Vesveseden kurtulmak için ne yapmak gerekir.

Soru: Vesveseden kurtulmak için ne yapmak gerekir.

Cevap: Bismillahirrahmanirrahim

İbn-i Abbâs Radıyallahu anhüma anlatıyor: Dendi ki "Ey Allah'ın Resulü,  her birimiz içinde, (bazan, öylesine çirkin) bir şeyin arız olduğunu görür ki, bunu söylemektense o şeyin bir kor parçası olup (kendisini yakması) ona daha sevimli gelmektedir!"

Resulullah aleyhissalâtu vesselam bu söze şöyle mukabelede bulundu:

"Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber! Şeytan'ın hilesini vesveseye çeviren Allah'a hamd olsun!"[1]

Ebu Zümeyl rahimehullah anlatıyor: "İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'ya (bir gün): "içimde duyduğum bu (fena) şeyler de ne?" diye sormuştum. Bana:

"Ne hissediyorsun ki?" dedi. Ben:

"Vallahi (onlar çok fena!) dilime alamam!" dedim.

"Şekk (şüpe) cinsinden bir şey mi?" dedi ve güldü. Sonra açıkladı:

"Bu (çeşit vesveselerden hiç kimse kurtulamaz. Nitekim Allah Teâla hazretleri (Resulüne) şu ayeti inzal buyurmuştur. (Mealen): "Eğer sana indirdiğimiz (kitapta anlatılan bu kıssalar) hakkında bir şüphen varsa, senden evvel indirilmiş olanları okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak (olan kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma!"[2]

İbn-i Abbas bana dedi ki: "Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: "O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem bâtındır. O her şeyi bilendir"[3]

      Açıklama

l- Son iki hadis Ebu Dâvud'da "Vesveseyi Red" adını taşıyan bir bapta kaydedilmiştir. Hadislerin muhtevasından da anlaşılacağı üzere her insana arız olan vesveseler hakkında mü'mine bir bilgi verilmek istenmektedir. Bu bilginin özü şudur: Her insan, gayrı ihtiyarî olarak bazı vesveselere düşmektedir. Bu vesveseler, iradeye tabi olmadan geldiği ve vicdanda bir tasdik bulmadığı için insana herhangi bir zararı yoktur. Bu çeşit imana, edebe muhalif vesveseler geldiği zaman telaşlanmadan imanı takviye edici, iman esaslarını hatırlatıcı ayetlerden okumalıdır.

İbn-i Abbâs'ın vesvese anında okunmasını tavsiye ettiği ayet Rabb Teâla'nın zatî vasıflarıyla ilgili: "O, evveldir, âhirdir, zahirdir, bâtındır, her şeyi bilicidir." Ayetin mânasını şöyle anlamamız münasiptir: "O, evveldir: Başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da O'nun ilim ve kudretine bağlıdır. O, ahir'dir; Sonu olmadığı gibi, bütün varlıkların neticesi O'na bakar ve dönüşü O'nadır. O, zahirdir: Varlık ve birliğinin delilleri her şeyde apaçık görünür ve bütün varlıklar dış görünüşleri ve sanatlı yapılışlarıyla O'nun kudret ve sanatına şahidlik eder, O bâtın'dır: Her şeyin hakikatine vakıftır ve her şeyin içyüzü O'nun kudret ve hikmetine şahidlik eder. O her şeyi hakkıyla bilendir."

2- Vesvese hususunda sorulunca İbnu Abbas radıyallahu anhüma, ayet okuyarak Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın da benzer vesveselere maruz kaldığını, bunun üzerine Efendimizi takviyeye matuf o âyetin indiğini ifade etmek istiyor.

Müfessirler, âyette muhatap Resûlullah mı başkaları mı ihtilaf etmiştir. Resûlullah olduğunu söyleyenlerden bazısına göre: "Zahirde Resûlullah ise de asıl murad edilen bankasıdır ve bu muhtevada başka örnekler vardır: "Ey peygamber! Allah'a muttaki ol, kâfirlere ve münafıklara itaat etme"[4] mealindeki ayetle, "... Allah sorar; "Ey Meryem oğlu Isa! insanlara beni ve annemi Allah'tan başka ilahlar edinin diyen sen misin?.."[5] ayetlerinde olduğu gibi." Meseleyi açıklayan Râzi, buna, bizim "Kızım sana söyledim gelinim sen anla!" örneği verilir.

Müfessirlerin yer verdikleri bir diğer görüşe göre, "Muhammed aleyhissalâtu vesselam bir beşerdir. Bu sebeple onun kalbine de, diğer insanlara olduğu üzere müşevveş hatıraların ve sıkıntı veren fikirlerin gelmesi caizdir, işte bu çeşit vesveseler bir kısım delillerin getirilmesi, beyyinelerin takriri ile bertaraf edilebilir. İşte Rab Teâla hazretleri bu maksatla zaman zaman ayetler inzal buyurarak Resulünün benzer vesveselerini izâle etmiştir.

Sadedinde olduğumuz hadisten İbn-i Abbâs radıyallahu anhüma'nın da bu kanaatte olduğu anlaşılmaktadır."

Bu meselede ileri sürülen farklı görüşleri, toptan büyük müfessirimiz Fahreddin-i Râzinin tefsirinde bulabiliriz.

 

Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)'in Ashabından bir kısmı ona sordular: Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kâniyim". Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam): "Gerçekten böyle bîr korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler Evet deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar etmez) dedi."[6] Diğer bir rivayette: "(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah'a hamd olsun' demiştir.

Müslim'in İbn-i Mes"ud (radıyallahu anh)'dan kaydettiği bir rivayet şöyledir: "Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki. onu (bilerek), söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercih eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)''. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam): "Hayır bu (korkunuz) gerçek imanın ifadesidir" cevabını verdi".

AÇIKLAMA

Hadîste, Ashab, iradeleri olmadan içlerinden, kendiliğinden doğan vesveselerden sormaktadır. Bu hadîste imânî meseleler üzerinde olduğu anlaşılan hu vesveselerin, bazı rivayetlerde Allah hakkında olduğu belirtilir. Bunlar normalde kabul edilemiyecek, muhal şeyler olduğu için, iradî olarak konuşmanın günah olacağı korkusu hâkimdir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) içten, kendiliğinden gelen bu seslerin kişiye zarar vermeyeceğini belirtiyor. Delil olarak da kişinin duyduğu korkuyu gösteriyor. İnsanda merak, korku gibi, irâdeyi dinlemeyen, zapt altına alınamayan bir kısım duyguların şevkiyle içten gelen bu sesi hepimiz her zaman duyarız. Vehimli mizaçlar "içim bozulmuş" diye ümitsizliğe bile düşebilir. Ancak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam), bu seslerden duyduğumuz endişeyi en büyük bir delil yapmak Mademki o sese irademizle iştirak etmiyor, aklımızla tasdik etmiyor, aksine üzülüyoruz, öyle ise bu şeytanın bir vesvesesidir. aldırmayın" mânasında ''Korkunuz gerçek imanın ifadesidir" buyuruyor.

Şeytanın bu desisesinin mahiyetine kadar asılsız olduğunu, bazı risalelerde beyan ettiğimiz gibi, burada kısaca bahsedeceğiz. Şöyle ki: Nasıl ki âynada yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yakmaz ve murdarın aksi telvis etmez (kirletmez). Öyle de: Hayal veya fikir âynada küfrün ve şirkin akisleri ve dalâletin gölgeleri ve şetimli ve çirkin sözlerin hayalleri, İtikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebî kırmaz. Çünkü meşhur kaidedir ki, hayali sövmek, sövmek olmadığı gîbi, hayal-i küfr dahi, küfür değil ve dalâleti düşünmek de dalâlet değil. İmandaki şek meselesi ise, imkân-ı zâtiden gelen ihtimaller o yakîne zıt değil ve o yakini bozmaz. ilm-i usul-i dinde yerleşmiş bir kaidedendir ki: Varlık alemi ilmî yakine zıt değildir.''



[1] Ebu Dâvud, Edeb 118, No:(5112)

[2] Yunus 94

[3] (Hadîd 3). EbuDâvud, Edebi 18,No: (5110)

[4] (Ahzâb 1)

[5] (Maide 116)

[6] Müslim,İman.209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110).

 

ZİKRİN FAYDALARI

Peygamber efendimiz(s.a.v): Ademoğlu, Aziz ve Celîl olan Allâh’ı zikretmesinden başka Allâh’ın azabından Onu kurtaracak,daha efdal bir amel işlememiştir.  buyurdular.

    Zikrin yüz kadar faydası vardır.Onlardan bazıları:

1.Zikir,şeytanı kovar,uzaklaştırır.

2.Aziz ve Celil olan Rahmanı razı eder.

3.Kalpdeki gam ve kederi giderir.

4.Kalbe ferah,sevinç ve genişlik verir.

5.Kalbi ve vücudu kuvvetlendirir.,

6.Yüzü ve kalbi nurlandırır.

7.Rızkı celbeder(çeker).

8.Zikredene,heybet,tatlı ve hoş bir sima verir.

9.İslâm’ın ruhu olan(Allah) muhabbeti verir.

10.İhsan makamına ulaşıncaya kadar,Murakabe(Allah Teala’nın,kullarını gözetlediği bilincine)mertebesine ulaştırır.

11.Aziz ve Celil olan Allâh’a iltica etme anlamına gelen İnâbeyi kazandırır.

12.Allah’a yakınlaştırır.

13.Ma’riret kapılarından bir kapı açar.

14.Rabbinin heybetinden dolayı korku ve azametinden kalp ürpermesi verir.

15.Allahu Tealanında,Onu anmasına vesile olur.Nitekim Allahu Teala’’Beni zikredin ki ben de sizi anayım.’’buyurdu.(Bakara,152)

16.Kalp diriliği verir.

17.Zikir,kalbin ve ruhun güçü ve kuvvetidir.

18.Kalbi günah pasından temizler,çilalandırır.

19.Hata ve günahları döker.En büyük sevaplardandır.Yapılan iyilikler günahları, giderir.

20.Kulu ile Rabbi arasında ünsiyet meydana getirir.

21.Kulun rabbinin şanını yücelterek,tesbih ederek ve hamdederek rabbini hatırlamasıdır. Allah da onu şiddet(sıkıntı)anında hatırlar.

22.Kul,genişlik zamanında Onu zikretmek suretiyle Allahu teala ile ünsiyet meydana getirdiği zaman,Allahu teala’da Onu şiddet anında tanır(yardım eder).

23.Allah’ın azabından kurtarıcıdır.

24.Sekinetin inmesinin,rahmetin kuşatmasının ve zikredeni meleklerin kuşatmasının sebebidir.

25.Dilin giybet,nemime(koğuculuk),yalan söz,edepsiz konuşmalar ve boş sözler yerine zikirle meşgul olmasına sebebdir.

26.Zikir meclisleri,meleklerin meclisleridir.Boş sözlerin konuşulduğu ve gaflet meclisleri ise,şeytanların meclisleridir.

27.Kıyamet gününde kulu pişmanlıktan kurtarır.

28.Zikirle meşgul olmak,Allahu Tealanın lutfu ihsanına sebeptir.Bu,isteyenlere lutfu ihsanından daha üstündür.

29.Zikir ibadetlerin en üstünü ve efdali olduğu halde,ibadetlerin en kolay olanıdır.

30.Zikirden dolayı verilen ilahi vergi ve lütuf,diğer amellere verilmedi.

31.Allah tealayı zikretmeye devam etmek,kulu dünya ve Ahiret hayatında,Allah’ı unutması sebebiyle olan şekavetten emin kılar.

32.Zikirden başka,her zaman ve her vaziyette yapılabilen bir amel yoktur.

33.Zikir dünya hayatında,kabirde,ahiret hayatında ve sırat köprüsü üzerinde zikredenin önünden giden bir nûrdur.

34.Zikir her işin başıdır.Kime zikir kapısı açılırsa,Ona Allahu teala’ya yakınlık kapısı açılır.

35.Kalpde öyle bir gedik ve boşluk vardır ki,zikrullah’dan başka hiçbir şey onu kapatamaz.

36.Zikir dağınık olanı toplar;toplu olanı dağıtır;uzağı yakınlaştırır;yakını uzaklaştırır.Kulun kalbinde ve iradesinde,önem verdiği ve azmettiği şeylerden ayrı olanı birleştirir.Toplanmış olan sıkıntı,keder ve üzüntülerini dağıtır;yapmaya niyetlendiği ve isteklerinin olmamasından dolayı meydana gelen pişmanlıklarını giderir.Yine günahlardan ve hatalardan onda toplananı dağıtır.Yine şeytanın ordusunu dağıtır.Uzak olanı yaklaştırdığına gelince,O ahiret dir.Yakın olanı uzaklaştırdığı ise,O dünyadır.

37.Zikir,kalbi gaflet ve uykudan uyandırır.

38.Zikir bir ağaçtır ki onun meyvesi, marifetullah ve saliklerinin gayreti ile güzel hallerle hallenmesidir.

39.Zikreden,zikredilene(Allah’a)yakındır. Zikrettiği,onunla beraberdir. Bu beraberlik klasik(bilinen)ve herkesi kuşatan bir beraberlik değildir.O,Allah’a kurbiyet,velayet,muhabbet,nusret ve vasıl olmak beraberliğidir.

40.Zikir(sevap bakımından),köle azad etmeye,malı infak etmeye ve Allah yolunda kılıçla vurmaya denktir.

41.Zikir,şükrün başıdır.O’nu zikretmeyen,Allahu teala’ya şükretmemiştir.

42.Müttekilerden Allahu teala katında en üstün olanı,devamlı olarak dili zikirle ıslak olanıdır.

43.Kalp katılığını ancak zikrullah eritir.

44.Zikir,kalbin şifası ve devasıdır.Gaflet ise,kalp hastalığıdır.

45.Zikir,Allahu teala ile dostluğun başı ve temelidir.Gaflet ise,Allah düşmanlığının başı ve temelidir.

46.Allah’ın izni ile nimetleri çeker,azapları defeder.

47.Zikredene,Allah’ın affını ve meleklerin istiğfar etmesini gerekli kılar.

48.Kim ki daha dünyada iken Cennet bahçelerinde oturmak isterse,zikir yapılan meclislerde otursun.Muhakkak ki(zikir meclisi),Cennet bahçeleridir.

49.Zikir meclisleri,meleklerin bulunduğu meclislerdir.Meleklerin başka meclisleri bulunmamaktadır.

50.Allahu teala meleklerine,zikredenlerle övünür.

51.Zikri devamlı yapmak,tatavvu(nafile ibadetler)yerine geçer.Bu ibadetler ister bedenle yapılanlar olsun;isterse mal ile veya hem mal hem bedenle yapılanlar olsun eşittir(değişmez).

52.Allahu teala’yı zikretmek,ibadete en büyük yardımcıdır.Çünkü zikir,ibadet yapmayı kula sevdirir,kolaylaştırır,lezzet verir ve gözünün nurunu,ibadette kılar.

53.Zikrullah,kalbe gelen bütün dünyevi korkuları giderir ve emin kılar.

54.Zikir,daha önce yapmaya takatının yetmediği işleri yapmak için, zakire güç verir.

55.Allah’ı çokça zikredenler,onlar Ahiret yolcuları arasında en önde olanlardır.

56.Zikir,Allahu teala’nın kulunun sadıklardan olduğunu tasdik etmesine bir sebeptir.Sadıklarla birlikte haşrolacağı ümid edilir.

57. Cennet evleri zikirle inşa edilir.Zakir,zikrini bırakınca,melekler de inşa etmeyi bırakır.

58.Zikir kul ile Cehennem arasında bir seddir.

59.Zikrullah zoru kolaylaştırır,fakiri zengin eder ve meşakkatleri hafifletir.

60.Melekler,günahına tevbe eden kimsenin tevbe ettiği gibi, zikreden için istiğfar eder.

61.Her dağ ve her tepe, üzerinde Allah’ı zikreden kimseyle övünür ve sevinç duyarlar.

62.Allahu teala’yı zikretmenin çokça yapılması,kişi için münafıklıktan bir korunmadır.

63.Zikirde,hiçbir salih amelde benzeri olmayan, bir tat ve lezzet vardır.

64.Yollarda,evlerde ve diğer yerleşim alanlarında zikri çokça yapmak,kıyamet günündeki kulun şahitlerini çoğaltır.Çünkü, yeryüzü kıyamet gününde zikredene şahitlik yapacaktır.

Kıyamet Alametlerine İnanmak

 

Avf b. Malik el-Eşcaî'den dedi ki: Tebuk Gazvesi'nde, Peygamber -sav-

huzuruna -o deriden bir çadır içerisinde iken- vardım. Şöyle buyurdu: "Kıyametten önce gerçekleşecek altı şeyi sayıyorum: Ölümüm, sonra Beytu'l-makdis'in fethedilmesi, sonra aranızda koyunlar arasında salgın ölümleri andıran çokça ölümlerin olması, sonra malın oldukça artması öyle ki bir kişiye yüz dinar dahi verilecek olsa yine razı olmaz. Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayacak olan bir fitne, sonra sizler ile Sarı oğullan arasındaki bir ateşkes antlaşması, onlar bu antlaşmayı bozacaklar, size herbirisi altında onıkı-bin asker olmak üzere seksen sancak altında saldıracaklar."1Buhâri 3176; Ebû Dâvûcf 4293: İbn Mace 4042, Bu hadisi BuharI, Ebu Davud, İbn Mace ve Taberani de rivayet etmiş bulunmaktadır.2Taberânî, et-Mu'cemu'l-Kebîr,XIII 40.     

            Huzeyfe b. Esid'den dedi ki: Biz Kıyamet hakkında konuşurken Peygamber -sav- yanımıza çıkageldi "Neden söz ediyorsunuz?" diye sordu. Kıyametten söz ediyoruz, dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "On tane alamet görülmedikçe Kıyamet asla kopmayacaktır: Duman, Deccal, Dabbe, güneşin batı'sından doğması, Meryem oğlu isa'nın inmesi, Ye'cuc ile Me'cuc(un çıkması), birisi doğu'da birisi batı'da ve birisi Arap yarımadasında olmak üzere üç kara parçasının yerin dibine geçmesi. Bunların sonuncusu ise Yemen'den çıkıp insanları mahşerlerine doğru önüne katıp sürükleyecek olan bir ateştir." Bunu da Müslim rivayet etmiştir.1Müslim 2901

Lafız Buharî'nin olmak üzere, Buharî ile Müslim'de, İbn Ömer -ra-dan şöyle dediği kaydedilmektedir: Peygamber –sav -in huzurunda Deccal'in sözü geçti. Şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Allah size gizli kalmaz (onu tanırsınız.) Muhakkak Allah'ın bir gözü kör değildir -deyip eliyle gözüne işaret etti.- Şüphesiz Mesih Deccal'in ise sağ gözü kördür, onun gözü adeta kurumuş bir üzüm tanesini andırır."2Buhârî3439

Enes b. Malik –ra-dan dedi ki: Rasûlullah -sav- buyurdu ki: "Kavmini bir gözü kör deccal ile uyarıp korkutmamış hiçbir peygamber yoktur. Şunu bilin ki onun bir gözü kördür ve elbetteki Rabbıniz kör değildir. Deccai'in gözlerinin arasında "kâfir" yazılıdır."3Buharı 7131, 7408: Müslim 2933

Buharî ve başkalarının rivayetine göre Ebu Hureyre -ra- dedi ki: Rasûlullah -sav- buyurdu ki: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki fazla zaman geçmeyecek, aranızda Meryem oğlu (Isa) adil bir hakem olarak inecek. Haç'ı kıracak, domuzu öldürecek, cizye'yi kaldıracak. Mal o kadar çoğalacak ki hiç kimse onu kabul etmeyecek, öyle ki bir tek secde dahi dünyadan ve dünyadaki herşeyden hayırlı olacak." Daha sonra Ebu Hureyre der ki: Dilerseniz Yüce Allah'ın: "Kitab ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyh/erinde bir şahid olacaktır." (en-Nisa. 4/159) buyruğunu okuyunuz.4Buharı 2222

Deccal ile Meryem oğlu isa –as- sema'dan inip onu öldüreceğine dair hadisler ile Ye'cuc ile Me'cuc'ün Deccal'i (İsa'nın) öldürmesinden sonra onun döneminde çıkacağını ve Yüce Allah'ın onların hepsini, onlara beddua etmesinin bereketiyle tek bir gecede helak edeceğini belirten hadisler bu kısa kitaba sığmayacak kadar çoktur.

            Dâbbe'nin çıkışı, güneşin batı'dan doğuşu ile ilgili olarak da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "O söz aleyhlerine gerçekleşince, Biz onlara yerden bir Dâbbe çıkartırız. Onlara: 'insanlar âyetlerimize inanmıyor/ardı' diye söyler." (en-

Neml. 27/82)

"Onlar kendilerine meleklerin gelmesinden yahut Habbinin gelmesinden

yahut Rabbinin âyetlerinden birisinin gelmesinden başkasını mı bekliyorlar? Rabbinin âyetlerinden biri geldiği gün daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye imanı fayda vermez. De ki: 'Bekleyin, biz

de beklemekteyiz.'" (ei-En'âm, 6/158)

Buharî bu âyetin tefsiri ile ilgili olarak Ebu Hureyre'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah -sav- buyurdu ki: "Güneş batı'sın-dan doğmadıkça kıyamet kopmaz. İnsanlar onu göreceklerinde yeryüzünde bulunanların hepsi iman edecektir. Jşte daha önceden iman etmiş olması hali müstesna hiçbir nefse iman etmenin fayda vermeyeceği zaman o zamandır."1 Buhârî 4635.

Müslim'in rivayetine göre de Abdullah b. Amr şöyle demiştir: Rasûlullah -sav-den ezberlemiş olduğum bir hadis var ki onu henüz unutmadım. Rasûlullah -sav- şöyle buyururken dinledim: "ilk çıkacak olan alamet güneşin batısından doğmasıdır. (Sonra) kuşluk vaktinde Dâb-be'nin insanların üzerine çıkmasıdır. Bunların hangisi diğerinden önce olursa, ötekinin de hemen arkasından çıkması pek yakın dernektir."2Müslim 2941

Alışılmadık alametlerin ilkini kastetmektedir. Deccal ve İsa –as- sema'dan inmesi her ne kadar bunlardan önce olacaksa da aynı şekilde Ye'cuc ile Me'cuc'ün çıkışı da böyle ise de; bütün bunlar bir çeşit alışılmışlık özelliğine sahiptir, çünkü bunlar beşer'dirler. Bunların benzerlerini görmek alışılmış bir şeydir. Fakat alışılmadık bir şekilde Dâbbe'nin çıkması, sonra bunun insanlarla konuşması sonra da onları mü'min ve kâfir diye damgalaması olağanüstü bir iştir, işte bu da yeryüzündeki bu tür alametlerin ilkidir. Nitekim güneşin batısından alışılmış adetine muhalif olarak doğması da semada görülecek alâmetlerin ilki olacaktır.

ilim adamları kıyametin alametleri ile ilgili hadislere dair özel ve meşhur eserler tasnif etmişlerdir. Bu kısa şerh bunların hepsini burada kaydetmeye elverişli değildir.

            "Hiçbir kâhin'i, hiçbir arrâf'ı; Kitab'a, sünnete ve ümmetin ic-mâ'ına muhalif herhangi bir iddiada bulunanı da tasdik etmeyiz."

YUKARI