, insanların en kerîmi olasın." buyurdu. O kişi: "Rızkımın genişlemesini istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Temizliğe (Abdeste) devam etki, rızkın genişlendirilsin." buyurdu. O zat: "ALLAH’ ve resulünün dostlarından olmak istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH’ ve Resulünün sevdiğini sev, ALLAH’ ve resulünün buğz ettiğine buğz et (sevmediğini sevme)." buyurdu.

O kişi: "ALLAH’ın gazabından emin olmak istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kimseye kızma ki, ALLAH’ın gazabından emin olasın" buyurdu. O kişi: "Duamın kabul olunmasını istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Haramdan sakın ki duan kabul olunsun." buyurdu. O kişi: "ALLAH’ın beni, şahitlerin huzurunda rezil etmemesini istiyorum" deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); "Tenasül uzvunu koru ki şahitlerin huzurunda rüsvay olmayasın." buyurdu.

O adam: "ALLAH’ın, benim ayıplarımı örtmesini istiyorum." deyince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kardeşlerinin ayıplarını ört ki, ALLAH’ da senin ayıplarını örtsün." buyurdu. O kişi: "Benim günahlarımı sildirecek şey nedir?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Göz yaşları, yalvarmak ve hastalıklar." buyurdu. O zat: "ALLAH’ indinde hangi hasene (İbadet) daha üstündür? diye sorunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); "Güzel ahlâk, tevazu (alçak gönüllülük), belâya sabır, kazaya (ALLAH’'ın takdirine) rıza." buyurdu.

O zat: "ALLAH’ indinde en büyük günah hangisidir?" diye sorduğunda, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :"Kötü huyluluk ve itaat olunan (emrine girilen) cimrilik." buyurdu. O kişi: "Allanın gazabını (kızgınlığını) dindirecek şey nedir?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Sadakayı gizli vermek, sıla-ı rahim yapmak (akrabayı arayıp sormak)." buyurdu. O kişi: son olarak: "Cehennem ateşini söndüren nedir?" diye sorunca, Resulullah

(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Oruçtur" diye cevap verdi.[48]

Bu hadis-i şeriften anlaşıldığına göre gusül günahlardan temizlenmeye, abdest ise rızkın artmasına sebep olur.

Ebû Hüreyre   radıyallahu  anhden rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi   insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

Adil devlet başkanı,

Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

Kalbi mescidlere bağlı müslüman,

Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

Tenhâda Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi."[49]

Yedi mutlu kişiyi ya da yedi güzel adamı tanıtan hadîs-i şerifte öncelikle üzerinde durulması gerekli bir iki ifâde bulunmaktadır. Bunlardan birisi "zıllullah= Allah'ın gölgesi" ifadesidir. Allah Teâlâ'nın gölgesi olamayacağına göre, bundan maksat, ya Kabe'ye "beytu'llah = Allah'ın evi" denilmesi gibi bir şereflendirme veya arşının gölgesi yahut Allah Teâlâ'nın sağlayacağı bir güvenliktir. Nitekim hadîs-i şerifin bazı rivayetlerinde açıkça "Allah, onları arşının gölgesinde barındıracaktır" buyurulmuştur. Bütün bu ifâdelerle Allah Teâlâ'nın o kullarını, âhiretteki sıkıntılardan rahmetiyle koruyacağı anlatılmaktadır.

Öte yandan Allah'ın gölgesinde barınacak insanlar sadece bu yedi sınıftan ibaret değildir. Zira başka hadislerde önemli niteliklere sahip bazı kişiler daha sayılmıştır (Meselâ bk. Müslim. Zühd 74, Birr-38; Tirmizî, Büyü' 67; Ibn Mâce, Sadakat 14). Bu hadiste yedi kimsenin zikredilmiş olması, diğer rivayetlerde zikredilen bahtiyarları bu mutluluktan asla mahrum bırakmaz.

Âhirette, Allah'ın himayesine kavuşacakları bildirilen insanların vasıflarına şöyle bir göz atılınca, her birinin, büyük güçlükleri göğüslemiş, hemen hemen aynı seviyede "zor"u başarmış kimseler oldukları, hepsinin bir çok dahilî ve haricî mânilere rağmen, soylu bir mücâdele vermiş oldukları anlaşılmaktadır. Yani hepsinin ortak özelliği, kullukta sevgiye dayalı kahramanlıklarıdır. Ödülleri de ona göredir: Kıyametin o dehşetli ortamında ilâhî koruma altında olmak.

Şimdi hadisimizin haber verdiği yedi güzel insanı tek tek kısaca tanıyalım:

Âdil devlet başkanı. Müslümanların yönetimini üstlenmiş kişi demektir. Müslümanlar dünyada onun himayesinde, bir başka ifâdeyle gölgesinde bulunmuşlardır. Bu sebeple böyle bir yöneticinin âhirette göreceği karşılık da yaptığına uygun olarak ilâhî koruma altında olmaktır. Âdil devlet başkanı, diğerlerinden üstün olduğu için birinci sırada zikredilmiştir. Çünkü devlet başkanının himâyesi onların hepsini içine alır.

Allah'a kulluk içinde serpilip büyüyen genç. Gençlik yıllarını namazlı-niyazlı dindar bir çizgide geçiren genç, nefsini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumuş, hevâ ve heveslerin, şehevî duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup kulluğa sarılmıştır- Bu, ondaki derin Allah saygısının delilidir. Zira Allah'ın emirlerine sarılıp günahlardan kaçınmak büyük bir fazilettir. Hele bu, gençlik yıllarında gerçekleştirilmişse, her türlü takdirin üstündedir.

Kalbi mescidlere sevgi ile bağlı müslüman. Kalbi sanki mescide asılmış kandil gibi, sürekli mescidle ilgili olan, mescidlere devamda kusur etmeyen, Allah'ın evi demek olan mescidleri ve oralarda bulunmayı seven kişi, mescidlerle ilgilenmek suretiyle Rabbine olan sevgisinde devamlılığını göstermiş demektir. Bunun karşılığı olarak da âhirette arşın gölgesinde barındırılacaktır.

Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları ve ayrılmaları. Allah için olan iki insan. Hadisimizin konu ile doğrudan ilgili olan kısmı burasıdır. Allah rızâsı için birbirlerini seven, başka hiçbir maksat taşımayan, bir araya gelmeleri Allah için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhafaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumaktadır. Zira mü'min mü'minin aynasıdır. Onların bu birbirlerini Allah için sevmeleri ve dostluklarını bu çizgide birbirlerine yardımcı olarak geçirmeleri, âhirette her ikisinin birden ilâhî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir. O halde sevgimize ve sevdiklerimize bu açıdan iyice dikkat etmeliyiz.

Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit. Böylesine bir davete içinden veya açıkça "Ben Allah'ın emrine muhalefet etmekten, veya O'nun azabından ve gazabından korkarım" diyerek yaklaşmayan, nefsini koruyan kişi gerçekten büyük bir yiğitlik göstermiştir. "Allah'tan korkan kurtulmuştur" müjdesi gereği onun da ödülü âhiretteki sıkıntılardan kurtulmaktır. Bu husus, her türlü gayr-i meşru kadın-erkek ilişkilerinin kitle iletişim ve haberleşme vasıtalarıyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde çok daha büyük önem arzetmektedir.

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse. Allah için verdiği sadaka ve yaptığı iyilikleri mümkün olduğunca gizli yapan, gösteriş ve riyadan uzak kalmaya çalışan kimse, Allah'ın rızâsını her şeyin üstünde tutmuş demektir. Bunun karşılığı da, âhirette ilâhî korumaya mazhar kılınmak suretiyle o kişinin faziletinin açığa çıkarılmasıdır. Bu, gıbta edilecek bir durumdur.

Tenhâda Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi insanlardan ve gözlerden uzak, kimsenin bulunmadığı ortamlarda Allah'ı anarak gözlerinden sevgi yaşlan dökülen kimse, çoğu insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini yakalamış demektir. Onun bu samimi ve gizli kulluğunun karşılığı da mahşer yerinde ilâhî koruma altına alınmak suretiyle, herkesin gözü önünde ödüllendirilmesidir. Böyle bir ödüllendirmeyi kim istemez. Yüce Rabbimiz cümlemize nasip eylesin.[50]

Marifet öğrenmek ve bilmekten ziyade uygulamaktır. Bu vesileyle Allah cümlemize ilim, amel, ihlas nasib eylesin sevdiği ve razı olduğu işlere bizleri ve bütün din kardeşlemizi muvaffak eylesin. Rabbim analarımızı, babalarımızı bütün büyüklemizi ve ahirete göç etmiş olanları af eylesin. Rabbim evladı ıyalimizi ve çoluk çocuğumuzu hayırlı eylesin. Amin



[1] Buhari; Rikak,6137

[2] Buhari; Salat:1131,1/398, Müslim; Salat:777;1/538, Ebu Davud; Salat:1043, Nesai; Kıyamulleyl:1598, Tirmizi; Salat:451

[3] Hilyetül Evliya ;10/15

[4] Haşr suresi ayet:16 Sure:59

[5] Ö.N Bilmen B.İslam İlmihali; Namaz; 299’madde (El fetaval Hindiye;1/125, İbn-i Abidin;1/688, Tahavi, Haşiye ala merakı’l felah;363, Abdurrahman el-Cezeri Mezahibil Erbaa;1/491-492, Ebu Davud; Salat;144

[6] Müslim, Salatul Müsafirin; 996, Tirmizi; Salat:190

[7] Taberani Tergibu Terhib;2/7; No:821

[8] EbuDavud, Tatavvu':7,2/23;No:1270, İbn-i Mace,İkame:105

[9] Ebu Davud, Tatavvu:7, 2/23, No:1270, İbn-i Mace, İkame:105

[10]  Ebu Dâvud,Tatavvu:8;2/23,No:1271, Tirmizî,Mevakitussalat:201, İbn-i Mace;İkame:109. A.b. Hanbel;2/118, İbn Hibban, ibn-i Ömer'den

[11] EbuDavud,Tatavvu':7,2/23; No:1270, İbn-i Mace,İkame:105

[12] Buhâri ve Müslim, Abdullah b. Mugaffel

[13] Taberani, Terğibü Terhib:2/11

[14] Taberani Tergibu Terhib;2/7; No:821

[15] Tirmizi; Vitir:8; No:463; 2/327 A. b. Hanbel; No: 2720; 1/300 Darekutni; Cuma: No:1; 2/31 Beyhaki, Süneni Kübra; Salat: No:4960; 4/139 Daremi; Salat;210; No:1586;1/449

[16] İbn-i Mace; İkametüs Salât bab:125;No:1195,  Darimi, Salât.215

[17] İhya; 1/l76

[18] Müslim, (Hz. Âişe'den)

[19] Beyhakî, (Ebu Ümâme'den)

[20] Buharî, Teheccüd:21, 2/49, Ebu Davud, Edeb:108, Tirmizî, Deavât:26, İbn-i ‎‎Mace,   Dua:16, Ahmed İbn-i Hanbel:5/313

[21] İbn-i Hibban; Salat:33; No: 2568; 6/308. Ebu Davud; Salat:308; No:1309; 1/418. İbn-i Mace; İkameti's-salat:175; No:1335; 1/423. Hakim el-Müstedrek; Salat-ı tatavvu'; 1/316

[22] Ahzab suresi: 35

[23] Buhari; Rikak:18; No:6099; 5/2373. Müslim; Salatü’l-Müsafirin:30; No:216; 1/541

[24] Tirmizî ‎Bab;412 No:586, 2/481

[25] Ebu Davud,No: 1285; 2/26-27‎

[26] Buhari, Salat:60;1/114, :Müslim, Müsafirun:68-70, Tirmizi; Salat:117,118; Nesai; Mesacid:13

[27] Buhari; Teheccüd:17; Fezailussahabe:23

[28] Ebu Davud,Tatavvu:14; 2/29;No:1297, Tirmizi;Vitir:19, İbn-i Mace;İkame:190

[29] Tirmizi;Salat:348;2/344;No:479, İbn-i Mace;İkame:189

 

[30] Buhari; Tatavvu:1; No:1109; 1/391, Ebu Davud; Salat:366; No:1538; 1/481

[31] İbn-i Mace; İkametus Salat:153; No:1266

[32] Mülk suresi: 30

[33] Kitabü’l-Ümm; İstiska; 1/417

[34] İsra suresi: 59

[35]. Buhari; Küsuf:2; No:997; 1/354. Müslim; Küsuf:5; No:911; 2/628. Nesâi; Küsuf:1; No:1459; 3/124. A.b. Hanbel; No:17753; 4/253.

[36] Buhari; Küsuf:13; No:1008; 1/359. Müslim; Küsuf:5; No:991; 2/628. Nesâi; Küsuf:21; No:1497; 3/150.

[37] Gunyetut Talibin;Sağlam kitabevi:Sayfa: 997

 

[38] Tirmizi; Mevakitus Salat:321; No:435;2/299

[39] Tirmizi; Faziletuttetavvu:321;No:435;2/299

[40] Halebi Sağir:249

[41] Müslim; Sıyam:1164;2/822, Tirmizi; Sıyam:759;3/132, A.b. Hanbel; No: 23580,5/417

[42] Tirmizi; Da’avat:3570

[43] Müslim; Hac: 39; No:231; 2/920, Ebu Davud; Menasik: 52; No:1893; 1/582,  Nesai; Menasik: 151; No:2941; 5/229

[44] A.b. Hanbel; No: 12173;3/155

[45] Buhari; Cuma:16; No:1135; 1/399, Müslim; Hac:97; No:1399; 2/1017, Tirmizi; Hac,324, Nesai; Hac, 699

[46] Haskefi Durul Muhtar;1/730, Damad:1/159

[47] (Suyutt, Fethu'l-Kebir.1/452 - 454)  Ruhul Furkan; 1/652

 

[48] (Allâme Alâuddin el-Muttaki, Kenzul Ummal: 44154,16/127)  Ruhul Furkan;6/323

[49] Buhâri, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizi, Zühd 53; Nesâı, Kudât 2

[50] Riyazussalihin; No:377

 

 

Ölene Sorulacak Sorular

Bir kimse öldüğünde Münker ve Nekir melekleri gelerek ona Muhammed (s.a.s) ve onun risaleti hakkında soru sorduklarında o bu sorulara cevap veremezse Allah’ü Teala kıyamete kadar azap mı eder, yoksa belli bir zamana kadar mı azap eder?

Cevap: Ayet[1] ve hadislerde bildirildiğine göre muhakkak ki kafirlere ve küfri nifak işleyen kimselere sonsuza dek sürecek azap vardır.

Ahmed b Hanbel’in Bera b Azib’den rivayet edip Ebu İvane’nin "Kabir sualleri hakkında" adlı kitabında sahih dediği uzunca hadisin son kısmında:

"Sonra onun (kabirde azab gören kişi) için ateşten bir delik açılır. Kıyamete kadar bu delikten o kişiye duman ve azap gelir."

Başka bir rivayette de şöyledir:

"Sonra onun (kabirde azab gören kişi) için sağır,dilsiz ve kör bir adam gelir. Onda demirden bir çubuk vardır. Şayet onunla bir dağa vursa dağ unufak olur. Bu çubukla ölüye bir darbe vurulur ve ölü paramparça olur. Sonra kabirdeki adam eski şekline döner, ve azap bu şekilde tekrarlanır."

Ahmed ve Tirmizi’nin Ebu Hureyre’den rivayet ettiği ve İbn-i Hibban’ın "Kabir sualleri hakkındaki" kitabında rivayet edip sahih dediği hadis şöyledir:

"Toprağa "sıkıştır" denilir. O, ölü üzerine kapanır ve ölünün uzuvları, birbirine geçer. Allah onu yattığı yerden diriltinceye kadar ona bu şekilde azap edilir."

Tirmizi’nin Ebu Said’den rivayet ettiği hadis şöyledir:

"Yer onun üzerine kapanır ta ki uzuvları birbirine geçinceye dek. Ona yetmiş tane ejderha hazırlanır. Onlardan her biri yeryüzüne bir üflese ondan hiçbir şey kalmaz. İşte bu ejderhalar o ölüye hesap için tekrar dirilinceye dek ateş püskürtüp tırmalar."

Bu haberlerin verdiği ortak mana: Kafirlerin her birine değişik şekilde azap edilmesidir.

İbn-i Ebi’d Dünya "Kabirler" kitabında Şabi’den şunu nakletti: Bir adam bir kabrin yanindan geçerken kabirden çikan birini gördü. Öyle ki başka bir adam ona demirden bir sopa ile vurunca adam yerin dibine geçiyordu. Sonra tekrar mezardan çikiyor ve bu şekilde tekrar ediyordu. Bu haber Rasulullah’a ulaşinca bu olayi şöyle açikladi:

"Işte bu Ebu Cehl Ibn-i Hişam’dır. O, kıyamete kadar böyle azap olunur."

İkinci Soru:

Ölü, mezarının yanına oturan kimseyi tanır mı? Kur’an okumasını işitir mi?

Cevap: Bu soruda iki mesele vardır.

Birincisi: Ölünün, kabrinin başına gelen kişiyi bilip bilmemesi.

İkincisi: Okunan Kur’anı işitip işitmemesidir. Soruyu yalnız kabre yakın olduğu zaman duyması veya kabirden uzak olduğu zaman duymaması diye ve Kur’an okunmasını işitip, diğer sözleri işitmez diye sınırlandırmak anlamsızdır. Sorunun cevabında bunları ayrı ayrı açıklayacağız.

Ölünün, mezarını ziyaret eden kişiyi tanıması ve onun söylediklerini işitmesi, tartışma konusu olan meşhur "Ölümden sonra ruhlar nerede ikamet eder?" sorusunun bir parçasıdır.

İbn-i Abdul Bir ve diğer alimlerin rivayetine göre hadis ehlinin çoğu ruhun ölünün kabrinin etrafında olduğu görüşündedirler. Fakat bu alimler bunun şehitler için de geçerli olduğunu söylemekten çekinmişlerdir. Zira bu konuda zahirinden bunun tam aksi anlaşılan hadisler varid olmuştur. (Bu konudaki açıklama ilerideki bu soruların cevabında yapılacaktır.) Nebilerin diğer bakımdan şehitlerden daha üstün olduğunda şüphe yoktur. Şüphesiz onların ruhları da şehitlerin ruhlarından faziletçe daha üstündür.

Bu ikisi dışındaki ruhlar mümin ve kafir olmak üzere ikiye ayrılır. Kafirlerin ruhu (daha önce geçtiği ve gelecek bazı soruların cevabında görüleceği üzere) keder, sıkıntı, tatsızlık, üzüntü ve azap içindedir.

 

Mü’minin ruhu ise eğer Allah’a isyan olarak ma’siyette bulunmuşsa kafirin azabindan daha hafif olan bir azap içinde, eger Allah’a itaat içinde yaşamişsa müjde ve sevinç içindedir. (Bu konudaki ayrintili açiklama ileride gelecektir.) Sahih hadislerin zahirinden anlaşildigina göre müminlerin ruhlari yükseklerde, kafirlerin ruhlari ise ateştedir.

Bu iki guruptaki ruhlarin da cesedle baglantisi vardir. Fakat bu baglanti manevi bir baglanti olup, dünya hayatindaki ruh ile cesed baglantisina benzemez. Bu olaya en çok benzeyen uyku hadisesidir. Uyuyanin ruhu cesedinden ayrilmiştir. Fakat bu bir daha dönmemek üzere olan tam bir ayrilik degildir. Burada ruhun cesedle olan baglari kuvvetlidir. Ölünün ruhu ise cesedinden tamamen ayrilmiştir. Fakat ruh ile beden arasinda mümin için nimetleri hissedecek, kafir için ise azabi hissedecek bir baglanti kalir. Ehl-i Sünnet’in tercih ettiği görüşe göre ruhlara verilen nimet ve yapılan azap beden tarafından da hissedilir. Buna göre berzah alemindeki nimet ve azab hem ruh hem de bedene tattırılır.

Ehl-i Sünnet’ten bir kısmı ise bunun sadece ruha tattırılacağını söylerler. Bazı kitaplarda tercih edilen görüşü destekleyen manevi mütevatire[2] ulaşmış bir çok rüyalar yer almaktadır. Ebu Bekr İbn-i Ebi-d Dünya "El Kubur" kitabında Ebu Abdullah bin Mundeh "Er-ruh" kitabında Abdu’l Bir "El-İstizkar" kitabında Abdu’lhak "El-Akibeh" kitabında ve diğer alimlerin kitaplarında bu hususta birçok rüyalar nakledilmiştir. Bu rüyalar delil derecesine yükselmese de, eğer bu konuda bir delil yoksa bir tercih unsuru olabilir.

Bunu bu şekilde açıkladıktan sonra azab ve nimetin hem ruh hem de bedenle tadılacağı hususunda şöyle söylüyorlar: "Ölü kendisini ziyaret edeni bilir ve yanında Kur’an okuyanı da işitir. Çünkü ruh bedenden ayrılmadığına göre ölünün ziyaret edeni tanıması ve Kur’an okuyanı işitmesinde engel teşkil edecek birşey yoktur.

Azab ve nimetin sadece ruhlara tattırılacağı görüşünde olanlar ise:

"Ölü ziyaret edeni tanıyamaz, Kur’an okuyanı işitemez" demiyorlar. Ancak bu görüş sahiplerinden bazıları; " Azap gören ruhlar azabla, nimetlendirilen ruhlar da nimetle meşgul oldukları için bunları işitmeyip, tanımayacaklar" derler.

Bunu söyleyenler azdır ve meşhur olan; bu görüşün aksi olan görüştür. (Dördüncü sorunun cevabında bu tercih edilen görüşü kuvvetlendiren bazı şeyleri Allah’ın yardımıyla zikredeceğiz.)

Üçüncü Soru:

Ölü için sadaka verme, köle azat etme, kurban kesme ve vakıf olarak birşey bırakma gibi hayırlı amellerin sevabı ölmüş kimseye ulaşır mı?

Cevap: Ehl-i sünnet alimlerinin çoğunluğuna göre ölü için sadaka vermeninsevabı ölmüş kimseye ulaşır. Ve ona fayda verir.

Bid’atçilerden bazıları ehl-i sünnetten ayrıldılar ve şöyle dediler: "Ölen kimse için kendi yaptığından başka hiçbir şey fayda vermez."

Fakat ölü hakkında sadakanın fayda vereceği meşrudur ve sahih haberlerle sabit olmuştur. Ve ölü bundan yararlanır. Bununla ilgili haberler Buhari ve Müslim ve diğer kitaplarda geçmektedir.Müslim’in sahihinin mukaddimesinde İbn-i Mübarek’ten nakledildiğine göre ölü için verilen sadakanın ona fayda vereceği konusunda ihtilaf yoktur. Alimler, mü’minlerin ölüye yapacakları istiğfar ve duaların ona fayda vereceğinde icma ettiler. Bu icma: bid’atçilerin; ölüye ancak hayatında yaptıkları fayda verir, diye sınırlandırdıkları şeklindeki görüşü reddeder.

Ölü için yapılan şeylerden sadaka, ona fayda verdiğine göre köle azadı, kurban yahut vakıf da sadaka gibidir ve ölüye fayda verme açısından aralarında hiçbir fark yoktur.

Ehl-i sünnet alimleri bedenle yapılan ibadetler hususunda ihtilaf etmişlerdir. Seleften ve hanefilerden bazıları Ahmed b. Hanbel’den gelen bir rivayete dayanarak ölü için yapılan bedeni ibadetlerin de ölüye fayda vereceğinin sahih olduğu görüşündedirler.

Diğer alimler ise bu konuda aksi görüştedirler. Buhari, Müslim’de ( İmam Malik ve Şafi gibi) geçen hadiste Aişe (ra)’dan şöyle rivayet edilmiştir. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Kim üzerinde oruç borcu oldugu halde ölürse velisi onun oruç borcunu tutsun."

Ibn-i Abbas’tan şöyle rivayet edildi:Rasulullah (sav)’e bir adam geldi ve şöyle dedi: "Benim annem bir aylik oruç borcuyla öldü. Onu kaza edeyim mi?

Rasulullah (s.a.s): "Evet kaza et" buyurdu.

( Buhari - Müslim )

Yine bunun gibi şu hadis de buna delalet eder;

Büreyde (ra) diyor ki:

Bir kadin Rasulullah (s.a.s)’e gelip şöyle dedi;

"Ey Allah’ın rasulü annemin bir ay oruç borcu vardı. Onu kaza edeyim mi?" Rasulullah (s.a.s):

"Evet onun oruç borcunu tut" dedi.

Kadın:

"Annem haccetmemiş idi. Onun yerine haccedeyim mi?"

Rasulullah (s.a.s):

"Evet onun yerine haccet" buyurdu.

(Müslim)

Hacc hakkında İbn-i Abbas’tan Buhari’de rivayet edilen hadis de bunun gibidir. Hacc gibi bazı bedeni ibadetlerin ölüye fayda vereceği kabul edildiğine göre diğer bütün bedeni ibadetlerin de ölüye fayda vermesine engel ne olabilir?

Bütün Müslümanların icması şudur ki: Borçlu olarak ölmüş bir kişinin borcu başkaları tarafından ödenmiş olsa bu ödeme ölüyü borçtan kurtarır. Hatta bu borcu mirasçılarından başka kimseler ödese bile bu geçerlidir.

Buhari ve Müslim’de şu rivayet geçmektedir: Ebu Katade (ra) bir kişinin iki dinarlik borcuna kefil oldu. Daha sonra kefil oldugu bu adam öldügünde Ebu Katade ona ait borcu ödeyince Rasulullah (s.a.s) ona: "Işte şimdi onun derisine serinlik verdin" dedi.

Ibni Hamden El Hanbeli "Reaya" kitabinda ölüye fayda versin diye, Allah’a yaklaşmak için yapilan her şeyin ölüye fayda verecegini açiklamiştir. Bu amel ister mali olsun, ister bedeni olsun farketmez. Sadaka, köle azadi, namaz, hacc, Kur’an okuma gibi bütün amellerin sevabı ölüye fayda verir, demiştir.

Sonra şöyle devam etti: Denildi ki: bu amel işlenirken veya işlenmeden önce ölüye faydalı olsun diye yapmaya niyet edilirse bu ölüye ulaşır. Fakat amel yapıldıktan sonra sevabı ölüye olsun diye niyet edilirse olmaz. Hanbelilerden bazı alimler böyle bir şart koşarlar. Delilleri ise Rasulullah (s.a.s)’in ölü için hayır yapmak isteyen bir kişiye hiçbir zaman; "Allah’ım bu amelin sevabını şu kimseye ver, şu kimseye verme" diye söylemesini emretmemesidir.

Selefin de bir amel yaparken böyle şeyler söylediği nakledilmemiştir.

Bazı alimler: "Bir ölü için bir amel yapılacaksa o amele başlarken ölü için niyet edilmesi şarttır, şayet amel bittikten sonra niyet edilirse bu geçersizdir" demişlerdir.

Bazı alimler şöyle demişlerdir:

"Amel yaptıktan sonra amelin sevabının ölüye bağışlanması geçerlidir. Zira kişi ibadet ettikten sonra şöyle dua eder: " Allah’ım bu amelin sevabını falan ölüye ulaştır." Bundan dolayı bu alimler amele başlamadan önce ölü için niyet etmeyi şart koşmamışlardır. Doğru olan rasule ittibadır.

Bu konuda; niyeti, amelin başlangıcında şart koşan görüş tercih edilir. Çünkü ameller niyetlere göredir. (İnşallah bu soruların sonuna doğru bu konuda daha geniş açıklama gelecektir.)

Dördüncü Soru:

Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır mı? Şayet ulaşırsa kabir yanında okunduğu zaman mı, yoksa uzakta okunduğunda mı ulaşır? Ve ölü okuma sevabının tamamını mı yoksa dinleme sevabını mı alır?

Cevap: Burada iki mesele var. Bu meselelerden birincisi, ikinci meselenin bir parçasıdır. Ben bu konuda Hanbeli mezhebinin şu görüşünü tercih ettim.

Okuyucu, ölü için niyet edip okumaya yöneldiğinde okuduğu Kur’an ölüye fayda verir ve sevabı da ona ulaşır.

Bazı alimler şöyle dedi: Okumanın başında ölü için okumaya niyet etmek şart değildir. Bilakis önce okuyup sonra bunun sevabını ölüye hediye ederse bu sevap ölüye ulaşır. Daha önce zikrettiğim gibi birinci görüş tercih edilmiştir.

Bu iki görüş arasında yani Kuran’ın kabirde okunmasıyla kabirden uzakta okunmasının sevabının ölüye ulaşması hususunda fark yoktur. Her iki durumda da okumanın sevabı ölüye ulaşır.

Bazı Şafiiler ölü ancak dinleme sevabı alır dediler. Bu görüşün iki kurala dayandığını söylediler.

Birincisi: Sevabı hediye etmek sahih değildir.

İkincisi: Ruhlar kabirler etrafındadır. Azaplanmayı ve nimetlenmeyi bedenlerinin hissetmesi sebebiyle ölülerin ruhları, kabirle ve bedenle manevi bir birleşmeyle birleşmişlerdir. (Bedenin azap ve nimeti hissetmesinin sabitliği daha önce açıklanmıştı.)

Bunun için ölü okumayı duyar ve duyunca da dinleme sevabı ona ulaşır. Bu söz, söyleyen kişiyi çıkmaza sokar. Çünkü ölünün idraki ve duyuşu mükellef kişilerin (dirilerin) idraki gibi değildir. Bu konuda Allah’ın fazlına ihtiyaç duyar. Allah isterse ölüye duyma nimetini verebilir.

Şafiilerden bazıları okuma sevabı konusunda başka bir görüş ileri sürdüler. Kur’an okurken ölü için niyet edilirse doğru olmaz.

Eğer önce kendisi için okur, sonra bu sevabın ölüye ulaşması için Allah’a dua ederse ölüye sevabın ulaşması bu şekilde mümkün olur. Zaten bu da dua hükmündedir. Onun işi Allah’a kalmıştır, isterse onun duasını kabul eder, isterse kabul etmez. Bu söz onlarda şu sözü söyleyen kimsenin sözüne zıt değildir: Sevabı hediye etmek doğru değildir. Çünkü kul, mal konusunda hibe etme hakkına sahip olduğu gibi,ibadetler (sevap) konusunda herhangi bir tasarruf hakkına sahip değildir. Çünkü burada okuma sevabının ölü için olmasını amaçlıyor, veya "sevabımı ölüye verdim" diyor. Bu görüş daha önce zikredilen duaya zıttır. Daha önce de geçtiği gibi sevabın ölüye ulaşması kesin değildir. Kabirde Kur’an okuma hakkında sahabelerden gelen rivayetler azdır. Fakat dört mezhep zamanından günümüze kadar müslümanlar Kuran’ı ölünün mezarının yanında okumayı sürdüre gelmişlerdir.

Ahmed İbn-i Muhammed İbn-i Harun Ebu Bekir-il Hilal bu konuda "Cami" kitabında şöyle dedi: Abbas İbn-i Ahmed-İddevri bize şöyle dedi: Ahmet İbn-i Hanbel’e kabirlerin yanında Kur’an okumak konusunda bir şey bilip, bilmedigini sordum.

"Bilmiyorum" dedi. Sonra dedi ki: Yahya Bin Muin’e sordum. Mübeşşir Bin Ismail El-Halebi’den şöyle dedi: Abdurrahman Ibnil Ala Bin El Lahlah’ın babasından şöyle dedi: Babam dedi ki; Ben öldüğüm zaman beni lahite koy ve Allah’ın adıyla Rasulullah’ın sünneti üzere de, başımın yanında Bakara’nın başlangıcını ve sonunu oku.

Ben İbn-i Ömer’in de bu şekilde vasiyet ettigini duydum. Sonra Hilal başka bir rivayette şöyle dedi: Ahmed Ibn-i Hanbel bir cenazede iken ölü defnedilince, kör bir adam kabrin yanina gelerek Kur’an okudu. Ahmed Bin Hanbel ona şöyle dedi: "Ey adam kabrin yaninda Kur’an okumak bid’attir."

Muhammed İbn Kuddeme ona şöyle dedi: "Ey Eba Abdullah! Mübeşşir El Halebi hakkında ne diyorsun?" Ahmed Bin Hanbel dedi ki: "Güvenilir bir zattır." Ona Mübeşşir’il Hanbeli’nin daha önceki yukarıda zikredilen hadisini zikredince Ahmed Bin Hanbel (ra) ona şöyle dedi: "Adamına git ve okumasını söyle."

Hilal aynı şekilde şöyle demiştir: Ebu Bekr El-Mervuzi bize şöyle demiştir: Ahmed İbn-i Muhammed İbn-i Hanbeli’yi şöyle derken işittim: "Kabirlere girdiginiz zaman; Fatiha, Felak, Nas ve Ihlas surelerini okuyun ve okuduklarinizi kabir ehline hediye edin, böylece bu okuduklarinizin sevabi onlara ulaşir."

Ayni şekilde Zaferani’nin şöyle dedigi rivayet edilmiştir: "Şafii’ye (ra) kabrin yanında Kur’an okuma hakkında sordum" O şöyle dedi:

"Bir sakınca yoktur." Zaferani güvenilirdir ve Şafii’nin eski görüşünü rivayet etmiştir ve Şafii’den rivayet ettiği bu rivayet gariptir. Şafii’nin yeni görüşünde eski görüşüne muhalif birşey varit olmadikça eski görüşüyle amel edilir, fakat Şafii’nin Kuran’ın sevabının ölüye ulaştığını söylediği yeni görüşü şöyledir: "Kur’an zikrin en şereflisidir. Zikir, zikredildigi yer için bir bereket saglar ve bu bereket orada bulunanlara yayilir." Bu görüşün temeli şuna dayanmaktadir: Kabre iki hurma dikildigi zaman bunlar yaşadiklari müddetçe Allah’ı tesbih ederler. Böylece onların tesbihleri sonucu kabirde sahibi için bir bereket hasıl olur ve bu bereket dallar kuruyuncaya kadar devam eder. Rivayetin bu tefsiri bazı müfessirlere göredir. Bitkilerin Allah’ı tesbih etmesinin bereketi hasıl olunca zikirlerin en şereflisi olan Kur’an; ki hayvan, bitki ve cansızlardan daha şerefli olan ademoğlu tarafından okunuyor, bilhassa okuyan salih kişi ise bu Kuran’ın bereketinin hasıl olması tabii ki daha evladır. Allah en iyisini bilir.

İçinde Abdulhak’ın da bulunduğu bir grup alimler ölünün duymasına, ölü hakkında selam vermenin meşruiyetini delil olarak göstererek şöyle dediler: "Eğer

ölü selamı işitmeseydi onlara yapılan hitap boş ve faydasız olurdu." Bu zayıf bir görüştür. Çünkü bu, bunu gerektirmez. Namazdaki teşehhüdde Rasulullah’a hitaben selam söylenir. Elbette Rasulullah teşehhüdde ona bütün selam söyleyenleri duymaz. Mezarlarin yanindan geçen kimsenin mezardaki mü’minlere selam söylemesi ölülerin, o selamı duymasını gerektirmez. Bu dua mahiyyetindedir. Ve "Ey Rabbim! Onların üzerine selam olsun" demektir. Aynı şekilde namazda rasule "Ey Allah’ın rasulü! Selam senin üzerinedir" demek yani "Ey Rabbimiz! Salat ve selamı rasulün üstüne yap" demektir. Buhari ve Müslim’deki bir hadiste Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Bizim üzerimize ve salih kullarin üzerine selam olsun" dediginde bu söz bütün salih kullara ulaşir.

Aslinda bu söz Allah’tan bir istemedir. O sözün

Beşinci Soru:

Kur’an okuyucu Kuran’dan birşey okudugu zaman ve onu ölülere hediye ettigi zaman bu onlara ulaşir mi yoksa ulaşmaz mi? Ve okunani ölü işitir mi yoksa işitmez mi?

Cevap: Bu ihtilafli bir konudur. En iyi olan okuyucunun şöyle demesidir:"Allah’ım eğer bu okuyuşumdaki amelimi kabul ettiysen bunun sevabını senden bir lütuf olarak filana ver." Eğer böyle demeyip de: "Allah’ım okuduğum Kur’an sevabını filana ver" derse; bu sevabın ölüye ulaşıp ulaşmaması alimler arasında ihtilaflıdır.

Birinci söz (yani eğer Kur’an okuyuşumu kabul ettiysen bunun sevabini senden bir lütuf olarak filan kişiye ver) dua mahiyetindedir. Allah dilerse onu kabul eder, dilerse kabul etmez. Allah bunu kabul etmişse muhakkak ki ölüye fayda verir.

Altinci Soru:

Ölü için namazdan, sadakadan veya Kur’an okumadan veya buna benzer başka iyilik çeşitlerinden hediye edilerek sunuldugunda ölü onu bilir mi? Bundan gelecek olan sevap ölünün amel defterine yazilir mi?

Cevap:Sadakanin sevabi ölüye ulaşir ama namazin ve orucun sevabinin ona ulaşip ulaşmadigi hususu ihtilaflidir. Gerçi ölü hayatta ikentutamadigi oruçlarinin velisi tarafindan tutulmasi veya birisine tutturulmasi durumunda bu sevap ölüye ulaşir. Hac meselesinde de ücretle veya kendiliginden veya ölen kişinin vasiyetiyle, ölünün hayattayken eda edemedigi hac farizasinin eda ettirilmesi caizdir. Ancak Kur’an okumanın sevabının ona ulaşıp ulaşmayacağı konusunda alimler arasında meşhur bir ihtilaf vardır. Şehirlerin bir çoğunda ölü için Kur’an okumak adet halini almıştır. Kur’an okumanın bereketinin ölüye fayda vermesi hususunda ihtilaf yoktur.

Müslim’in sahihinde sabit olduğuna göre; ölünün ancak şu üç konudaki ameli kesilmez. "Onun için dua eden salih oğul, faydalanılan ilim veya sadaka-i cariye." Bu hadis Sünende ve İbn-i Huzeyme’nin sahihinde geçmektedir.

Yedinci Soru:

Hesap ve azaptan sonra dünyada olduğu gibi birbirlerine yakın ve akraba olanlar buluşurlar mı?

Cevap:Bu soruda bir kusur vardır. Eğer bu"hesap ve azaptan sonra"dan kastedilen kişiler cennete ve cehenneme yerleştikten sonrası ise böyle bir soruya gerek yoktur. Zaten cennet ehli toplanıpbirbirlerini ziyaret edecek cehennem ehli ise toplanıp birbirleriyle atışacak.

Eğer "hesap ve azaptan sonra"dan kasd olunan kabirdeki sorgu ve sualden sonraki durum ise kabirdeki olaylara hesap denilemez. Allah’ın diledikleri dışında insanların çoğu kıyamet günü hesaba çekilecektir. Bazı insanlar azap görecek bazıları ise görmeyecektir. Kabir sorgusu ve azaptan, kıyamet günü yapılacak olan sorgu ve azap kastedilmemesi gerekir.

Birçok hadiste ölülerin ruhlarının karşılaşacağına dair rivayetler vardır. Bunlardan İbn-ü Ebi’d-Dünya’nın"Kubur" adlı kitabında Said İbn-i Müseyyeb’ten şöyle bir rivayet vardir.

O şöyle dedi! Selman-i Farisi ile Abdullah Ibn-i Selam karşilaştilar. Biri digerine "Eger sen benden önce ölürsen öldükten sonra benimle buluş ve Allah tarafindan karşilaştigin şeyleri bana anlat. Eger ben senden önce ölürsem seninle buluşup Allah tarafindan karşilaştigim şeyleri sana haber veririm." Digeri şöyle dedi: "Evet. Cennetteki ruhlar diledikleri yerlere giderler".

Sekizinci Soru:

Günahkar olan bir kişi kiyamete kadar kabirde azap görür mü? Yoksa sadece Münker ve Nekir melekleri geldikleri zaman mi azap görür?

Cevap: Bu, işlenen haramin büyük veya küçük olmasina göre degişir. Bazi ölüler affedilebilir, bazilari affedilmez. Bazi günahkarlar azap görmeyebilir. Ve bazilari için azap sürekliolur. Bazilarindan ise azap daha sonra kaldirilabilir.

Bu konuya ilişkin hadislerden örnekler vardir. Halid Ibn-i Urfefa ve Süleyman Ibn-i Sard’dan Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Karin agrisindan ölen kimseye kabirde azap edilmez."

(Ahmed - Nesei - İbn-i Hibban)

Abdullah İbn-i Ömer (ra)’den rivayet edilen bir başka hadiste Rasulullah şöyle buyurdu:"Cuma gecesi veya Cuma günü ölen hiçbir kimse yoktur ki Allah onu kabir fitnesinden korumuş olmasin" (Tirmizi ve Hakim rivayet etti ve sahih dedi)

Ibn-i Abbas’tan o şöyle dedi: Bir adam kabrin üstünü örterken Mülk suresini okuyan bir adam gördü. Sonra adam bunu Rasulullah (s.a.s)’e haber verdi. Rasulullah da şöyle buyurdu:

"Bu sure engeldir, kurtuluştur ve bu, kabirdeki kimseyi kabir azabindan korur."

(Tirmizi rivayet etti ve hasen dedi)

Semera Ibn-i Cunduh (ra)’dan Rasulullah’ın uzun rüyasından bahseden hadiste Rasulullah şöyle buyurmuştur:

"Kendi ağzını yırtan ise işte o yalan söyleyip yalanı ufuklara çıkıp yayılan kişidir. İşte bu yalancı kıyamete kadar bu şekilde azap edilecektir." (Buhari)

Yine aynı hadiste Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

"Başı parçalanan kişi ise Allahu Teala bu adama Kur’an öğretmiş, bu adam geceleri uyuyup gündüzleri de bununla amel etmemişti. İşte bu kimseye kıyamete kadar bu şekilde azap edilecektir."

Ebu Hureyre (ra) İsra kıssasını anlatırken Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurdugunu rivayet etmiştir:

"Başlari kaya ile ezilen bir kavimin yanindan geçtim. Başlari ezildikçe tekrar eski hallerine dönüyorlar ve tekrar eziliyorlardi. Onlarin üzerinden bu azabtan hiçbir şey kaldirilmayacaktir."

(Bezzar-Beyhaki rivayet ettiler)

Bu gibi hadisler çoktur. Bazi günahkarlardan kabir azabinin hafifletilecegine delalet eden hadislerden birisi de Ibn-i Abbas’tan rivayet edilen iki hurma dalı hadisidir.

Kabirde bazı günahlarından dolayı azap gören ve üzerlerine Rasulullah (s.a.s)’in hurma dalları koyduğu iki kişi müslümandırlar. Bunların kafir olduklarına dair herhangi bir rivayet yoktur.

Dokuzuncu Soru:

Şehitlerin ruhu semada mıdır yoksa yerde midir?

Cevap: Şehitlerin ruhu istediği yere gider sonra arşta asılı olan kandillerde geceler.

İbn-i Mesud şöyle dedi: Şehitlerin ruhu hakkında Rasulullah (s.a.s)’e sorduk. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Şehitlerin ruhu yeşil kuşlarin içindedir. Arşta bu kuşlar için asili kandiller vardir. Bu ruhlar cennette diledigi yerde dolaşirlar. Sonra bu kandillerde gecelerler."

(Müslim - Ebu Davud - Tirmizi - Darimi)

Ahmed bin Hanbel İbn-i Abbas (ra)’den hasen olarak şu hadisi nakletmiştir. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Şehitlerin ruhu cennetin kapisi üzerindeki bir nehir kenarindadir. Riziklari sabah akşam cennetten onlara çikartilir."

Bu iki hadis arasinda bir zitlik yoktur. Çünkü şehitlerin ruhunun kenarinda bulunduklari nehir cennetin kapisindadir. Müslim’de geçen hadis de ruhların geceledikleri kandillerin de cennetin kapısının yanında olma ihtimali vardır. Bundan dolayı iki hadis arasında zıtlık yoktur.

Buhari ve Müslim’de İbn-i Ömer’den şöyle rivayetedilmiştir: "Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Her ölüye kabirde cennetteki veya cehennemdeki yeri sabah ve akşam gösterilir, ona; "Işte bu sana dirilinceye kadar her gün gösterilecektir" denilir. Bu hadis diger hadislerle zitlik teşkil etmez. Çünkü bu hadis şehit olmayan kişilerin durumunu anlatiyor.

Onuncu Soru:

Müslümanlarin çocuklarinin ruhu kendi kabirlerinin üstünde midir yoksa cennetteki Beyti Mamur’da (cennetteki İbrahim (as)’ın evi) mıdır.Yoksa başka bir yerde midir? Cennette İbrahim (as)’ın onlara Kur’an okuttuğuna dair sabit bir delil var mıdır?

Cevap: Kuvvetli olan görüşe göre müminlerin ruhu Allah’ın dilediği yerdedir. Ve kabirdeki cesetlerle bir bağlantısı vardır. Yine kabirde gördüğü mükafatı beden ve ruhlarıyla hissederler. Ruh ve ceset arasındaolan bağlantının nasıl olduğunu bilemeyiz. Bu dünyadaki cesetle ruh bağlantısına benzemez. Müslüman çocuklarının ruhu hakkında ise şu sahih hadis vardır: Rasulullah (s.a.s)’in gördüğü uzun rüya hadisinde Rasulullah (s.a.s) müslüman çocuklar hakkında şöyle der:

"Müslüman çocuklarının ruhu İbrahim (as)’in yanındadır."

Bu hadis Buhari’de geçer. Bu hadisin hiçbir rivayetinde İbrahim (as)’in onlara Kur’an okuttuğuna dair bir söze rastlanmamıştır.

Onbirinci Soru:

Kabirdeki bir ölünün yakınına veya uzağına başka bir ölü defnedildiğinde kabirdeki ölü onu tanır mı ve dünyadaki diğer olup biten şeyler hakkında, yeni gelen ölüye soru sorar mı?

Cevap: Evet. Bunun hakkında hadisler varit olmuştur. Bu hadislerden bazıları;

İbn-i Ebid-Dünya’nın, Ebi’z-Zübeyr’denonun da Cabir’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Ölülerinizin kefenlerini güzel seçin. Çünkü onlar kefenlerinden dolayi övünürler ve kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler"

Ibn-i Mübarek, Ebu Eyyub’denmevkuf olarak rivayet ettiği ve Taberani’nin buna benzer Rasulullah’a merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah şöyle buyurdu: "Sağ olanların amelleri ölülere gösterilir. İyilik görürlerse sevinirler ve rahatlarlar. Eğer kötülük görürlerse Allah’ım onlara hidayet ver derler."

Bu rivayette defnedilenlerin onların yakınında veya uzağında olduğuna dair bir kayıt yoktur. Fakat sadece yakınlarında defnedilenleri duyabilmeleri de mümkündür. İbn-i Ebid-Dünya şöyle rivayet etti; Osman İbn-i Abdullah, Said İbn-i Cübeyr’e şu soruyu sordu: "Ölülere sag olanlarin haberi gelir mi?

Said Ibn-i Cübeyr: "Evet" dedi. Bir kişi öldügünde yakin akrabalarinin haberlerini diger ölülere ulaştirir. Mezardaki kişi haberler hayir ise sevinir, şer ise üzülür.

(Bu hadisi Tirmizi, Taberani, Enes Ibn-i Malik’ten Rasulullah’a merfu olarak rivayet etmişlerdir.)

Buhari’nin tarihinde Numan İbn-i Beşir’den Rasulullah (s.a.s)’in şöyle dedigi rivayet edilmiştir:

"Kabirlerde bulunan kardeşlerinize eziyet etme hususunda Allah’tan korkun. Çünkü amelleriniz onlara gösterilir.

(Hakim rivayet etti ve sahih dedi.)

"KABİRLER" kitabında İbn-i Ebid-Dünya şöyle rivayet etmiştir. Yahya bin Abdurrahman bin Ebi Lebibe o da babasından o da dedesinden şöyle rivayet etmişlerdir: Bişr İbn-i Berra bin Ma’rur öldüğünde annesi ona çok üzüldü ve Rasulullah (s.a.s)’e şöyle dedi: "Beni Seleme’den ölenler olarak ölüler birbirini tanır mı ki ben Bişr’e selam göndereyim?" Rasulullah (s.a.s) ona: "Evet ey Bişr’in annesi! Kuşlarin birbirini tanidiklari gibi onlar da birbirlerini tanirlar." Bunun üzerine Beni Seleme’den bir kişi ölüm döşegine düşse Bişr’in annesi ona gidip Bişr’e selam söyle derdi.

Taberani başka bir yoldan şöyle rivayet etti: "Bişr’in annesi, Kab İbn-i Malik ölüm döşeğine düştüğü zaman ona gelip; Bişr’e selam söyle" dedi.

Bu rivayet Ebu Lebibe’nin rivayetini desteklemektedir.

Sufyan İbn-i Uyeyne, Amr İbn-i Dinar’dan o da Ubeyd İbn-i Umeyr’denşöyle dedigini rivayet etmiştir:

Kabir ehli sag olanlarin haberlerini beklerler. Bir kişi öldügünde ona gelirler ve: "Filanin durumu nasil?"diye sorarlar. O da: "Salih bir kişidir" diye cevap verir. "Peki falan kişi ne yapti?" derler. O da: "O size gelmedi mi?" der. Onlar: "Hayir bize gelmedi" derler. O da"Biz Allah’a aidiz ve ona döneceğiz" dediktensonra: "Demek ki bu bizim yolumuzdan başka bir yola gitti" derler. Bu rivayet Ubeyd İbn-i Umeyr’insözüdür. Ubeyd İbn-i Umeyr; tabi’in alimlerinin en büyüklerinden birisidir. Ona ulaşan senet sahihtir. Bu gibi kişiler kendi görüşlerinden birşey söylemezler. Bu rivayet mürsel hükmündedir.

Nesei’nin Ebu Hureyre’den Rasulullah’a merfu olarak rivayet ettiği buna benzer bir rivayet vardır. Bu rivayetin sonunda şöyle bir ibare vardır. "Onlar yeni ölen kişiye: Falan kişi ne haldedir?" diye sorduklarında yeni kişi: "O daha size gelmedi mi?" diye sorunca onlar: "Hayır" deyince , yeni ölen kişi: "Demek ki o cehenneme gitti" derler.

İbn-i Mübarek’in, Ebu Eyyüb’denRasulullah’a merfu olan buna benzer bir rivayeti vardır

Taberani Ebu Eyyüb’denşöylerivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Mü’min kişi ölünce salih kullar bu kişiyi müjdeleyici bir kişinin karşilandigi gibi karşilarlar ve birbirlerine onu rahat ettirelim derler. Sonra ona; "Filan erkek ne yapti? Filan kiz ne yapti? Evlendi mi? Diye sorarlar. Fakat ondan önce ölmüş olan bir kişi hakkinda sorduklarinda; O cehenneme gitti der." [3

Bu rivayetlerden anlaşiliyor ki ölülerin ruhu birbirleriyle buluşurlar ve konuşurlar. Fakat bu, dünyada buluştuklari gibi degildir.

Çünkü Berzah hayati (kabir hayati) dünya hayatina benzemez. Dolayisiyla orada olan olaylar dünyadakilere benzemez. Allah daha iyi bilir.

Onikinci Soru:

Allah’u Teala’nın: "Şüphesiz sen kabirlerinde onlara işittirici değilsin." (Fatır 22) ayetiyle Rasulullah’ın; "Muhakkak ki ölü sizin ayakkabınızın sesini işitir. Onu çıkarın." hadisi arasında nasıl bir uygunlaştırma sözkonusu olabilir?

Cevap: Hadisin naklinde bir bozukluk vardır. Sanki o, şu iki hadisten birleştirilmiştir:

İlki: "Muhakkak ki ölü kendisinden ayrılanların eve döndüklerinde ayakkabılarının seslerini işitir."

Diğeri: "Ey iki ayakkabı sahibi! Ayakkabılarını çıkar."

Buhari ve Müslim’de geçen iki hadis Enes (ra)’den şu şekilde rivayet edilmiştir; Rasulullah (s.a.s) dedi ki:

"Bir kimse kabre gömüldügünde yakinlari geri dönüp ondan uzaklaşinca onlarin ayakkabilarinin sesini işitir."

Ikinci hadis; Ebu Davud, Nesei, Ibn-i Mace`de yeralmaktadir. Ibn-i Hibban’ın rivayet edip sahih dediği Beşir İbn-i Hasasiye’den rivayet edilen hadiste şöylebir ibare vardir: "Ayaginda ayakkabilar olan bir adam kabirlerin üzerinde yürürken Rasulullah (s.a.s) ona dedi ki:

"Ey iki ayakkabi sahibi! Ayakkabilarini çikar." Adam Rasulullah’ı görünce Onu tanıdı ve ayakkabısını çıkardı."Bu hadisi tahriç eden Beyhaki: "Bu hadis ancak bu senedle bilinir" dedi.

Taberani; Usmet İbn-i Malik’den rivayet ettiği hadisi şöyle nakleder: Rasulullah ayağında ayakkabı olduğu halde mezarlıkta yürüyen bir adam gördü ve ona dedi ki:"Ey filan ayakkabı sahibi! Ayakkabını çıkar"

(Bu hadisin senedi zayıftır)

Bunları açıkladıktan sonra alimlerin de hadisle ayet arasındaki uygunlaştırma konusunda görüşleri vardır.

Onlardan bir kısmı ayetleri te’vil edip hadisin zahirine göre amel ettiler ve onun bütün ölüleri kapsadığını söylediler. (Yani bütün ölüler ayak seslerini duyarlar)

Onlardan diğer bir kısmı da Katade’nin dediği gibi bunu sadece Bedir ölüleri için haslaştırmışlardır. Katade bu hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi: "Allahu Teala onları diriltti. Ta ki azarlanarak üzüntü ve pişmanlık içinde Rasulullah’ın sözünü duydular."

Başkaları da onu sadece belli zamanlar kabir sorgusu anında duyarlar dediler. Sorgudan sonratekrar duyma yoktur. Onların bir kısmı hadisi te’vil edip ayetinzahirine göre amel etmişlerdir. (Yani ölüler duymazlar görüşündedirler.) bu meseledeki ihtilaf meşhurdur. Buhari’nin Fethül Bari şerhinde ona degindim. En iyisini Allah bilir.

Onüçüncü Soru:

Kabirlerdeki iki sorgu melegi herkesin kendi dili ile mi sorarlar? Yani; Türk’e Türkçe veya Farisi’ye Farsça ile mi? Yoksa sadece Arap dili ile mi sorulur. Eğer Arap dili ile sorulursa Arapça bilmeyen kişiye Arapça mı öğretilir? Sağda ve solda bulunan yazıcı iki melek insanın başından geçen olayları Arapça mı yazar, yoksa başka bir dil ile mi yazar?

Cevap:Sorgu meleklerinin hangi dille soracağına dair bir nakil bilmiyorum. Fakat yazıcı iki melek de, hakkında yazmak için görevlendirildiği kişinin dilini bilirler. Bu kesindir. Fakat yazarken o dille veya başka bir dille yazabilirler. Zayıf hadisde rivayet olunduğuna göre"Cennet ehlinin dili Arapça’dır." Buna dayanarak melekler o kişinin söylediklerini bilip bunu Arapça yazabilirler. Çünkü melekler ne yazdığını bilir.

Sorgu meleklerinin sualininse sahih bir hadisin zahirine göre Arapça olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu hadiste sorulana şöyle derler;"Bu adam (yani Muhammed) hakkında neye inanıyorsun?" veya kişiye kendi lisanı ile hitap edilmesi de mümkündür

Ondördüncü Soru:

Çocuklar için olan sorgu bütün çocukları mı kapsar yoksa sadece müslüman çocuklar için midir?

Cevap: Müslüman çocuklara hesap yoktur. Müşrik çocuklara ise hesap olup olmadığı hususu ise ihtilaflı meseledir.

Kimisi: "Onların hükmü müslüman çocuklarının hükmü gibidir"der.

Bazıları da: "Hayır. Onlara hesap vardır" diye hüküm verir. Çünkü onlar hakkında varid olan kuvvetli bir hadiste olduğu gibi; Tebliğ ulaşmamış ve onun gibiler mahşerde imtihan olunur. En iyisi bu konuyu Allah’a bırakmaktır. Ta ki dayanacak delil oluncaya kadar herkesin üstüne farz olup dünyada yapılması gereken şeylerle ilgilenmek bu meseleyle ilgilenmekten daha önemlidir.

Onbeşinci Soru:

Kabirde çocuğa soru sorulur mu yoksa sorulmaz mı? Eğer sorarlarsa Münker ve Nekir melekleri onlara ne sorar? Buluğ çağına girenlere ne sorulur?

Cevap: Kabir sorgusu buluğ çağındakiler içindir.

Onaltıncı Soru:

Öldükten sonra sorgu melekleri geldiğinde ruh bütün bedene girer mi yoksa bedenin bir kısmına mı girer?

Cevap: Evet, ruh bütün vücuda girer fakat bu, ancak onun oturmasına müsaade eder, yoksa ayağa kalkmasına müsaade etmez

Onyedinci Soru:

Müslümanların ölen çocuklarının beraberinde anne ve babası olmaksızın cennete giremeyecekleri doğru mudur?

Yine Müslümanların ölen çocuklarının mahşer gününde altın ya da gümüş taslarla anne ve babalarını sulamaya çalışacakları doğru mudur?

Cevap: Soruda zikredilen çocuklar hakkında haberler varid olmuştur. Bu haberlerin[4] tümü; cennete sokma ve sulamanın ancak Allah’ın dilediği kimseler için geçerli olduğunu göstermektedir.

Onsekizinci Soru:

Ölünün ruhu dünyadaki gibi görüp işitir mi? Bazılarının dediği gibi onların görme ve işitmesi mevcut mudur?

Cevap: Ölünün ruhu işitir ve görür fakat bu işitme ve görmenin dünyada iken mevcut olan gibi olması gerekmez. Allah (c.c) ona görüp işitecek, elemi ve nimeti hissedecek bir idrak bahşeder.

Yirminci Soru:

Kabir küçük büyük her ölüyü sıkıştırır mı?

Cevap: Evet kabrin her ölüyü sıkıştırdığına dair sahih rivayetler vardır.[6]

Yirmibirinci Soru:

Ölüye Ruman adı verilen ve onu oturtup Münker ve Nekir’in sorularına nasıl cevap vereceğini öğreten bir melek gelir mi?

Cevap: Ruman hakkında varid olan haberler zayıftır.

Yirmiikinci soru:

Ana babanın çocukları için ağlamaları haram mıdır, mekruh mudur? Ve bu yüzden ölü, küçük olsun büyük olsun acı çeker mi? Çocuğun, ölen anne babası defnedilirse onların arkasından ağlaması mübah mıdır yoksa değil midir? Onların arkasından sesi aşırı olmaksızın ve iyiliklerini saymaksızın ağlarsa sevabından mahrum olur mu? Cennette hamd evi ölünün arkasından ağlayan kişi için mi yoksa sabreden kişiler için mi yapılır? Bir kişinin bir veya birden fazla çocuğu ölürse kişi yalnız sabrettiği zaman mı ona ateşten bir koruyucu olurlar yoksa sabretmese de ona ateşten bir koruyucu olurlar mı?

Cevap: Babanın ölen çocuğuna ağlaması, çocuğun ölen babasının arkasından ağlaması defnetmeden önce de sonra da mekruh değildir.[7]

Fakat ağlamayla birlikte feryat, yanaklarını dövme, elbiselerini yırtma, söylenmemesi gereken sözleri söylemek olursa bu caiz değildir.[8] Çocuğu ölen kişi sabrederse ve ona isabet eden şeylerin Allah’ın takdiri ile olduğuna inanırsa; gözleriyle ağlayıp kalbi üzülse de Allah’a hamd ederse Allah (cc) meleklere buna cennette hamd evi inşa edin der. Bir, iki veya üç çocugu ölüp de feryat etmeyen sabreden kişilerin faziletleri hakkinda çok rivayetler

Yirmiüçüncü Soru:

Dünyadaki ömürden geri kalan zaman bilinir mi? Bazi ilim iddia edenler H.835 senesinde dünya ömründen kalan 175 senedir, demeleri ve buna Rasulullah (s.a.s)’in "Ben yer altında bin seneden fazla ölü olarak kalmayacağım" hadisini ve Rasulullah’ın "Ben 6000 senenin başında rasul oldum" hadislerini delil göstermeleri doğru mudur?

Cevap: Bunu iddia edenlerin zikrettikleri birinci hadis "mevzu" (uydurma)’dır.

İkinci hadisin ise lafzı şöyledir; Dünyanın ömrü 7000 senedir. En son binine ben rasul olarak gönderildim. Buhadisi İbn-i Cevzi mevzu (uydurma) hadisler arasında zikretmiştir.

Kıyamet gününün ne zaman olacağını Allah bilir.

Yirmidördüncü Soru:

Yezid bin Muaviye’ye lanet edilir mi? Onu seven ve şanini yücelten kimseye ne gerekir?

Cevap: Kiya’l - Hemasi diye bilinen Taberi; lanet etmenin caiz olup olmayacağı konusunda dört mezhebin ihtilaf ettiğini nakletti. Kendisi ise lanet etmenin caiz olacağı görüşünü tercihetti. Gazali de bukonudaki değişik görüşleri naklettikten sonra caiz olmayacağı görüşünü seçti.

Yezid bin Muaviye’yi sevmek ve onun şanini yüceltmek ancak itikadi bozuk bid’atçilerden sadır olur. Çünkü Yezidde öyle kötü sıfatlar vardı ki onu sevmek kişiden imanın kaldırılmasını gerektirir. Çünkü iman Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.

DİPNOTLAR

[1] Bu konuda bildirilen ayetler şunlardır:

"Onlar (kafirler) ateşten çıkmayacaklardır." (Bakara: 167)

"Deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyecekler." (A’raf: 40)

"Onlar tam olarak ölmezler. Onlardan azab da hafifletilmez. Kafirleri işte böyle cezalandırırız." (Fatır: 3)

[2] Manevi mütevatire ulaşan rüya;

Aynı rüyanın birçok kişi tarafından görülmesi o rüyayı manevi mütevatire ulaştırır.

[3] Taberani Kebir’de ve El Evsat’ta zayıf senetle rivayet etti.

(Mecma Ez-Zevaid, İbn-i Hacer El Heytemi)

[4] Ebul- Hassan dedi ki: Ben Ebu Hureyre’ye hitaben: "Benim iki oğlum öldü. Sen bize Rasulullah (s.a.s)’den ölülerimiz hakkında gönüllerimizi hoş edecek bir hadis söyleyemez misin?" dedim. Ebu Hureyre cevaben şöyle dedi: Evet söylerim Rasulullah şöyle buyurdu: "Onların küçükleri cennet halkının cenetten hiç ayrılmayan küçükleridirler ki, onların biri babasını yahut anne ve babasını karşılar da benim, senin şu elbisenin kenarlarından tutuşum gibi (Rasulullah (s.a.s) burada eliyle o tutuşu işaret edip göstermiştir) elbisesinden tutar ve artık Allah onu babasıyla beraber cennete sokuncaya kadar hiç bırakmaz."

(Müslim)

[5] Ölü defnedildiği zaman siyah (tenli) ve mavi (gözlü) iki melek gelir. Birine Münker ve öbürüne Nekir denir. Mütakiben bu iki melek o kimseye şöyle sorar: Bu adam (Muhammed) için ne demiştin? Bunun üzerine o (ölmeden önce) söylediğini aynen söyler. "O Allah’ın kulu ve rasulüdür. Allah’tan başka ibadete bunu söyleyeceğini biliyordum" derler. Sonra toprağa "Çullan onun üzerine" denir. Toprak onun üzerine çullanır. ( Bu çullanma neticesinde) yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar ve Allah onu o yatağından layık ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve Resul’ü olduğuna şehadet ederim." Sonra o iki melek "Senin böyle söyleyeceğini esasen biliyorduk" derler.

Sonra onun kabri yetmiş arşın murabba (kare) genişletilir; sonra aydınlatılır ve sonra kendisine: "Uyu" denir. O da "Aileme dönüp onlara haber vereyim mi?" der. O iki melek: "Gelin, güvey gibi uyu! Ki onu ailesinden elbet en çok seven kişi uyandırır" dediler. O kişi Allah onu yatağından mahşere kaldırıncaya kadar (rahat, rahat) uyur. Şayet münafık ise "İnsanların dedikleri gibi bende aynı şeyi söyledim; bilmiyorum" diyecek. Bunun üzerine iki melek "Senin esasen mahşere kaldırıncaya kadar toprağa devamlı azap içinde kalır."

(Tirmizi)

[6] İbn-i Abbas şöyle rivayet etti; Saad İbn-i Muaz defnedildiğinde Rasulullah (s.a.s) onun kabrinin yanında şöyle dedi: "Kabir sualinden kurtulan olsaydı Saad İbn-i Muaz kurtulurdu. Kabir onu bir sıkıştırdı sonra gevşedi. (Taberani sahih senedle rivayet etmiştir.)

[7] Enes (ra) şöyle demiştir;

- Bir kere Rasulullah (s.a.s) ile demirci sanatkar olan Ebu Seyf b. Evs’in evine gitmiştik. Ebu Seyf’in zevcesi Ümmü Bürde peygamberin oğlu İbrahim’in süt annesi – süt ninesi idi. Rasulullah (s.a.s) İbrahim’i kucağına aldı. İbrahim’i öptü, kokladı. Bundan sonra bir kere daha Ebu Seyf’in evine gittik.

Bu defa İbrahim can veriyordu. Rasulullah (s.a.s)’in iki gözü yaş dökmeye başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbn-i Avf; Ya Rasulullah! Halk musibet zamanında sabretmeyebilir. Fakat sen de mi? Diye şaşırarak sordu; Rasulullah: "Ey İbn-i Avf! Bu hal babanın çocuğuna karşı beslediği incelik ve şefkattir. Yoksa sabır ve tevekküle engel ağlama değildir" buyurdu. Sonra bu gözyaşını bir diğeri takip etti. Bu defa Rasulullah (s.a.s): Gözler ağlar, kalp üzülür. Biz Rabbimizin razı olacağı sözden başka bir kelime ile üzüntümüzü belirtmeyiz. Ey İbrahim! Biz senin ayrılığında pek ziyade üzüntülü ve kederliyiz" buyurdu.

(Buhari-Müslim)

[8] Rasulullah (s.a.s) "Ölünün arkasından yanaklarını döven, elbisesini yırtan, cahiliyyenin adetlerini yapan kişi bizden değildir" buyurdu.

(Buhari)

[9] Ebu Hureyre (ra)’dan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.s) Ensar’dan bir grup kadına hitaben "Sizlerden herhangi birinizin üç çocuğu ölür ve kendisi vefat eden çocukları sebebiyle Allah’tan sevap ümit ederse muhakkak cennete girmiştir" buyurdu.

İçlerinden bir kadın: iki tanesi de böyle değil mi? Ya Rasulullah! Dedi. Rasulullah (s.a.s) cevaben: "İki tanesi de öyledir" buyurdu

Hz. Ali

Hz. Ali (r.a.), yaralanıp Kufe'deki evine götürülünce, çocukları Hasan, Hüseyn ve Muhammed b. Hanefiyye'yi çağırtarak onlara uzun uzun vasiyetlerde bulundu. Biz bu veciz tavsiyelerden sadece bir kısmını buraya alıyoruz: Hz. Ali, ağlamakta olan Hasan'a şöyle dedi: Oğlum, sana söyleyeceğim sekiz husus vardır ki, bunları kendinde çok iyi muhafaza et! Hz. Hasan: Onlar nedir babacığım? diye sorunca, yaraları içinde yatan Hz. Ali şu cevabı verdi: Bunlardan dördü şudur:

1. Zenginliklerin en büyüğü akıldır.

2. Fakirliklerin en büyüğü ahmaklıktır.

3. Vahşetin en büyüğü kibirdir.

4. Meziyetlerin en büyüğü de güzel ahlaktır!

Hz, Hasan, geri kalan dört şeyi de sorunca, Hz. Ali şöyle devamı etti: Diğer dördü de şunlardır:

1. Ahmaklarla asla arkadaş olma! Çünkü ahmak, sana 'yararlı olayım' derken, zararlı olur!

2. Yalancılarla asla dost olma! Çünkü onlar sana, uzak olanı yakın; yakın olanı da uzak gösterirler.

3. Cimrilerle asla arkadaşlık kurma! Çünkü cimri, senin en çok ihtiyaç duyduğun şeyi bile sana vermekten çekinir.

4. Dine lakayt davrananlarla asla dostluk kurma! Çünkü onlar, seni adi şeylere götürürler» (1).

Her müslümanın uyması gereken bu güzel vasiyetlerden başka, Hz. Ali'nin çocuklarına yapmış olduğu bazı tembihler vardır ki, İslâm tarihinin tahlili bakımından son derece Önemlidirler. O şöyle buyuruyordu:

«... Allah'ın ipine (ahkâmına) sımsıkı sanlın ve tefrikaya

(1) Suyutî, Tarihul-Hulefa, s.184.

YUKARI